Gündem

'11 Şubat, 15 Temmuz'un yumuşak darbesiydi'

“Mavi Vatan” kavramını ilk konuşan ve anlatan emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, SuperHaber’e yaptığı açıklamada Balyoz Davası kumpasının 10. yıl dönümünde önemli açıklamalar yapacağını söylemişti. Gürdeniz merakla beklenen açıklamasında ”11 Şubat’ı yaşayan bu devlet Allah bizi seviyormuş ki haya ayakta.Çünkü arkasından 15 Temmuz geldi” dedi.

Mevlüt Yüksel
Mevlüt Yüksel

“Mavi Vatan” kavramını ilk konuşan ve anlatan emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, SuperHaber’e yaptığı açıklamada, Balyoz Davası kumpası’nın 10’uncu yıl dönümü olan 11 Şubat tarihinde önemli açıklamalar yapacağını söylemişti.

“TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK KUMPASLARI YAŞANDI!”

Cem Gürdeniz dün yaptığı açıklamada ”11 Şubat, 15 Temmuz’un yumuşak darbesiydi. 11 Şubat başarılı olsaydı, devam gelecekti.” dedi.

Gürdeniz, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

”11 Şubat 2011, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kurduğu,belki de Türklerin tarihinindeki en büyük kumpasının bir dönüm noktasıydı belki.Bu utanç içerisinde, sıkılarak söylüyorum,devlet, devlete kumpas kurar mı? Kurdu. Bunun yarattığı etkileri çeşitli boyutlarda gördük.Öyle geniş durum spektrum var ki baktığınız zaman. Bu kumpasın bir ucu Kozmik Oda’nın açılmasından, Türkiye’nin en gizli bilgilerinin,, emperyalizmin istihbarat örgütlerine eriştirilmesinden tutalım; Türk Yunan sınırından,Yunanistan’ın bütün ortaya saçılan planlardan sonra, Yunanistan’ın savunma ve silahlanma ile kuvvet yapısı planlarını değiştirmesine kadar specktrum çok geniş. Verdiği zararın boyutunu anlatmam herhalde kitaplara ve ciltlere yetmez.Çok büyük zarar verdi. O yüzden 11 Şubat simge oldu esasında.Kumpas davalarının hepsi çok önemli. 11 Şubat’ta bir anda 163 kişi Almanya’daki gaz odalarına çoluk çocukların dahi atar gibi cezaevine atıldılar. En kötüsü de kendi ülkende kendi ordun tarafından esir alınmak...

“KUMPASLARLA BÜYÜK BİR TRAVMA YAŞANDI!”

Türkiye’nin yaratabileceği kremanın kreması belki en iyi denizciler, karacılar, o zaman daha havacılar eklenmemişti. Muazzam büyük bir travma esasında... Ben Stalin döneminde askeri tasfiyeleri de çok iyi inceledim. Dreyfus Davası’nı da çok iyi biliyorum. Her ülkede bu tip şeyler olmuş. Ama bu kadar acımasız,bu kadar acayip,bu kadar ahlaksız, bu kadar umarsız, böyle bir kumpası Türkiye Cumhuriyeti Devleti görmedi.Bu yüzden 11 Şubat’ı ne unutacağız ne unutturacağız... Şu an toprak altında bulunan arkadaşlarımız var. Bu şahısları geri getirmemiz mümkün mü? Mümkün değil. 11 Şubat’ta aklımda kalan, devletin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dibe vurduğu, belki de en kötü anlarda biriydi, en kötü. Hayatında trafik suçu olmayan,trafikten ceza almamış insanlar, daha sonra eklene eklene; o gece hatırlıyorum 10 aktif amiral,10 emekli amiral, 22 muvazzaf subay,2 tane emekli subay, 44 kişi tutuklanmıştı 163 kişi içerisinde. Bir ülkenin bir gecede insanları,3 kuruşluk cd ile insanları tutuklanıyor.Hukuka aykırı bir şekilde... Avukatlara savunma hakkı verilmeden. Avukatlar cübbelerini yere atıyor. Yer yerinden oynuyor. Bu hukuksuzluğa devlet, bütün mekanizması ile hayır demiyor. Ve ertesi günü,ne beklersin böyle bir şeyde? Yer yerinden oynamasını beklersiniz değil mi? Hayır, ertesi günü cumartesiydi. Herkes parka, eğlencesine,akşamı da yemeğine gitti. Kimsenin umurunda olmadı.

“11 ŞUBAT, 15 TEMMUZ’UN YUMUŞAK DARBESİYDİ!”

11 Şubat’ı yaşayan bu devlet,Allah bizi seviyormuş ki haya ayakta.Çünkü arkasından 15 Temmuz geldi. 11 Şubat,15 Temmuz’un yumuşak darbesiydi. Silah gücü kullanmadılar,emperyalizm emretti,emirler verildi,hedefler belirlendi,harekat ortamı şekillendirildi.Anayasa Mahkemesi üyelerinden HSKY’ya kadar,TUBİTAK’daki bilirkişisinden savcısına ve özel yetkili mahkemesine kadar... O dönem Anayasa Mahkemesi askerlerin siviller tarafından yargılanması yapılamaz kararı veriyor. Buna uyulmuyor. Balyoz’un tutuklamaları ve soruşturmaları devam ediyor.Bana göre bir devletin cinneti budur.Bana göre bunun bedelini hala ödüyoruz.Peki şuan ki duruma bakacak olursak,düşünün öyle bir hukuk darbesi yapıldı ki, Mustafa Kemal Atatürk’ü düşünen herkesin kafası kesildi. Seni kurduran o... Senin bütün vücudun,omurgan, kaburgaların, tüm prensiplerin bunun üzerine kurulmuş. Sen bir anda diyorsun ki 'ben kurucu her şeye karşıyım'. Ve diyorsun ki 'kötü ve acımasız bir kumpasla yok ederim' diyorsun.Yok edemiyor.

“FETÖ MUHAFAZAKAR KESİMİ DE KULLANDI!”

FETÖ’cüler ve emperyalizmin işbirlikçileri bana göre, o dönemde muhafazakar kesimi de kullanarak,bence onların saf ve temiz din duygularını kullanarak büyük bir işe giriştiler. Ve bunda da başarılı oldular. Çünkü Türk ordusu yüksek komuta heyeti ve Türkiye’nin devleti korumakla görevli olan kurulları görevlerini yapmadı. Yani bu bir hibrit savaşıydı.Hibrit savaşta,devlet devlete yenildi.Yani iki tane devlet olur mu? O zaman vardı.Zaten o zaman paralel devlet çok güçlüydü. Öbür devlette paralel devletin yanındaydı.Bu bakımdan bu süreci unutmamamız lazım.Ders çıkarmamız lazım.Yoksa 15 Temmuz benzeri şeyler olur.Çünkü din motifli ezoterik bir tarikat, FETÖ, emperyalizmin emrinde. 11 Şubat bu kanserin esesında tepe yaptığı noktaydı. Çünkü bu yapı ile mücadele edecek dinamik güçler o gün, o gece bu yapıyı yok edecek yapı yok edildi.

“EMPERYALİZM 1 LİRALIK CD’LERLE GENERALLERİ VE AMİRALLERİ TUTUKLADI!”

Emperyalizm, Balyoz ve Ergenekon üzerinden orduya ne mesaj verdi? 'Sakın sesini çıkarma,ofisine bir tane sahte cd bırakırım'. Yemin ediyorum bir liralık cdlerle, generaller, amiraller takır takır tutuklanıyor,kimse sormuyor. Beni kahreden bu zaten. Bir liralık CD ile 40 ve 50 yılını bahriyeye vermiş bir subayı içeri attılar. Muhalefette, hükümette sorgulamadı. 11 Şubat, 53 amirali, 10’u aktif, 25 amiral,Balyoz nedeni ile aktif görevden alındı. Bunun etkisi çok büyük oldu. Yunanistan’daki etkisini biliyoruz. Şu anda 2 bin FETÖ’cü Yunanistan’da yaşıyor, kaçanlar ilticayı alıyor. Almanya ve İngiltere aynı şekilde. O kadar bariz bir ilişki var ki. Atlantik sistem, Türkiye’nin jeopolitik hakkını isteyen subay, amiral ve general istemiyor. 'Ben ne dersem onu yapacaksın' diyor.Bir de daha çok emeklileri seçmişlerdi. Onlara da şu mesajı veriyorlardı Amerika istihbaratı: 'Siz emekli olsanız dahi peşinizdeyiz'. Yani aktif görevdekiler iş yapmasın, devletin çıkarlarını korumasın. PKK ile mücadele etmesin diye gözdağı veriyorlardı.”

“MAVİ VATAN TÜRKİYE’NİN DENİZLERDEN KOPARILMASINA KARŞI BİR MANİFESETOSUYDU!”

Cem Gürdeniz, konuşmasının devamında ise,  Mavi Vatan ile ilgili “Mavi Vatan,Türkiye’nin denizlerden soyutlanmasına ve koparılmasına karşı büyük bir manifestoydu. Bugün Yunanistan ne diyor? Türkiye, Mavi Vatan‘dan haritasından vazgeçmediğİ sürece uluslararası hiç bir toplantıya katılmayacağız.- Ege Denizi’nde Türkiye yarısını istiyor.- Bakar mısınız utanmazlığa? Adam diyor ki Türkiye Ege’nin yarısını istiyor. Kardeşim Ege’nin yüzde 50 si açık deniz alanı, kalan yüzde 50’sini de paylaşmamız lazım.Kardeşçe yaşamamız için. Sen bunu köşeye itersen,itersen, bir gün Türkiye hayır diyecek..Türkiye kara sularımızın yarısını istiyor diyorlar birde utanmadan“ ifadelerini kullandı.

“EĞER BALYOZ BAŞARILI OLSAYDI 2. VE 3. DALGA GELECEKTİ!”

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Balyoz kumpasının başarılı olması halinde devamının geleceğini ifade etti. Gürdeniz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eğer Balyoz başarılı olsaydı, 2. ve 3’ncü dalga gelecekti.Toplamda 237 kişi vardı.Bunun 134 kişisi denizciydi. 134 kişi vardı.İşte bunun nedeni Mavi Vatan.Hatta ben savunma yapmadım manifesto verdim. 29 Nisan 2011 günü..Ben 10’uncusuydum... Bir saate yakın konuştum. Şu benzetmeyi yaptım. 'Balyoz tutuklamaları kara kuvvetleri için ağacın dalları ise' dedim... 'Deniz kuvvetlerinde, ağacın bedenini kestiler' dedim.Çünkü tutuklananların çoğu, filo komutanlarıydı. Yani vurucu güç..."