23 Mayıs 2019
19 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
49 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 03:42 Güneş 05:33 Öğle 13:06 İkindi 17:03 Akşam 20:29 Yatsı 22:11
Demet Cengiz

Demet Cengiz

Çalınmış hayatlar…

“Şu sosyal medya çıktığından beri nazar arttı” diyen arkadaşıma hak verdim.

Sosyal medyanın hepimizi fotoğrafçı, kameraman, model, stilist, teşhirci ve röntgenci yaptığı malum…

Yapılan yüzlerce bilimsel araştırma; sosyal medyanın yetersizlik ve değersizlik duygusuna, kıskançlığa, endişeye, strese, uyku bozukluğuna ve depresyona neden olabildiğini ortaya koydu. Bir süre sosyal medya diyeti yaptırılan insanlarda depresyon belirtileri azaldı. Sosyal medya bağımlılığı ise ayrı bir rahatsızlık…

“Herkes kendine âşık ama kimse kendini sevmiyor” başlıklı yazımda kendine yabancılaşmış, yaptığı filtrelerle beden algı bozukluğu ve kişilik bozukluğu yaşayan insanların durumuna değinmiştim.

Sosyal medyanın sürekli güzel, mutlu, tatilde, eğlencede, etrafı dostlarla çevrili ‘sahte’ insanları, diğerleri üzerinde öylesine trajik ve derin bir eksiklik hissi yaratıyor ki insanları hırsızlığa teşvik ediyor.

Başkalarına ait fotoğrafları alıp kendi fotoğrafları gibi paylaşanların durumu için yeni bir tanıma ihtiyaç var.



Açılmış sahte hesaplardan söz etmiyorum. Kendi adına açtığı bir hesapta bir bakıyorsun başka birinin restoran, kafe veya sahil fotoğrafını paylaşmış. Bir bakıyorsun bir yıl önce başka birinin ödediği faturayı koyup kendi kazıklanmış gibi şikâyet etmiş. Bir bakıyorsun veterinerdeki bir kedinin komik durumunu kendi kedisiymiş gibi yansıtmış. Bir bakıyorsun bir çocuk markasının yüzünü alıp kendi çocuğu gibi göstermiş.

Bir veteriner “Biz bu kediyi ne zaman yuvalandırdık” diye isyan ediyor çalınmış videosunun peşinden.



Bazen ‘çalınmış hayatlar’ organize bir eylem olarak karşımıza çıkıyor. Çalıntı fotoğrafla sevgilisinden yeni sezon pek pahalı spor ayakkabı hediye almış gibi davranan kızımıza “Sen her şeyin en iyisine layıksın” diyen örgüt üyesi erkek arkadaş…



Çalıp paylaştığı fotoğraf veya videonun üzerine imza atanlar var ki çaldığı üzerinde mülkiyet hakkı iddia etmelerine şaşırmaktan başka duygu geliştiremiyor insan.

Twitter’da ‘Ruling’ isimli kullanıcı kendini bu hırsızlıkları ortaya çıkarmaya vakfetmiş.

Evet, bazı hırsızlıklar masum… Belli ki amacı insanları eğlendirmek, beğeni kazanmak, dikkat çekmek, onaylanmak, popüler olmak…



Önemli bir kısmı ekonomik yetersizliklerden kaynaklanıyor, kesin. Bir ölçüde kişinin kendini ve yaşamını abartması makul görülebilir ancak bazı vakalar patolojik…

Başka birinin/birilerinin hayatını kendi yaşamı gibi paylaşmak tedavi edilmesi gereken bir ruhsal rahatsızlığa işaret ediyor.

Gerçeklerden uzaklaşmış, kendi realitesinden kaçıp başka bir gerçeklik yaratmış insanın hayatta varabileceği pek fazla bir yer yok.

Herkesi kandırabilirsin ama gerçeği sen biliyorsun zaten. Bunun acısı yeterince yakıcı…

Psikiyatr Prof. Dr. Özgür Öztürk’e çalınmış hayatlardan söz ettiğimde bunun çok ciddi bir kimlik problemine işaret ettiğini belirtip, şunları söyledi:

“Kendini beğenme, narsistik ihtiyaçlarını başka biri üzerinden gidermek gibi arzulara hizmet eden veya o tarz hayal kırıklıklarını telafi etmeye yönelik bir davranış. Bir yandan naif çünkü ortaya çıkmama ihtimali yok. Zaten kendin biliyorsun o hayatın sana ait olmadığını. Mutsuz olduğun durumu değiştirmeye çalışmıyorsun. Sadece başkalarına ‘Sizin sandığınız kadar mutsuz değilim, benim de güzel bir hayatım var’ diyorsun. Tamamen gösterişe yönelik… Kendi iç eksikliğini ve tatminsizliğini değiştirmiyor.”



Psikolog Çiğdem Tiryaki ise insanların ekonomik yetersizliklerini realiteden kaçarak gidermeye çalıştıklarından söz etti.

İşte sırf bu yüzden, bu insanlarla alenen alay edilmesini doğru bulmuyorum. Mutsuz, eksik ve yalnız olduklarını görmüyor musunuz? Biraz şefkate, sıcak bir dost eline muhtaçlar. İnsaf edin. Makyajlarını silip, yüzlerindeki yarayı deşifre etmeyin. Onlar bilmiyor yaralı olduklarını.

SOFRAMIZDAKİ HIRSIZLAR

‘Uçurtma Avcısı’ romanında Khaled Hosseini ‘hırsızlığın’ tek günah olduğunu söyler. “Bir insanı öldürdüğünde onun yaşam hakkını; bir kadından kocasını, bir çocuktan babasını çalmış olursun. Yalan söylediğinde birinin gerçeğe ulaşma hakkını, hile yaptığında doğruluğu çalmış olursun” der.

Yanımızda durup, soframıza oturup ağzımızdan çıkan şakayı, dile getirdiğimiz bir aforizmayı, hatta anılarımızı soyanlara ne demeli? Düşünce soyguncusu?

Kitaplarımdan cümleleri kendi sözleri gibi paylaşan, anılarımı kendi hatıraları gibi anlatan, ağzımdan çıkan şakayı yüksek sesle bağıran, yardım projemin üstüne konan, yamağımken kendini aşçı ilan eden, dövmemin aynısını aynı yere yaptıran, aforizmamı kitap adı yapan soyguncu dostlarımı hep anlayışla karşılamaya çalıştım.

“Nasıl olsa kaynağı bende… Beni tüketemezler” dedim ama artık kendime haksızlık mı ettim diye endişeliyim. Bu yüzden ‘Ruling’i gerçek hayat hırsızlarına el atmaya davet ediyorum. ☺

“Bir İngiliz birkaç kişiden çalarsa kahraman olur, çok kişiden çalarsa şövalye olur” sözüne bakmayın siz, hırsızlık hırsızlıktır.

Hırsızlık tek günahtır! Ve hırsızlar da hoş görüldükçe azıyorlar.

 

Diğer Yazıları