15 Eylül 2019
21 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
8 sa 0 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 05:10 Güneş 06:37 Öğle 13:05 İkindi 16:35 Akşam 19:22 Yatsı 20:43
Röportaj

Yeni parti tartışması!

Bülent Arınç'tan "Erdoğan çağrı yapsın!" önerisi!

SuperHaber röportaj editörü Hülya Okur, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç ile siyasetteki son gelişmeleri konuştu. Arınç, yeni parti çalışmalarından, seçim sonuçlarına kadar birçok konuda çok önemli mesajlar verdi. Bunlardan biri de AK Parti'li "küskünlere" ilişkindi. Ayrılıklar, küskünlükler olabileceğini söyleyen Arınç, yeni bir aile fotoğrafına ihtiyaç olduğunu ifade ederek "Kolları bir sıvarız ki, AK Parti’yi bugünkü gücünün 10 katına ulaştırırız." dedi.

Hülya Okur
Hülya Okur
Bülent Arınç'tan "Erdoğan çağrı yapsın!" önerisi!

Bülent Arınç "Yeni parti" iddiaları hakkında suskunluğunu SuperHaber'e bozdu. "Ayrılıklar, küskünlükler olabilir. Bunun telafisi çok kolay" diyen Arınç'tan "Erdoğan çağrı yapsın" önerisi geldi. 

"Aile fotoğrafı olsun ki, millet bu fotoğrafa bakarak AK Parti’ye oy versin." diye konuşan Arınç, "Buna İslam’da 'Kavli Leyyin' derler..." ifadesini kullandı. 

Arınç İstanbul ve Ankara seçimlerine ilişkin de önemli tespit ve önerilerde bulundu. 

İşte Hülya Okur ile Bülent Arınç'ın söyleşisinden detaylar...

“AYRILIKLAR, KÜSKÜNLÜKLER OLABİLİR”

AK Parti’de ayrışmayı bekliyor muydunuz çünkü “Kurarken bu tür geçişlerin olacağını hiç düşünmedik” gibi bir ifadeniz oldu.

Ayrılıklar olur da. Çok idealist, çok samimi, çok hasbi şeylerdi bunlar. Ama işin doğasında varmış bu demek ki. Fransız İhtilali'nde bile ihtilalciler sonradan birbirlerini yediler. Veya bir başka partide, bir başka toplulukta. Zaman içerisinde değişimler olabiliyor. Bizde de arzu edilmeyen ayrılıklar, küskünlükler olabilir. Bunun telafisi çok kolay, yeter ki bunu istesin.

“KOLLARI BİR SIVARIZ, AK PARTİ’Yİ BUGÜNKÜ GÜCÜNÜN 10 KATINA ULAŞTIRIRIZ”

Yeniden bir araya geliriz mi diyorsunuz?

Nasıl olacaksa olur, siz bana söyleyin yeter ki. Kolları bir sıvarız ki, AK Parti’yi bugünkü gücünün 10 katına ulaştırırız.

“KİM NEREYE GİDERSE GİTSİN BİZ AK PARTİ’LİYİZ”

O çağrıyı Cumhurbaşkanına mı yapıyorsunuz?

Hayır, sadece Cumhurbaşkanı değil, herkese. Ben halk ile birlikteyim. Sizden sonra Balıkesir’den, Tatvan’dan arkadaşlar gelecek. Biz burada Türkiye’yi, AK Parti’yi konuşuyoruz, kim nereye giderse gitsin biz AK Parti’liyiz.

O çağrıyı Cumhurbaşkanı yapmalı gibi mi görüyorsunuz? Abdullah Gül, Davutoğlu için…

Başımızda o var. Hep bu isimler üzerinde kalmayalım. Ben 50 yılın siyasetçisiyim. İkinci kitapta 2001’den başlayacak, muhteşem 10 yıl ve ondan sonra 2011’den, Allaha ısmarladık dediğim güne kadar. Bestseller olacak o kitap.

Bilmediklerimiz üzerine mi kurulu? Özel münasebetlere mi yer veriyorsunuz? 

Özel değil, memleketimizin yaşadığı işler. Cumhurbaşkanımızın başarılı yönetimini,  hem iç hem dış politikada yaşadığımız olayları bir tanık olarak paylaşacağız. Tabii gizli kalması gerekenler yine gizli kalacak. Ben MGK’dan sorumlu Başbakan Yardımcısıydım. MGK kararlarında gizlilik vardır, MGK tutanakları ebediyen gizli kalmaya mahkumdur.

ÖBÜRLERİ BİZİM ETEKLERİMİZE ULAŞAMIYOR”

“YİNE BİR AİLE FOTOĞRAFI OLSUN Kİ, MİLLET BU FOTOĞRAFA OY VERSİN”

Bu noktada “Siyasette en büyük güç gücünü ve bildiklerini gizleyebilmektir” sözünüzü hatırladığımızda gücü elinizde tutmaya kararlı görünüyorsunuz. Peki AK Parti gücü elinde nasıl tutabilir?

Müthiş. Benim çağrım AK Parti’nin bu güzel gövdesi, güçlü gövdesi varken en az %40’lık kocaman bir gövde var. Öbürleri bizim eteklerimize ulaşamıyor ama bir yerde de işler iyi gitmiyor pek. Bu gövdeyi çok daha güçlendirelim. Yine bir aile fotoğrafı olsun ki, millet bu fotoğrafa bakarak AK Parti’ye oy versin. Çünkü bizim zamanımızda iki fotoğraf vardı. Bir Demirel’in “benim aile fotoğrafım” dediği bir fotoğraf, millet bunu bir kenara attı. İkincisi, bizim fotoğrafımız, on, on beş, yirmi, otuz tane adamın birlikte çektirdiği fotoğraf. Hepsi birbirinin eksikliğini tamamlayan, hepsi birbirine güç katan, hepsi birbirinden değerli, hepsi birbirinden kıymetli. Millet oraya baktı; beni sevenler beni gördü, Tayyip Beyi sevenler Tayyip Bey’i gördü. Abdullah Bey’i daha yumuşak daha akılcı bulanlar onu gördü. Daha cesur, cengaver görmek isteyenler Tayyip Bey’di. “Ah tam benim aradığım adam” dedi. O fotoğraf bize 17 senelik iktidar sağlıyor ama o fotoğrafta bir eskime, bir yıpranma, bir solukluk meydana gelmişse bu fotoğrafı tekrar canlandırmamız lazım. İşin özü bu.

“SAMİMİ BİR ÇAĞRI OLURSA…”

“AYET: SEN ONLARI YUMUŞAK DİLLE DAVET ET”

Böyle bir çağrı olursa katılımda aynı samimiyette olur mu?

Bilmem, samimi bir çağrı olursa kim tarafından yapılacaksa arkadaşlarımın ben hiçbir zaman samimiyetinden şüphe etmiyorum ama bir şartım var, Allah Rad Süresi'nde diyor ki: Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz. Önce kendimizi değiştireceğiz yani yanlış giden bir şey varsa akılcı olarak bunu terk edeceğiz. Şimdi yeri geldiği için söyleyeyim, bu kadar yıl siyaset yaptık elhamdülillah. AK Parti’nin başında da vardım, sonunda da vardım, daha da devam ediyor hamd olsun. 2000 yılında Ahmet Yesevi Hazretleri’nin türbesinin açılışında da bulundum. İmam Maturidi Hazretleri de böyledir, ikisini de çok önemli buluyorum. Bunların hepsi Piri Türkistan’dır. Ahmet Yesevi Hazretleri’ne sormuşlar “Şeriat nedir?” diye. Hepimizin bildiği şeyleri söylemiş genelde. Yani Allah’a birlik, iman etmek, asla şirk koşmamak, namaz kılmak vs... Ama Hülya Hanım, bir tanesi  bu günümüze ışık tutuyor bizim. Nedir o? Altıncısı; “Yumuşak huylu ve tatlı dilli” olmak.  Buna İslam’da “Kavli Leyyin” derler. Ayetlerde, hadislerde geçen şey budur. Peygamberimize hitaben Cenabı Hak buyuruyor ki: Sen sert olsaydın ağır kelimeler konuşsaydın, etraftakiler senden kaçardı. Sen onları yumuşak dille güzel huyla davet et, Rabbinin yoluna. Yumuşak huylu, tatlı dilli doğruları söyleyen bir yapıya tekrar kavuşmamız lazım.

“GENÇLERİMİZDEN ÜMİTLİYİZ”

“MÜCAHİT’İN MİLLETVEKİLLİĞİNİ HAK ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

Öyle ama eski fotoğrafı canlandırabiliriz ama sizin bir öneriniz var. Ben gençlik kollarından, Tayyip Bey de aynı şekilde, arkadan gelen gençlerin önünü de açmak lazım görüşü size ait… Yerel seçimlerde eleştiri oklarını teşkilatlar, gençlik kolları üzerine alıyor. Yeni Tayyip Erdoğanlar için Bülent Arınçlar için umudunuz var mı? Bu dönem aslında “Babalar ve oğulları” diye tanımlanan bir dönem. Oğlunuz Mücahit Bey’in milletvekilliği sizde nasıl bir duygu uyandırdı, ülkeyi yönetmek gibi bir iddiası var mı?

Biz gençlere çok önem veren bir parti olduk. Biliyorsunuz 30 yaş şartı vardı önce 25 yaşa indirdik sonra 18’e indirdik. Doğrusu ben 18 yaş konusunda mütereddit kaldım ama 25 yaş için çok daha doğru olduğunu düşündüm ama 18 yaşı da Cumhurbaşkanımız çok savundu, çok gayret etti, onun da doğru ve yerinde olduğunu düşünüyorum. Tabii bu topraklar çok bereketlidir analar ne güzel evlatlar doğuracak ve onlardan siyasete ilgi duyanlarda milletvekili olacak, yönetici olacak, cumhurbaşkanı olacak. Şimdi biz bu gençlerimizden ümitliyiz, ümitli olmamız lazım. Bugün parlementoda çok genç var ama bunların kalitesi, kalibresi, iyi yetişmiş olmasına bağlı. İyi yetişmiş olmak, tecrübeden geçer. Bir defa kendileri merak edecekler. Buraya o kadar güzel gençler geliyor ki. Geçen Malatya İnönü Üniversitesi’nden iki genç geldi. “Biz siyasette niyetliyiz, arzu ediyoruz. Ne yapmamız lazım?” diye bir başladık onlarla bir saati geçen bir sohbet ettik. Malatya’dan geliyorlar pırıl pırıl çocuklar, biri Palulu idi ama Malatya’da okuyorlardı. Bu gibi gençlerden çok istekli, arzulu görüyorum. Tabii kuruluş günlerindeki gibi değiliz. Şimdi daha farklı bir jenerasyon içerisindeyiz ama bu gençlerin ben ilerde ülkeye çok hizmet edeceklerini düşünüyorum. Onlara tavsiyem şudur, “Güzel kıyafetler içerisinde olmak doğrudur ama önce kafanızı bir doldurun, kitap okuyun, temel kitapları mutlaka okuyun, siyasi konulara ilgi duyuyorsanız hatıratları okuyun, geçmişte yaşananlara dikkat edin“... Şimdi inşallah bir kısmı sadece parlamentoya girdi bunların belki ama çok büyük kısmı da gerçekten siyasete arzu eden, okumaya meraklı, tecrübe kazanmaya gayret eden kardeşlerimiz. Hangi partiden olursa olsun, ben AK Parti açısından bakıyorum onlarla inşallah partimiz daha da güçlü olacak.

Oğluma gelince, siyasete meraklı olduğunu gördüm ve yapılan teklife de Sayın Cumhurbaşkanımız çok güzel bir karşılık verdi, kendisine minnettarız. O da Mücahit’i tanır, takdir eder. Allah razı olsun oğlum, ilk adaylığından bu yana büyük bir enerjiyle çalışıyor. Son günlerdeki bütün gayreti işte bu oy sayılan yerlerde gece nöbetlerine kadar kalabilmek. Çok güzel şeyler düşünüyor. Mesela 24 Haziran seçimlerinde de istatistikler yaptı, AR-GE çalışması yaptı, kendi üçüncü bölgesinde çalışmalarına ilaveten diğer bölgelere de gitti. Ben de birkaç gün kendisiyle çok fazla göze görünmeden bir çalışma yaptım. Ben, Mücahit’in milletvekilliğini hak ettiğini düşünüyorum. Ondan inşallah daha büyük bir hizmet bekliyorum.

“KAPI KAPI SİYASETİN VE KADIN KOLLARININ PATENTİ TAYYİP BEY'E AİTTİR”

“AK PARTİ DEĞİŞMEDİ, METOTTA FARKLILIK YARATTI”

“İLETİŞİM KURMANIN KIRK TANE YOLU VAR”

"Değişim" dediniz de, "Bugünün bize bir şeyler söylemesi "lazım dediniz. Bunun partinin kuruluş felsefesi ile de ilgisi olmalı muhtemelen.  Tarihçi Kemal Karpat;  Çok büyük bir parçalanma değil gerçi ama var. Bülent Arınç başka görüş, Tayyip Bey başka görüşü temsil ediyor. Yani orta sınıf içinde bugünkü Türkiye’de dönüşüm siyasi iktidarın bir ekonomik-sosyal siyaset olmaktan çıkarak ideolojiye dönüşmesidir artık, demişti. AK Parti ideolojisi dönüşmeli mi, yenilenmeli mi?

1995 seçimlerinde Refah Partisi olarak birinci parti olduk. Aldığımız oy %21,5’ti. Bize göre çok büyük bir rakam. 158 milletvekili çıkardık ama biz ilk seçimde AK Parti’de %35 oyla 363 milletvekili çıkardık. Konjonktür, seçim sonuçları ve bütün partilerin parlamento dışında kalması bize bunu getirdi. Şunu söyleyeceğim: Erbakan hoca, o zaman bunu bize izah ederken bazı gazeteciler, bazı yorumcular “Refah Partisi değiştiği için kazandı ve birinci parti oldu” dediler. Erbakan Hoca buna karşı çıktı. ”Biz değişmediğimiz için kazandık ve birinci olduk” dedi. Değişen metot, usul ve yöntemdi. Bu değişimi de Refah Partisi’ne Tayyip Erdoğan getirdi. O zaman ben hatırlıyorum 1980’li yıllar o herhalde 1984-1985’ten sonra il başkanı olmuştur. Kapı kapı siyasetini getirdi, yüz yüze siyasetini getirdi. İnsanlarla birebir ilişki kurarak Refah Parti’sini güçlendirdi. İlk defa onun döneminde kadın kolları kuruldu. Daha öncesinde kadın kolu kurmak, kadınların siyasi çalışmaya katılması falan çok anlaşılır bir şey değildi. Hatta kadın kolları, İstanbul’da faaliyete başladığı zaman ben daha sonra birlikte olduğumuz çok hoca efendinin “Olmaz canım! Bu kadınlar da her yere girmez ki. Bunlar nasıl kapı kapı dolaşacaklar? İşte bir meyhaneye sıra geldiği zaman nasıl girecekler? Hiç hoş olmayan bir yere gidecekleri zaman nasıl olacak?” falan diye karşı çıktıklarını biliyorum. Ama Tayyip Bey dedi ki “Siyaset birlikte yapılacak.”... Kadınlar ve gençlik kolları... Gençlik kollarını örgütledi. Biz esnaf ziyaretleri, mesleki kuruluşlar ziyaretleri, ev ziyaretleri, sohbetler, onlara video izletmeler, konferansa götürmeler bir ortalığa girdik. Bu değişim değil, bu metotta farklılıktır. O zaman bunu tuttuğunu görünce biz hemen Manisa’da bunu uyguladık. Yani bu işin patenti “Recep Tayyip Erdoğan”’a aittir. Biz o zaman il müfettişliği yapıyorduk. Ben Manisa’daydım. Hem Manisa’dan sorumluyum, hem Aydın ve Muğla’dan sorumluyum.  O zaman zannediyorum Tayyip Bey de Trakya’dan sorumlu. Edirne veya Tekirdağ’dan Malkara’dan sorumlu. O zaman birinci ağızdan duymadım ama çevresindekilerden duydum. Çok da hoşuma gitti. Bunu örnek veriyorum şimdi, Tayyip Bey diyelim ki Edirne’nin Malkara’sına Keşan’ına Tekirdağ’ına daha doğrusu veya Lüleburgaz’ına gidiyor, kahve ziyaretleri yapılıyor köylerde. Biz her gittiğimiz yere “Selamün aleyküm” diye giriyoruz ama oturanların hiç birisi karşılık vermediği gibi çevresine bile bakmadan oturmasına devam ediyor. “Selam almadınız birkaç kelime konuşalım” falan dendiğinde hiçbir ilgi olmuyor. Bir defa, üç defa, beş defa falan sonra bu gezilerden bir tanesinde demiş ki  adamın bir tanesi “Kardeşim bizim buraya geliyorsunuz, eksik olmayın. “Esselamü Aleyküm” diye başlıyorsunuz, millet size bir karşılık vermiyor, sizi dinlemiyor. Siz hata ediyorsunuz” demiş “Allah Allah ne hatası?” demişler. “Kardeşim burası Trakya. Burada bir kahveye girdiğin zaman Esselamü Aleyküm diye girmeyeceksin  o insanlarla iletişim kurmak için “Ya ne diyeceğiz?” demişler “Merabayın arkadaşlar” diyeceksiniz. Bu çok sosyolojik fevkalade önemli bir olay. Bunu herkes bilsin. “Ben bunu söylersem ne olacak?” Sen bunu söylersen “Herkes ayağa kalkacak merhabayın diyecekler, sen de oturacaksın sohbet edeceksin” denemesi bedava. Ondan sonra bir kahveye gittiklerinde “Merhabayın arkadaşlar” demişler herkes kalkmış “Merhabayın” demiş. Tayyip Bey demiş ki, iletişim kurmak için kırk tane yol var. Sizin gibi güler yüzlü bir bayanla karşılaştığımızda “Günaydın” dersin. Yaşlı sakallı bir hacı amcayla karşılaştın “Hayırlı sabahlar” dersin. Selam vermen gerekir “Selamün Aleyküm amca“ dersin “Dede” dersin “Beyefendi” dersin.  Eve giriyorsun “İyi günler” dersin, evden çıkıyorsun “iyi günler” dersin. "İyi günler", "merhaba", "Selamün Aleyküm", "günaydın", hepsi yerine göre bir selamlaşma vesilesidir. Sadece Esselamü Aleyküm değil ki. Yerine geldi bir "merabayın" de, yeri geldi "günaydın" de, yeri geldi "hayırlı sabahlar" de. Ben bunu avukatlık hayatımda da kullanmaya başladım. Eskiden bir adliyeye girerdik bir ağırlığımız vardı. “Efendim hayırlı işler, iyi günler Hakim Bey” buradan çözdük işi. Küçükle küçük, büyükle büyük, köylüyle köylü, kentliyle kentli ama yerine göre ortak değerlerimizi de her yerde kullanmamız lazım. Yani “Günaydın” demenin ne mahsuru var? Hiçbir mahsuru yok. Yani birileri bizi çağırır da bu iş nasıl olacak derse hepsini anlatırız.

Yani AK Parti temellerini koruyacak ama belki bir metot değişikliği yapmalı, diyorsunuz.

Birileri bizi çağırır da o iş nasıl olacak derse o zaman anlatırız.

“TÜRKİYE İÇİN BEKA MESELESİ HER ZAMAN VARDIR”

“SEÇİM BEKA MESELESİ OLMAKTAN ÇOK ÖTEDEDİR”

“BEKA OLMAZSA OLMAZ, VARLIKLA YOKLUK ARASINDAKİ BİR MESELEDİR”

İlk defa 2004 yılında TBMM’de yaptığınız bir konuşmada her paragrafta yeni Türkiye’yi anlattığınızı belirtip, Erdoğan'ın "Yeni Türkiye" ifadesinin size ait olduğunu söylemiştiniz. Peki “Yeni Türkiye” söylemi ile birlikte anılan” beka” için ne dersiniz?

Beka meselesi, Türkiye için her zaman vardır. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde daha çok bu konular üzerinde durulur. Ben MGK’dan sorumlu olduğum için üç defa Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni değiştirdik ve içerisine çok önemli şeyler koyduk. Türkiye’nin güney meselesi vardır o ülkelerle ilgili bir güvenlik meselesidir. Güvenlik bir beka sorunudur. İç politikada toplumsal barış kurmak zorundayız. Terör meselesi, bir beka meselesidir. Kıbrıs meselesi, bir beka meselesidir yerine göre. Bunun sadece seçim sandığına indirgemek doğru değildir. Beka meselesi, olmazsa olmaz varlık ve yokluk arasında seçilecek bir meseledir. Beka meselesinin ne olduğunu herkes çok iyi bilir. Bu seçimlerde çok kullanıldığı için söylüyorum; bir seçim, beka meselesi olmaktan çok daha ötede bir şeydir.

“TÜRKİYE, 15 TEMMUZ’DA İHANETLE KARŞILAŞTI”

“15 TEMMUZ’DAN 2,5 YIL SONRA YAPILAN SEÇİM, 15 TEMMUZ’UN GÖLGESİNDE OLAMAZ”

15 Temmuz'dan sonra bizim milliyetçilik duygumuza daha çok sarılmamıza ve bu söyleme, bu değerlere daha çok sarılmamıza itmiş gibi duruyor. 

O ayrı bir şey. Yani 15 Temmuz’da Türkiye, bir ihanetle karşılaştı. Hain bir darbe girişimine maruz kaldı. Canlarımız gitti, şehitlerimiz oldu, yaralılarımız oldu… Meclis bombalandı, uçaklar bizim evimizin üstünden geçti bomba bıraktı… Yani böyle bir felaketi kim başımıza getirdiyse tek tek isim saymayacağım için Allah hepsinin cezasını versin ve inşallah en ağır cezaları da görecekler. 15 Temmuz’da yaşadığımız bu olaydan, diyelim ki 2 sene sonra bir seçim yapıyoruz. 15 Temmuz’dan sonra bir Cumhur İttifakı oldu. Bu ittifakta seçimlere girdi, buna da genel başkanlar karar verdiler, bizde bunun yanında yer aldık.

“CUMHUR İTTİFAKININ TARTIŞILACAK TARAFI YOK”

“CUMHUR İTTİFAKI KONUSUNU BEKA MESELESİ OLARAK GÖRMEM”

“CUMHUR İTTİFAKI SİYASİ BİR İTTİFAKTIR”

“BENİM İÇİN HAK OLAN BAŞKASI İÇİN HAK OLMAZ” DİYEMEZSİNİZ

Cumhur İttifakı da beka temelleri üzerine oturtuldu… Kürt kimliğinin tanınması konusunda çok çaba sarf ettiniz… Cumhur İttifakı size göre hangi temeller üzerine kuruldu?

Kürt meselesi Türkiye’nin geçmişten bu yana önemli bir meselesidir. Bunu çözebilirseniz Türkiye, kendi içinde güvenliğe kavuşur, terör örgütünden kurtulur, terör sorunu biter. Cumhur İttifakı kuruldu, genel başkanlar kurulmasına karar verdi. Ben bir AK Parti’li olarak Genel Başkan’ımın bu konuda verdiği karara itiraz etmem, bunun gereğini yaparım. Ben Anadolu’yu dolaştım az da olsa en az 6 şehirde seçim kampanyası yaptım. Dedim ki “Artık bu ittifakın tartışılacak tarafı yok. Bu ittifakın namusuna uygun olarak her AK Parti’li gidip oyunu kullanmalı, her MHP’li gidip oyunu kullanmalı. Eğer bunun dışına taşarsanız, olmadık sonuçlarla karşılaşırsınız.” dedim. Bazılarında bu tuttu, bazılarında bu tutmadı. Ben Cumhur İttifakı konusunu bir beka meselesi olarak görmem. Bu bir siyasi ittifaktır. Bunu geçmişte de partiler yapmıştır. Biz 1991’de MÇP ve IDP’yle Refah partisinin ittifakını gördük, seçim ittifakı. Biz seçime giriyoruz, onlar girmiyor, adaylarını ben kendi listemden gösteriyorum. Bugün de bazı yerlerde yapıldığı gibi. Öbür tarafta da mesela SHP, Erdal İnönü zamanında 1991 seçimlerinde HEP’le ittifak yaptı. O zaman HEP’li milletvekilleri, zannediyorum 20 civarındaydı SHP’nin içinden geldiler ve 1 seneye kalmadan onları da ihraç ettiler. Arkasından Anavatan Parti’si, Büyük Birlik Partisi’nin rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da dâhil milletvekillerini kendi içlerinde taşıdı. Bunların hepsi meşrudur, bunların hepsi doğrudur. Hangi partinin daha çok kar elde ettiğine bakmak lazım. Şimdi siz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni getirir ve ittifaklarla seçime girmeye karar verirseniz bu sefer %50+1’i bulmanız lazım. Bunun için bir ittifak yapıyorsunuz. Bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde çok işe yaradı. Diğerlerinde hangi sonucu verdi onları ayrıca tartışmak lazım. Bunu merak edenler beni davet eder, kendisiyle konuşurum. Bilirsiniz ki karşı tarafında ittifak yapması gündeme geldi. “Benim için hak olan başkası için hak olmaz” diyemezsiniz. Onlarda ittifaklarını kurdular. O ittifakta onlar açısından meşru ise doğru ise haklı ise bunun sonucuna razı olacaksınız. Yani “Ben çok iyiyim, onlar çok kötü” derseniz Ahmet Yesevi Hazretleri’nin tarifine uymamış olursunuz.

“AK PARTİ’NİN EN GÜZEL KİMLİĞİ MUHAFAZAKAR-DEMOKRAT KİMLİĞİDİR”

“DEĞİŞİM DEDİĞİMİZ ŞEY BAŞKALAŞMAK OLMAMALI”

 'Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni'nde Sayın Cumhurbaşkanı'nın konuşma yaptığı kürsünün sağında dini temsilciler ve gençler, sol tarafında ise bilim insanları vardı ve Sayın Cumhurbaşkanı "Cumhuriyeti şahlandırma" sözü vermişti. Sizce Türk siyaseti bundan sonra Cumhuriyete mi, Milliyetçiliğe mi, Muhafazakar demokratlığa mı evrilir?

Türkiye’de rejim değişikliği yok, sistem değişikliği oldu. Eskiden parlamenter demokrasi vardı, şimdi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi var. Cumhuriyetin kazanımlarını arttırdık. Cumhuriyet döneminde 60 senede yapılanın, 6 katını 4-5 senede yaptık, bu yollarda da, sağlıkta da böyle. AK Parti çağdaş uygarlık düzeyinde gerçekleştirdi. Bundan çok eminim. Diğer değerlerde bir aşınma mı var derseniz onlar tartışılır. Ama ben AK Parti için en güzel kimliğin muhafazakar demokrat kimliği olduğunu düşünüyorum. Zaten bu kitabın sonunda da Milli Görüşün ilkelerine uygun hareket ettim ama AK Partili'yim, AK Parti’nin muhafazakar-demokrat kimliğine de sıkı sıkıya bağlıyım. Muhafazakarlık bizim için değerlerdir, demokrasi de ortak paydamızdır. Demokrasinin çoğulculuk ve katılımcılık ilkesini 14-15 senedir çok iyi uyguladık. Bizim değişim, dönüşüm dediğimiz şey başkalaşmak olmamalı. Yani biz muhafazakar, demokrat kimlikten başka bir yere evrilemeyiz ama kendi içimizde dönüşüm yaşıyoruz. Bundan sonra da ileri demokrasinin şartlarını uygulamamız lazım, bunun için de yolumuz açık bizim.

“15 TEMMUZ’A SADECE MİLLİ DEĞER VE MİLLİYETÇİLİK AÇISINDAN BAKMAMAK LAZIM”

“KAHRAMANLARI ALNINDAN ÖPMEK LAZIM”

15 Temmuz milli mücadelenin öne çıktığı bir darbe şekliydi. Vatanı müdafaa için sokaklara dökülen insanların milli şuuru ile darbe bertaraf edildi.

Allah hepsinden razı olsun. Milli şuurun yanında Cumhuriyete, Cumhurbaşkanına sahip çıkmak, hükümetine sahip çıkmak, Türkiye'de artık kimsenin elini kolunu sallayarak darbe yapamayacağını göstermektir. O kahramanları gidip alınlarından öpmemiz lazım. Zaten onlar bizi öbür tarafta inşallah bekliyor olacaklar. Ama sadece milli değer veya milliyetçilik açısından 15 Temmuz'a bakmayın. 15 Temmuz üzerinde bizim yapacağımız en önemli çalışma dini bir cemaat olarak gördüğümüz bu kişiler, başındaki insandan en son kuyruğundaki insana kadar. Nasıl oldu da hükümete karşı, demokrasiye karşı silah kullanan bir darbe örgütü oldular? Bu çok önemli bir şey. Bence yatıp kalkıp bunlara çalışmak lazım.

“BİLSELER DE FIRSAT VERİRLER MİYDİ”

“15 TEMMUZ’UN ALACAĞIMIZ DERSLER VAR”

“DEVLETİN DİNİ ADALETTİR, ZULÜM DEVLETİN KÜFÜRÜDÜR”

FETÖ’nün silahlanma boyutunu bekliyor muydunuz?

Beklesek tedbirini alırdık. Cumhurbaşkanımız 15 Temmuz gecesi darbe olduğunu, yanındaki başyaverin de en çok ihanetin içinde olduğunu herhalde ihaneti gördüğü zaman öğrendi. Genelkurmay Başkanı yaveri tarafından kolları arkasından bağlanarak götürüldüğünde Genelkurmay Başkanı o anda öğrendi. Yani düşünebiliyor musunuz, önceden bilselerdi buna fırsatı verirler miydi? Onlar gibi ben de... 15 Temmuz'daki ihaneti görünceye kadar bunların bu şekilde yapılandıklarını, askeriye içinde, polis içerisinde bürokrasi içerisinde hiçbirimiz düşünmedik ve görmedik. Ama 15 Temmuz'dan alacağımız derslerin içerisinde; bu ihaneti yapanları yani darbeye doğrudan veya dolaylı olarak destek sağlamış olanları bir tarafa koymamız lazım, Cumhurbaşkanımızın tabiri ile ibadet, ticaret noktasında bunlarla bir şekilde birliktelik yaşamış olanlarında adaletini gözetmemiz lazım, ayrışması lazım. Çünkü onların içerisinde büyük mağduriyetler yaşayan birkaç kişi değil birkaç bin kişi var. Bütün bu mağduriyetler giderilirse, o zaman 15 Temmuz'un hakiki failleri en ağır cezaları alır ama benim gibi, Cumhurbaşkanımız gibi, Genelkurmay Başkanı gibi, MİT Başkanı gibi bu yaşanan olaylardan habersiz kılınmış, pek çok insan gibi; doktor hastanede, imam camisinde, öğretmen okulunda… Bu insanlar da bu mağduriyetlerden kurtulmuş olur. Onların da haberi yoktu ki, çocuklarını onların okuluna göndermişler. Onların da haberi yok ki paralarını Bank Asya'ya yatırmışlar. Yani 15 Temmuz üzerine belki ayrı bir konuşma yapmamız lazım. İşin başı adalettir. Devletin dini adalettir, zulüm devletin küfürüdür. Devletin dini adaletse, Allah bize adaleti emrediyorsa, birkaç kişi bile olsa ben biliyorum ki birkaç bin kişi, mağduriyet yaşayan insanların gözyaşlarını silmemiz lazım. O zaman 15 Temmuz'un acısını hafifletmiş oluruz.

FETÖ’nün en önemli özelliği silahlı bir örgüt olmasıydı, bu bilinmeyen, beklenmeyen vurulmamızın altında da çok tehlikeli bir örgüt olması mı yatıyor?

Yaralılarımız var, masum insanlar alçakça katledildi. Sonuçlar gösteriyor ki FETÖ terör örgütü son yılların en sinsi, en tehlikeli en acımasız örgütüdür.

O mağdur edildiğini söylediğiniz kesim için sormak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın 17/25 operasyonu sırasında yaptığı uyarıları dikkate almamaları yanlışa bilerek düştüklerini göstermiyor mu?

Paralel Yapı'dan siz bunların darbe yapacağını anlayabilir misiniz? Biz anlayamadık. Biz MGK’daydık, anlayamadık. Ama şunu anladık. 17-25’teki bu yargı darbesi diyelim. Bu çok kötü bir olaydı. Başbakanımızın kendisine, oğluna kadar ulaşabilecek, bakanları da içine alabilen vs. vs. Bu çok çirkin, çok yakışıksız bir hareket. İşte usulsüz elde edilmiş dinlemeler, şunlar bunlar yayınlandı. Bütün bunlardan sonra kafalarda bir tek “yolsuzluk” kelimesi kaldı. Bu yolsuzluk kelimesi de bir algı operasyonuydu. Başbakanımız tedbirini aldı, elindeki imkanları kullandı, bunların darbesini bastırdı, ondan öncesinde biliyorsunuz MİT Müsteşarı'nın da sorgulanmak üzere çağrılması vs. oldu. Onu hemen kanun değişikliğiyle zaten halletmiştik. Ama bunların silahlı terör örgütü olması meselesi 2016’dan çok az bir zaman önce bir mahkeme kararıyla söylenmiştir. İnsanlar, bunu bilmeyebilirler. Bank Asya son anda kapatıldı. Denseydi ki: Bu silahlı terör örgütünün finansmanı Bank Asya’dan elde ediliyor. O zaman herkes parasını çekerdi. Okullar son güne kadar açıktı. Okullarla ilgili bir şey söylenmedi. Yani şunu söylemek istiyorum: 15 Temmuz felaketi büyük bir faciadır. Silahlı bir darbe girişimidir. Bunun içinde bir fiil bulunanlar da bu darbe girişimine şu ya da bir şekilde destek sağlamış olanların anasından emdiği süt burnundan getirilmeli ve içeride ilelebet cezalarını çekmeli. Benim derdim, bütün düşüncem; okulunda ders veren öğretmen, mihraptan imamete geçmiş imam, hastanede doktorsa doktor, üniversitedeki profesör, üniversitenin rektörü, ne yapmış da bu silahlı darbe girişiminin içinde bulunmuş? Bunların da ortaya çıkması lazım.

“15 TEMMUZ ÇALIŞMADIĞIMIZ YERDEN ÇIKTI”

2011 yılında 27 Nisan Muhtırası’nı hatırlatıp, darbecileri koruyan hükümleri referandumda kaldırmanın rahatlığı ile “Bundan sonra varsa bir babayiğit darbe yapmayı aklından geçirsin bakalım. Varsa aklını kaçırmış 3-5 kişi, hâlâ cuntacılık yapsın bakalım. Geçti o günler.” Demiştiniz. Ama bu meydan okumaya rağmen biz 15 Temmuz vehametini yaşadık. 

15 Temmuz, çalışmadığımız yerden geldi. Şimdi imtihana giden çocuk, çalışır, çalışır veya mülakata giden birisi ona öyle sorular sorar ki, çocuk dışarıya çıkar ve çalışmadığım yerden sordu, der. Bizim eleştirdiğimiz neydi? Cuntacılık. 2009’da Ergenekon ile ilgili Balyoz, Kafes, bilmem ne... Bunlar yayınlanmaya başladı. O zamanlar daha çok Taraf Gazetesi. Bakıyorsunuz. Gerçek kişiler. Söyledikleri acaba olabilir mi? Olabilir diyenler çoğunlukta. Neden? 60 darbesini yapanlar bunlar, 71 muhtırasını verenler bunlar, 80 darbesini yapan bunlar. Erbakan hocaya MGK darbesini yapanlar da bunlar.

“CUMHURBAŞKANIMIZIN CESARETİ OLMASA…..”

Biz bir tek cuntacılık konusunda tecrübeliydik diyorsunuz yani?

Profesörlük yapıyorduk neredeyse cuntacılıkta. Ben Meclis Başkanı seçildim. Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları gelecekler. Gitmeyelim, diye ısrar ediyorlar Hilmi Paşa’ya. Hilmi Paşa da diyor ki: Bizim geleneğimizde böyle bir şey yok, gideceğiz. Geldiler, surat bu kadar. Üç buçuk dakika kaldılar. Şimdi bu insanlar hakkında siz nasıl olumlu düşünebilirsiniz? Geçmişte sabıkaları var. 2009’da bu belgeler ortaya çıktığı zaman, demek ki bunlar hala Çetin Doğan olmak üzere, bunlar böyle düşünüyorlar. Sizin kanaatiniz bu olur. Biz o yüzden 12 Eylül 2010 referandumunu çok önemli bulduk. %58 ile aldık bu referandumu. O zaman dedik ki: Darbecilerden hesap sorulacak. Ek 15.maddeyi kaldırıyoruz. Evren ve arkadaşları ondan sonra hakim önüne çıktılar. Bundan sonra kimse darbe yapmaya cesaret edemeyecek. Bir de onların "Cumhuriyeti koruma, kollama" maddesi var, 35.madde. Onu da kaldırmışız. Gümbür gümbür geliyor AK Parti Allah’ın izniyle. Cumhurbaşkanımızın cesareti olmasa, uçağa binip İstanbul’a doğru yola çıkmasa, yoldayken “Ey millet meydanlara çıkın, dersini verin” demese, adamlar neredeyse muvaffak olacak. Yani bizim o zamanki kafamızla düşündüğümüz darbe girişimi, yine askeriye içerisinde bir cunta grubunun yapabileceği endişesiydi. Ama böyle takiye üzerine takiye yapmış, birilerini oraya özel olarak yerleştirmiş bir örgüt ya da bir örgüt liderlerinden Allah inandırsın hiçbirimizin haberi yoktu.

“ FETÖ İLE BAĞLANTILI OLANLAR, İÇERİDEKİLER, DIŞARIDAKİLERE CESARET POMPALIYOR”

“CEZAEVİNDEKİLERİN PSİKOLOJİSİNİ İYİ BİLMEK LAZIM”

Peki artık bu vahim olay yaşandı. Bundan sonraki savunma mekanizmamızı nasıl görüyorsunuz? Daha da cesaretlendiklerini düşünüyor musunuz, cezaevinde olanların kurtuluş için güvendikleri ne?

Onu Cumhurbaşkanımız çok iyi bilir. Ona soralım. O çok iyi bilir. İnsanlar umutla beklerler. Şimdi insanların en çok sorduğu şey “Af çıkacak mı?” Seçimde de bu çok etkili oldu. Yani Sayın Bahçeli’nin bu af teklifini vermesi, bunun arkasında durduğunu göstermesi, daha çok adil suçlarda ilişkin bir teklifti o. Hala şimdi seçim bitti. “Hadi bakalım” diyenler var. Cezaevindeki insanların psikolojisini iyi bilmek lazım. Ancak tabii FETÖ örgütüyle bağlantılı olanlar, içeridekilere dışarıdan cesaret pompalamaya çalışıyorlar. Yani bu çok kötü, çok iğrenç bir şey. O insanları, çileyi çekiyorsunuz ama yakın zamanda da şöyle olacak, böyle olacak. Bunlar alçak üstüne alçaklık. Böyle bir şey değil. Bu yüzden belki adaleti de baskı altına almaya çalışıyorlar. Çünkü orada da hüküm verme durumunda olan insanlar, ‘Bunlar hazırlık içerisindeler, pişman olmamışlar’ diyerek belki adalet terazisinde farklı davranıyor olabilirler. Biz bunların dışında olalım. Bugün yargı noktasında olanların mutlaka yazılı hukuka bağlı kalmaları lazım. Türk Ceza Kanunu’nda silahlı terör örgütünün unsurları nedir? Elindeki suçlama nedir? Ben, 23 yıl avukatlık yaptım. Hakimlik yapmadım. Ama ben de bir parçasıyım. İddia makamı var, savunma makamı var. Karar verecek hakimler var.

“ONLARA “ADALETİ BEKLEYECEKSİNİZ” DİYORUM”

“ONLARIN AVUKATA İHTİYAÇLARI YOK”

Paralel Yapı ile mücadele sırasında “cübbemi giyerim” gibi bir söz söylediniz. 15 Temmuz şehitleri, gazileri ya da mağdurları içinde aynı savunmayı yapmak durumunda kaldınız mı?

15 Temmuz şehitleri için biliyorsunuz, meclisin avukatları var. Müdahil oldular. Başbakanlığın o zamana göre söylüyorum avukatları vardı. Cumhurbaşkanlığımızın ayrıca avukatları var. Büromun yanında iki tane avukat arkadaşımız, cumhurbaşkanlığı adına tüm davaları takip ediyorlar. Ben de kendileriyle zaman zaman görüşüyorum. Onların avukata ihtiyacı yok. Yüzlerce arkadaşımız bu konuda görevli. Ayrıca parti teşkilatları ve milletvekilleri de onların davalarını ayrıca takip ediyor. Diğer sanıkları savunanların askerle ilgili dosyalarını bilmem. Yani zaten kapılarımız onlara kapalı. Ama öğretmendi, savcıydı, ne bileyim imamdı, polisti bunlarla ilgili aileleri geliyorlar, ben onları  soruyorum ve ben onlara karşı sadece “Adaleti bekleyeceksiniz.” diyorum. Başka yapacağınız bir şey yok. 

“BEN O KADAR AHMAK DEĞİLİM”

“HAKİMLERİMİZ GÜZEL KARARLAR VERMEYE BAŞLADI”

Bu konu ortaya çıktında kendiniz için “Bana ahmak diyebilirsiniz” demiştiniz. O dönemde Fuat Avni hesabından bile sorumlu tutuldunuz.

İzleyecek insanlar şuna dikkat etsin. Ben çok açık konuşuyorum. YouTube’da vardır o konu. Yani “Ben o gece öğrendim, diyorum… Siz bana ahmak diyeceksiniz ama benden başkaları da o gece öğrendi.“ diyorum. Cumhurbaşkanımız da o gece öğrendi. Onlara ahmak diyemeyeceğimize göre ‘Bana da demeyin lütfen’ anlamına geliyor. Yoksa bir kendisine ahmak denilmesini ister mi? Ben o kadar ahmak değilim, affedersiniz. Yani başkalarına bakarak bir şey söyleyemiyorsunuz. Ama sen bu gece öğrendim derken ahmak mısın? Bu olmaz. Ben ne konuştuğumu biliyorum. Dolayısıyla yani bu darbe girişimini fark edememiş olanların kusurları varsa kusurlarını bilirler. ‘Ama ne yapalım çok iyi gizlenmişler, biz bunları fark edemedik’ diyorlarsa da bunlara değer vermek gerekir. Bu doğru bir sözdür. Ancak biz bu öz eleştiriyi kendimiz yaparken, bu öz eleştiriye başkalarının da hakkı vardır diye düşünüyorum. Yani camide imamlık yapan bir insan, ‘Ben de bu darbeyi görünce bunları fark ettim’ diyorsa benim ondan bir farkım yok ki. O zaman o insanı da ağır cezaların önüne getirip 6 sene 3 ay, 7 sene 9 ay, 9 sene 3 ay ceza verirken adaletsiz olma demek istiyorum. Yani bu insan silahlı terör örgütü olduğunu ne kadar biliyordu? Bu örgütün eylemlerine ne kadar katıldı? Eylem olarak ne yaptı? Bir hakimin bunları düşünmesi lazım. Bu kadar laftan sonra bir şey düşünüyorum. O da; hakimlerimiz güzel karar vermeye başladılar. Yargıtay, güzel icraatler yapamaya başladı ama bir insanı özgürlüğünden bir saat bile mahrum etmek doğru değil. O yüzden tahliyelere biraz daha yer versinler.

“OLUMSUZ GÖSTERGELER TÜRKİYE’NİN BÜYÜMESİDİR”

“HİÇ BİR BAKANIN EKONOMİYE “BU PSİKOLOJİKTİR” DEME HAKKI YOK”

“SEÇİMDE KIL PAYI KAÇIRMADA SOKAĞIN ETKİSİ DE OLMUŞTUR”

“ÖZEL BANKALARIN İNSAFA GETİRİLMESİ LAZIM”

“Öldük bittik, sizden çare bekliyoruz” diyen çiftçi de, depremden etkilenen esnafta gelip sizi buluyordu. Kılıçdaroğlu sizin için "Ekonomide hesapları en iyi bilen kimdir diye sorun, her konuda birinci sırada beni gösterirler. Kaynak bulma konusunda en önemli tanıdığım Bülent Arınç'tır" demişti. Sizce kaynaklar nasıl yönetilmeliydi, ekonomide doğru atılmayan bir adım var mı?

Bunlar çok geniş kavramlar. Türkiye’de şu anda ekonominin bazı göstergelerinde olumsuzluklar var. Yani bu nedir? Türkiye’nin büyümesidir. Türkiye’de işte faizlerin yükselmesidir. Enflasyonun artmasıdır. Hayat pahalılığının gündeme gelmesidir. Şimdi buna karşı hiçbir bakanın ya da siyasi bir sorumluluğu olan bir insanın ‘Bu psikolojiktir.’ deme hakkı yok. Bunu söyleyenler oldu. Çok da sevdiğim insanlar. Artık görüldü ki bu elle tutulur bir hale geldi. Ekonominin bu durma düşmesinde dış etkenlerin etkisi olduğu kadar mutlaka içeride daimi sebepleri vardır. Bugün mesela konuştuğumuz güne söylüyorum, yine ‘Benzine 20 kuruş öbürüne bilmem kaç kuruş zam geldi ama ÖTV’den karşılandı’ diye bir altyazı gördüm. Şimdi 7,5 liraya yaklaşan bir akaryakıt fiyatı. Biz iki lira olduğu zaman inşallah 3 olmaz, 3 olduğu zaman inşallah 4 olmaz diye bunları gün gün sayıyorduk. Efendim şu sebeple veya bu sebeple diyeceksiniz ama her gün televizyonlarda özellikle bazı televizyon kanallarında, bence bunda da hiçbir mahsur yok, pazar yerinde insanların feryatları yükseliyor. ’Soğan olmuş 10 lira’ , patates olmuş diyelim 7 lira diyorlar. Fileler biraz daha pahalıya dolmaya başladı, diyorlar. Bir siyasetçi söylemişti Demirel’e atfen “Tencerenin yıkamayacağı bir hükümet yoktur.” diye. Biz yıkılmadık hamdolsun. Yine %40’lık, %45’lik bir kitleyi temsil ediyoruz. ama eminim ki bazı yerleri kıl payı kaçırmakta, bazılarının başka partilere gitmesinde herhalde sokağın da, ekonominin de etkisi olmuş olmalı. Ben şimdi şu arkanızdaki yuvarlak masada ara buluculuk görüşmeleri yapıyorum. Bir taraf işveren, bir taraf işçi. İnanın altı ay öncesine kadar biraz da beni sevdiklerinden zannediyorum “Başkanım sizin istediğiniz gibi olsun.” diyorlardı. Vermeyecek adam bile karşısındakine üç beş kuruş veriyordu. Ben de onları kucaklaştırıyordum. Ama altı aydan bu yana “Yok ki verelim” demeye başladılar. Hepsi küçülmüş, işçi çıkarmış. Bir takvim yapmış, bir sene sonra başlamak üzere para ödemeyi düşünüyor insanlar. Yani ihracata dayalı iş yapanlar biraz daha rahat. Ama iç piyasayı da düşünenlerde bir küçülme var. Hükümetimiz de çare üzerine çare, tedbir üzerine tedbir söylüyor. Eminim ki bu sıkıntılardan çıkacağız. Ama bir an evvel çıkalım. Yani insanların can suyuna ihtiyacı var. Kendilerinin, hükümetin destek olmasına ihtiyacı var. Bankaların insafa getirilmesi lazım. Özellikle özel bankaların. Kredi vermekte zorlanıyorlar. Kredi vermek bugünlerde biraz da riskli oldu. Bütün yükümüz kamu bankalarında. Şimdi en son tedbirlerle de kamu bankalarında 26 milyarlık bir destek. O destek de tahvilden gelecek. Yani özel bankaların ne yapıp edip musluklarını açmalarını söylememiz lazım.

“BERAT ALBAYRAK BÜYÜK BİR ÇABANIN İÇERİSİNDE”

AK Parti’nin tecrübesi ve Berat Albayrak’ın vizyonu bu tıkanıklığı açmaya yeter mi?

Berat Albayrak büyük bir çabanın içerisinde. Yani halktaki kanaat farklı olabilir. Yani bir kişi hakkında, bir parti hakkında, bir olay hakkında algı olgunun önüne geçebiliyor. Ben görüyorum ki bir gayret içerisinde merkez bankasıyla birlikte uyumlu çalışıyor. Bunlara bir çare bulacaktır diye düşünüyorum. Bu çareyi bir an evvel bulsunlar. Çünkü Anadolu’da bir tabir vardır: Dereye su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlarmış. O gelmeli bir an evvel ki insanlar bir yarın endişesinden kurtulsunlar. 

“ERBAKAN HOCAM “İLLA İKTİDAR” DERDİ”

“MUHALEFET OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ VARDIR”

“BİZ NE YAPTIYSAK İKTİDARDA YAPTIK”

AK Parti bütün icraatlarını iktidar olarak yaptı. Türkiye için hedefleri var, 2023 var, 2053 var, 2071 var… Millet İttifakı bu konuda bir uyanış içinde mi sizce?

2011’de söylemiştim. Erbakan hocam “İlla iktidar” derdi. Biz de ona her zaman ‘Erbakan Başbakan’ dedik. Neden? Muhalefet olmak çok kolay. Muhalefet olmanın dayanılmaz hafifliği vardır. Sen söylersin, millet de inanır. Neden? Çünkü kendisi de o sıkıntıyı çekiyordur. Önemli olan iş başına gelmek, bir icraat yapmak. Yoksa bu söylediklerini yapamazsan sen söylediklerinin hepsi boşuna gider. İşte o yüzden biz ne yaptıysak iktidarda yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.

“AK PARTİ BAŞARISIZ DEĞİL, GÖVDE SAĞLAM”

31 Mart seçimlerinde "şaibe" iddiaları var. Seçimleri AK Parti ve Türk siyaseti açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi tabii çok önemli bir seçim geçirdik ve bu seçimler kanunda yeri olmasa bile kanun yeri olmasa derken şunu kastediyorum: Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Milletvekili Seçimi için biliyorsunuz ittifak kanunu çıktı. Ama bunun içinde biliyorsunuzki mahalli seçim yoktu. Mahalli seçimi de ‘de facto’ bir durum olarak, yani partiler bazı yerlerde aday göstermeyerek başka bir partide birleşti. Ama aday gösterdikleri yerlerde de ayrı parti olarak seçime girdiler. Cumhur İttifakı’nın karşısında Millet İttifakı yani CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi diyelim, dışarıdan da HDP’nin buna destek olduğunu az çok biliyoruz. Sonuçlara bakarak en azından. Şimdi bu sonuçlara şöyle bir baktığımızda AK Parti büyükşehirlerin 15’inde kazanmış durumda. Genelde de il genel meclis oylarıyla Büyükşehir meclis oylarına bakarak Sayın Cumhurbaşkanımız sanıyorum %44 veya %45’e yakın bir oy sonucu açıkladı. Bu başarısız değil. Baktığınız yere bağlı ama her parti açısından bu kadar oy aldığımıza göre gövde sağlam. Cumhurbaşkanımıza olan güven de devam ediyor ve çok önemli belediye başkanlıkları da alınmış diyelim. İllerde ve büyükşehirlerde MHP, bir büyükşehiri aldı bildiğim kadarıyla, Manisa. Onun yanında illeri kazanmış oldu. Bu illerin bir kısmı yeni. Sayın Bahçeli’yi dinlersek; o da %18 civarında oy aldıklarını söylüyor. %18 ile %40 veya %45’i topladığınız zaman Cumhur İttifakı’nın oyu bu kadar değil gördüğümüz kadarıyla. O zaman zannediyorum ki, kendi hesaplaması farklıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız da kendi hesaplamasını yapmış oldu. Yani Cumhur İttifakı başarılıdır denilecekse kazanılan belediye başkanlıklarına bakılarak bunu söylemek lazım. Ama mesela Antalya kaybedilmiştir. Adana ve Mersin yani biz bunu MHP’ye vermiştik. AK Parti’nin adayı yoktu. Oralarda da CHP’li adaylar seçimi kazandı. Bunun MHP açısından da bizim açımızdan da bir başarılı olarak görülmemesi lazım.

BÜYÜKŞEHİRLERDE KAYIPTAYIZ”

“ÖZHASEKİ BULUNABİLECEK EN İYİ ADAYDI”

“SUÇLAMALAR MANSUR YAVAŞ’A OLUMLU ETKİ YAPTI”

“EKREM İMAMOĞLU LEHİNDE BİR KAMUOYU VAR”

İstanbul’da YSK’nın kararı bekleniyor ama Ankara’yı CHP kazanmıştır, İzmir’i zaten kazanacağından kimse farkı bir şey düşünmüyordu demek ki. Adana’yı kazanmıştır Mersin’i, Antalya’yı kazanmıştır. Bunun yanında İYİ Parti hiç bir belediye başkanlığını bildiğim kadarıyla ilçeler belki vardır da belediye başkanlığı almadı, orada bir kırıklık yaşanıyor olabilir ama onun desteğiyle CHP, bazı belediye başkanlıklarını kazanmış olmalı. Onun arkasında Saadet Partisi 8-9 civarında ilçe belediye başkanlığı kazandı. HDP’nin malum yerlerdeki kazandıklarının dışında Ankara ve İstanbul’da da CHP’ye büyük oranda Adana’da, Mersin’de belki destek sağladığını az çok görebiliyoruz. Buradan yola çıkarak şöyle bir değerlendirme yapılabilir: Bu seçim kendi şartlarında cereyan etti. Yani ittifaklar vardı. İttifaklarda kimin ne kazanacağına bakmak lazım. Cumhurbaşkanlığı seçiminde bizim ihtiyacımız vardı en azından 2-3 puana, bunu MHP’den destek olarak aldık. Ama milletvekili seçimlerinde herkes kendi partisine oy verdi ve AK Parti’den de belki 24 Haziran’da MHP’ye oy kayması olabilir. Bu sefer de belediye başkanlığı seçimlerinde oy kayması olmuştur. Oradan bize mutlaka olmuştur, bizden onlara mutlaka olmuştur. Diğer partiler arasında da oy geçişkenliği olmuştur ama sonuca bakmak lazım. Sonuca baktığımız zaman büyük şehirlerde biz kayıptayız. Ankara’yı kaybetmek 25 sene sonra çok acı bir olay. Geçen birisi ilginç bir yorum getirdi. “Ankara’ya bürokrat şehri diyorsunuz biz iktidardayız ama biz kaybettik.” Bu bir paradoksal mesele ama sadece bürokratlar veya sadece kamuda çalışanlar seçim sonucunu tayin etmiyor ki başka etkenlerde bulunabilir. Belki bulunabilecek en iyi adaylardan biri Sayın Özhaseki’ydi. Mansur Yavaş’ın da geçmişten gelen birikimiyle son zamanlarda kendisine yöneltilen bazı suçlamalarında ona olumlu etki yaptığını görmeliyiz. İstanbul’da meclis başkanlığı yapan ve İstanbul’a gelen bütün hizmetlerde, Sayın Cumhurbaşkanımız gibi katkısı olan bir insanı aday gösteriyoruz ama kazanmakta zorlanıyoruz, sonuçtan emin değilim. Çankırı’yı CHP kazanıyor, hiç olacak bir şey değil Kırşehir’i diyelim ki CHP kazanıyor bu da MHP’yle yarıştığımız yerlerde aday göstermişiz ama MHP’de kendi adayına sahip çıkmış, bizde sahip çıkmış, aradan Cumhuriyet Halk Partisi çıkmış. Böyle kazandığımız ve kaybettiğimiz yerler de var, çok az oy farkıyla kazandığımız ve kaybettiğimiz yerler var.

Burada bu ittifakın katkısının ne olduğunu ayrıca analiz etmek lazım. Sonuç itibariyle bir seçime girdik ve seçim sonuçları önümüzde. Dolayısıyla bundan sonra nerde kazandık, neden kaybettik bunu Cumhurbaşkanımız çok iyi bilir zaten. İlk defa Kızılcıhamam’da toplantı da bunlar analiz edilecek ve bundan sonra önümüze bakacağız. Burada CHP’nin bu ittifaktan kendi ittifakından daha karlı çıktığını görmemiz lazım. Büyükşehirleri kazandılar, kazanıyorlar, kazanacaklar belki de. Pek çok ilçe belediye başkanlığını da kazanmış oldular. Buradaki etkenleride sadece CHP’nin tahlil etmesi yetmez bizimde tahlil etmemiz lazım.

Ben sonuç olarak şimdi İstanbul’da devam eden sürece ilişkin bir şey söylemek istiyorum. Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun kararlarını beklemekten, sonucu gözlemekten başka bir çaremiz yok. Çıkacak sonuca göre de hareket etmemiz lazım. O gün önce Binali Yıldırım adayımız çıktı “Ben kazandım” dedi arkasından il başkanımız çıktı “Ben kazandım” dedi arkasından Ekrem İmamoğlu “Hayır öyle değil böyle” dedi. O oylar sayılıyor arkada 13 bin kaldı 12 bin kaldı sözleri var. Bu kadar bekledik, biraz daha bekleyelim.YSK’nın kararlarına uyacağız,  3 oy farkıyla da olsa 3 bin oy farkıyla da olsa Manisa’da Yunus Emre Belediye’si 19 oy farkıyla mazbatasını aldı geldi oturdu. 3 oy farkıyla gelip oturanlar var. Ümit ederim ki, Sayın Binali Yıldırım bu seçimi kazanmış olur ama vicdanen, mahşeri vicdan dediğimiz kamuoyunda yüreğinde gönlünde “Hakikaten bu kazandı” diyebileceğimiz bir seçim sonucu olur.

Çünkü şundan endişe ediyorum ben halkın içindeyim. Fuarlara gidiyorum. Bu süreç içerisinde şu bölge de konuşmadığım görüşmediğim insan kalmadı. Gelenlerden, gidenlerden biliyorum ki Ekrem İmamoğlu lehinde bir kamuoyu var. Bu insan güler yüzüyle, tatlı diliyle onlara göre söylüyorum ve her meseleyi ikna edici bir biçimde söylemesiyle aslında bugün kaybetmiş olduğu iddia edilse bile bir 5 yıl sonrasının karşımızda her konuda ciddi bir rakiptir. Hep bu kelimeyi hep kullanıyorum, bir arkadaşı olarak söylüyorum: Sayın Cumhurbaşkanımız, eğer belediye başkanlığını kazandıktan sonra bir şiir okumasından dolayı cezaevine gitmeseydi bu çizgi böyle devam etmezdi. 4,5-5 ay cezaevinde yattı çıktı, kahraman oldu. Arkadan AK Parti’nin kuruluşunda rol oynadı, AK Parti’yi iktidara getirdi. Zamk gibi yani kazısalar çıkmıyor bugün AK Parti, koskocaman bir gövde var. Bu bir kader çizgisidir. Tayyip Erdoğan, 1991’de milletvekili olmuştu, mazbatasını da almıştı. Ama Mustafa Baş‘ın tercih oyları onu milletvekili yaptı. Sayın Cumhurbaşkanımızın güzel bir sözünü hatırlıyorum “Kaderle kavga edilmez, sırt dönülmez.” Demişti, 1994’te belediye başkanı oldu. Cumhurbaşkanlığı yolu oradan açıldı. Kadere rıza göstermek lazım, kaderci değiliz ama kadere rıza göstermek lazım. O zaman o Pınarhisar Cezaevi milletin ona bir mağdur, mazlum gözüyle bakması, cezaevinden çıktıktan sonra onu önemli bir yolda kahraman olarak arkasından gitmesi bize bunu temin ettirdi ama bu başkaları içinde geçerli olabilir, ben bundan endişe ediyorum. 

“MAĞDURİYETİ ONU BÜYÜTMESİN”

Yani mağduriyet, yeni bir kahraman yaratmasın diyorsunuz.

Yaratmasın, şuanda da yarattı. Büyütmesin, çünkü 5 sene dediğiniz zaman 5 sene olur mu bilmiyorum ama durum onu gösteriyor. Bu kat kat büyüyerek karşımıza çıktığında baş edilmez bir insan göreceksiniz karşınızda. Cumhurbaşkanı adayı olarak, İstanbul Belediye Başkanı adayı olarak, bir partinin genel başkan adayı olarak yani onu bugünki gücünden elli defa daha güçlü bir hale getirmezseniz iyi olur demek istiyorum. Çünkü bu halde bile stada giriyor tezahürat var, çarşıya giriyor tezahürat var, iki kişiyle karşılaşıyor insanlar gözyaşı döküyor… Yani insanlarda ki kanaat, “Bu adam hakkıyla kazandı, buna bu işi verin.” noktasına gelmişse biz eti kokutmadan bu işi bitirmemiz lazım. Bu konunun muhattabı Yüksek Seçim Kurulu tabiİ başka birisi değil. 

“HALK, BİR ÖNCEKİ SEÇİMDEN MANSUR YAVAŞ’A AVANS VERMİŞ”

“EKREM İMAMOĞLU HAK ETMEDİĞİ ŞÖHRETİ KAZANMASIN”

Yani bu işi ne kadar sürdürürseniz, ne kadar yanlış bir karar verirseniz milletin vicdanındaki kararı değiştiremezsiniz. Ben buna belediye başkanlığını verin demiyorum ama, bir an evvel, bugün ne zamandır?.. Şu gündür, 3 saat sonra, 5 saat sonra, 6 saat sonra kararınızı verin ki bu rüya burada bitsin.

Mansur Yavaş hakkındaki iddialara gelince, ben 1966’dan beri Ankara’dayım. Talebeliğimden beri. Vatandaşla konuşuyorum, şunlar şunlar falan diyorlar. “Kardeşim öyle bir şey varsa seçim gününü mü beklediler?” diyor. Bu hadise 10 sene evvel olmuş, 6 sene evvel olmuş… Peki kardeşim “Bu adam aday oldu, sokağa çıktı seçime bir hafta kaldı bunlar bu zaman mı konuşulur. Senin içinde böyle diyorlardı” diyor bize. Tayyip Bey’in adaylığını seçimden 6 ay evvel kısıtladılar, millet bunu sormaya başladı. Erbakan Hoca iktidara doğru yürüyor, bunların partisi kapatılacak diye karşımızda propaganda yapıyorlar. Yani bir selin önünde duramazsınız. Selin önünde durmaya çalışırsanız kapakları patlatır, gider. Kader çizgisi ne yazmışsa onu göreceksiniz. Zorlama işle olmuyor bunlar. Mansur Yavaş, bu başarıyı hak etmemiş olabilir ama en büyük afiş buydu: “Mansur Yavaş kazanacak, hak yerini bulacak.” Millet bir önceki seçimden ona bir avans vermiş. O bunu hak etmiş hak etmemiş önemli değil. Milletin başı bu tarafa dönmüşse, öbür tarafa çeviremiyorsunuz. O yüzden İstanbul seçiminde bir an evvel kararınızı verin ki, bu insan daha fazla büyümesin, hak etmediği bir şöhret kazanmasın. Yoksa 5 sene sonra, 3 sene sonra, 4 sene sonra… Tayyip Bey gibi demiyorum ama bir başka şekilde milletin karşısına gelirse Mansur Yavaş’ın kazandığı başarıyı ona fazlasıyla verebilirler. O bunu hak etmemiş olabilir ama biz kendi elimizle ona böyle bir şeyi vermemiş olalım.