Kültür Sanat |

Bir İstanbul sevdalısı Sanem Bay, Sayım Çınar'a konuştu

Bir İstanbul sevdalısı Sanem Bay, şehrin derinliklerine, bilinmeyenlerine tutkun bir yazar. Kızlarıma İstanbul adlı kitabında da tam bu tutkuyu kaleme aldı. Yazarla kitabını, hikayesini Sayım Çınar konuştu.

Kitap fikri nasıl doğdu?

Yazmak ve hikaye anlatmak hep var hayatımda. Günüm düşünmekle geçer benim. O düşüncelerin bir yerlere varması, bir netice, fayda sağlaması gerekmez; bir iddia değil meselem. Kelimeleri severim, söylenen sözleri önemserim. Onları arka arkaya dizmeyi, çıkardıkları müziği, en çok da verdikleri ümidi severim. Sadece bunlarla değil yazılmayanla, söylenmeyenle de ilgilenirim.

Birikmiş onca yazımın arasında kitap başka bir şey. Bu cesaret edebildiğim bir buluşma değildi. Biraz İstanbul’un arkasına sığındım. Bir tanıklık kitabı olması, rehber niteliğini taşıması da cesaret verdi ilk kitabımı ortaya çıkarmak için.

Kendinizi iyi bir gezgin olarak tanımlar mısınız? Sonuçta İstanbul'un bilinmeyen köşelerine dair bir kitap kaleme aldınız.

Gezginliği gidilen yer sayısı, uzaklaşılan mesafelerle ölçüyor, tanımlıyorsak, o benim için iddialı olur. Bir ruh haliyse gezginlik, bir “bakma” biçimi, zaman ve mekanla kurduğumuz farklı, derin, zengin bir ilişkiyse, evet gezginim. Ve evet iyi bir İstanbul gezginiyim diyebilirim.

Her anne kızın ilişkisi çok özeldir, sizde de yoğun bir sevgi ve bağlılık seziliyor satırlarınızı okuyunca. Nasıl tanımlarsınız bu ilişkiyi?

Böyle hissetmeniz bir iltifat oldu bana teşekkür ederim.

Anneliğe bir kutsiyet biçmiyorum, bir kadını daha kadın, bir insanı daha iyi bir insan yaptığına inanmıyorum. Anneliğin bir statü haline getirilmesine, her ideolojide anne çocuk ilişkisinin dikte ettirilmesine, her sosyal sınıfta bunun bir baskı aracı olarak kullanılmasına karşıyım. Kadınların bunu bir iktidar alanı haline getirmesine de karşıyım elbet.

201220161436045044243_3.jpg

Halbuki annelik doğada ve doğallıkta öylesine yalın bir şekilde karşılığını buluyor ki, hayatın her türlü devinimi içerisinde su gibi akan bir şey haline geliyor.

Bir kadın ve iki kız annesi olarak kadın kimliğine dair her şeye ilgi duyuyor, sorumluluk hissediyorum. Onlarla aramdaki özel ilişkime gelince esas sorunuzun yanıtını veremiyorum işte. Kızlarımla ilgili her soruyu içtenlikle ve coşkuyla “çok, çok şanslıyım” diyerek yanıtlamak istiyorum sadece.

“Şehir kelimesinin giderek daha fazla kirlendiğini ve kirlettiğini düşünüyorum.”

Edebiyatla, şehirle ilişkinizi anlatır mısınız? İstanbul neye karşılık geliyor sizin için?

Kitaba tezat gibi gelebilir ama “şehir” kelimesinin giderek daha fazla kirlendiğini ve kirlettiğini düşünüyorum. Şehir mefhumunun ortaya çıkardığı kavramlarla sorunu olan birisiyim üstelik. Ancak İstanbul en başında bir iktidar şehri olarak doğmasına, sahip olduğu onca ün ve şöhrete rağmen bunu bir tarafıyla hep reddetmiş gibi geliyor bana. Her şeye rağmen hala yüzü gökyüzüne dönük uyuyan bir şehir İstanbul. İçinde barındırdığı hikayeler, bunları koruyuş ve bir şehir olarak ortaya koyuş biçimini sevdim hep.

İstanbul tam da edebiyat kelimesinin kökenine yakışır bir şehir. İşte tam bu noktada kaybolduğunu, korunması gerektiğini düşündüm herhalde. İnsana dair her şeyi iyilik ve kötülüğün diyalektiğine oturtabiliyorsunuz. Edebiyat da, şehir de buradan besleniyor. Edebiyat benim için kendine konuşmak demek ve bunu çok yapıyorum.

İstanbul için ilk beşinizi saymanızı istesem, nereleri sayarsınız? Olmazsa olmaz yerleriniz nerelerdir?

Olmazsa olmaz denizdir diyeceğim. İstanbul bir deniz, hatta denizler şehri ve şehrin denizle kurduğu ilişki. Bu şehre tadını, tuzunu, kokusunu, tarihini, dokusunu veren deniz. Denizin bu şehirde gündelik hayatımıza, duygularımıza dokunuşu, şehre her bir köşesinden farklı güzellikte sokuluşu müthiş bir zenginlik.

Olmazsa olmaz bu şehrin hayvanları, kuşları, ağaçları, balıkları, çiçekleri. Her şehre nasip olmayan doğal bir hayat var burada; nerdeyse yaban bir hayat. Birlikte yaşadığımızın farkına varmak çok önemli, onlar olmazsa İstanbul olmaz.

Bunları söyledikten sonra ilk beş listesi günden güne değişebilir. Ve İstanbul size her gün hiç tükenmeyecek listeler sunabilecek kaynağa sahip.

Yine de şu anda aklıma gelenler: Sultanahmet Meydanı gizli bir adres değil. Bir meydanda böylesine geniş bir tarihsellik dünyada ender. Üstelik tarihte dondurulmuş bir mekan değil, canlı, capcanlı her yeni zamanı meydana eklemliyor. Mekanlar dışında mekânların arasında kalanlar Gülhane Parkı, yağmur sonrası Boğaziçi. Boğaziçi’nin kıyıları, yokuşları merdivenli sokakları. Süleymaniye Camii ve tepesi. Kadıköy Çarşı. Kızkulesi…

“Tüm yaşayanlarına eşit ve adil, iyi davranan şehirleri seviyorum, tarihi dokusuna özen gösterenleri.”

İstanbul dışında favori şehirleriniz nerelerdir? İstanbul'a benzettiğiniz başka bir şehir var mı?

Acısına mutluluğuna tanık, sırlarına ortak olmadığım, derdine düşmediğim, dilini bilmediğim bir şehir hakkında kolay kolay konuşamam. Bir şehrin keşfi kadar, geride bıraktığım şehrin hasretliği şaşırtır vurur beni. Bir de sevdiklerimle, sevdiğimle gittiğim her şehir favori şehrim oluyor. Bariz hiyerarşik bir sıralama yok zihnimde.

Ama ne yalan söyleyeyim son zamanlarda giderek daha çok önemsediğim bir şey var: Tüm yaşayanlarına eşit ve adil, iyi davranan şehirleri seviyorum, tarihi dokusuna özen gösterenleri. En azından tüm bunlara gayret edenleri.

Ayrıca şehri öncelikli tanımlayan bir kavram olmasa da her yerde tabiat beni etkiler. Uzun süre yaşadığım Amerika’nın mutlaka bu gözle de gezilmesini öneririm mesela. Uçsuz bucaksız kıyılar, heybetli dağlar, alabildiğince boşluklar ve vadiler.

Kitabınızı kimler okumalı? Temel motivasyonunuz, amacınız, gayeniz neydi Kızlarıma İstanbul’u kaleme alırken?

Bahsettiğim gibi kitabı bir gayeyle veya belirli bir kitleyi hedef alarak yazmadım. Kızlarıma yönelik ortaya çıkışı da samimidir. Şehri değil de bugün var olan şehrin içinde sanki sıkışıp kalmış İstanbul’u anlatmak, kendimce korumak, kollamak istiyormuşum. Böyle bir anlam çıktı ortaya yazdıklarım birleşince. Kültür varlıklarını koruma yüksek lisansına sahip olmam da tesadüfi değil, elbet ancak bu koruma kollama isteği daha ziyade sevdiğin birisini veya bir şeyi korumak kollamak gibi. Tarihsel bir nesneyi, mekânı zamanda dondurmak gibi değil, bilakis bu şehirde değerli bulduğum her şeyi her duyguyu tekrar capcanlı hayata katmak isteği bu.

Neyi, neden korumak istiyoruz gibi bir sorgulamaya götürüyor insanı. Hayatımızla ilgili yaptığımız her seçim, bu şehirde yürümek için seçtiğimiz sokaklardan ayrı değil.

Ve kitabın kendiliğinden ortaya çıkan bir rehber niteliği de var. Bu şekilde de çok güzel yorumlar aldım. Ben kendi duygu rotamı çıkardım şehirde, üzerinde tarihi ve kültürel mekanlar, müzeler, semtler, pastaneler var. Herkesin böyle bir rota çıkarmasına ilham kaynağı veya bahsettiğim yer ve mekânların tekrar ziyaret edilmesine bir vesile olursa bundan da memnuniyet duyarım. Kitabımın belgesel niteliğini, tanıklığını da önemsiyorum. Kitap buluşması gereken insanlarla buluşacak, bunu hissediyorum.

Sırada ne var? Edebiyatı sevdiniz mi, üretime devam edecek misiniz?

Edebiyatı hep sevdim ve yazıyorum da. Ancak bunlar sadece kitaplaştığında üretim oluyor. Hazır bu disipline girmişken devam etmek istiyorum evet. Yazdığım hikayeleri toparlıyorum şimdi.