Biden'ın Afganistan planlarında Blackwater

Pazartesi günkü yazımda ABD’nin işgal ettiği ve gayri nizami harp operasyonu yürüttüğü coğrafyalardaki kanlı eylemleriyle bilinen Blackwater isimli yapılanmaya dikkat çekmiş ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin Blackwater’in kurucusu Erik Prince’nin planıyla bağlantılı olup olmadığına dikkat çekmiştim. Prince, 2017 yılında Donald Trump başkanlığındaki Beyaz Saray’ın yönetimine ve Pentangon’daki yetkililere bir plan sunmuştu. Prince’nin sunduğu planda, ABD ve NATO askerlerinin çekilmesi, yerlerine ABD Özel Kuvvet unsurlarıyla beraber Blackwater personellerinin yerleştirilmesini önermişti. (Detaylar için bkz. https://www.superhaber.tv/afganistan-geri-cekilmesi-hansin-plani-mi-makale-345698 )

Özellikle Irak’ta yaptığı katliamlar sonrasında gelen tepkiler sonrasında (aynen başta PKK olmak üzere çeşitli terör yapılanmalarının yaptığı gibi) isim değişiklikleri yapan bu özel askeri şirket, silah ve avcılık üzerine ABD’de yayın yapan Recoil dergisine Aralık 2018’de verdiği tam sayfa ilanda da “We Are Coming”(Geliyoruz) mesajı vermişti. Hem de o kadar isim değişikliğinin ardından yine Blackwater ismiyle bu ilana imza atmıştı. Prince’nin sunduğu planın ortaya çıkmasının hemen ardından verilen bu ilan, Türkiye’de pek olmasa da ABD savunma çevrelerinde tartışılmıştı. Blackwater unsurları, yeniden kendi isimleriyle “sahalara” mı dönüyordu? Hoş, bu ilanın Blackwater’in kurucusu Erik Prince’nin, silah ve mühimmat tasarımcısı Nicola Bandini ve silah ve mühimmat ithalatçısı ve dağıtıcısı James Fenech ile birlikte oluşturdukları Blackwater Ammunition (Mühimmat) – BWA için hazırlandığı da ileri sürüldü. (Bkz. https://soldiersystems.net/2018/12/31/and-now-for-the-rest-of-the-story/ ) Ancak aktardığımız gibi “Geliyoruz” ifadesi kafalarda bu örgütlenmenin yeniden sahalara döndüğü intibasını değiştirmedi.

Trump döneminde yaşanan bu gelişmenin ardından Joe Biden’nin seçimleri kazanması ve yeni bir Beyaz Saray yönetimi oluşmasıyla yeni politikalar oluşacağı yönünde beklenti oluştu. Biden, Afganistan siyasetinin işaretlerini ilk olarak, seçimlerden önce, ABD’nin meşhur derin yapılanması Dış İlişkiler Konseyi CFR’nin iki ayda bir yayınlanan dergisi Foreign Affairs’teki makalesinde verdi. (Bkz. https://www.foreignaffairs.com/articles/united-states/2020-01-23/why-america-must-lead-again ) Biden, derginin Mart-Nisan 2020 sayısında yazdığı “Amerika neden yeniden lider olmalı? - Trump sonrasında ABD dış politikasını kurtarmak” başlıklı uzun makalesinde şu bölüm, günümüzdeki gelişmeleri ilgilendirmekteydi:

“ABD'de tarifsiz kan ve mal kaybına neden olmuş sonsuz savaşlara son verme zamanı geleli çok oldu. Uzun süredir savunduğum üzere askerlerimizin büyük çoğunluğunu Afganistan ve Ortadoğu'daki savaşlardan eve getirmeli ve misyonumuzu El Kaide ve IŞİD’i mağlup etmek şeklinde dar olarak tanımlamalıyız. (…) kazanılamaz çatışmalara takılıp kalmak, dikkatimizi gerektiren diğer sorunlara liderlik etme kapasitemizi tüketiyor ve Amerikan gücünün diğer araçlarını yeniden inşa etmemizi engelliyor.

Aynı anda hem güçlü hem de akıllı olabiliriz. On binlerce Amerikan muharip askerinin büyük ölçekli, açık uçlu konuşlandırılması, ki bunun sona ermesi gerekiyor, birkaç yüz Özel Kuvvetler askeri ve istihbarat varlığını kullanarak yerel ortakları ortak bir düşmana karşı desteklemek arasında büyük fark var. Bu daha küçük çaplı görevler askeri, ekonomik ve politik olarak sürdürülebilir ve ulusal çıkarları geliştirir.”

Özetle Biden, Afganistan’dan askeri olarak tamamen çekilmeyeceğiz, gayri nizami harp unsurlarımızla bu savaşı/mücadeleyi sürdüreceğiz mesajı vermekteydi. Dikkat çekici olan nokta, Biden’in “birkaç yüz Özel Kuvvetler askeri ve istihbarat varlığını kullanarak yerel ortakları ortak bir düşmana karşı desteklemek” formülünü ortaya atması. Bu ifadenin, geçen yazımızda aktardığımız Erik Prince’nin planıyla bire bir örtüştüğünü söyleyebiliriz. Prince de, 6 bin büyük çoğunluğu Blackwater personeli (ki Amerikalılar onlara müteahhit diyor) olmak üzere özel askeri şirket personeli ve 2 bin kişilik ABD Özel Kuvvet unsuru ile bu mücadelenin verilebileceğini ve bu gücün, Afgan güvenlik güçleriyle ortak çalışmasını önermişti.
Elbette her askeri planlamanın, onu yöneten bir de siyasi çerçevesi vardı. Çünkü Biden, “kazanılamaz çatışmalara takılıp kalmak, dikkatimizi gerektiren diğer sorunlara liderlik etme kapasitemizi tüketiyor ve Amerikan gücünün diğer araçlarını yeniden inşa etmemizi engelliyor” diyerek bir siyasi çerçeveye de işaret etmekteydi. Siyasi planlamanın üç ayağını da şu başlıklarda ele alabiliriz:
- Yerel
- Bölgesel
- Küresel

YEREL AYAK

Yerel planın detaylarını, Biden yönetiminin Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın Mart ayında, Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani ve Afganistan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah'a gönderdiği mektupta gördük. Afgan siyasilere incelemeleri için dağıtılan 8 sayfalık (sözde) barış plan taslağında şiddetin sona ermesi için yol haritası ve gelecekteki hükümetin yapısının nasıl olması gerektiği aktarıldı. Planda, oluşturulacak geçici hükümette Taliban’ın da olmasının öngörülmesi dikkat çekmişti.

Taliban’a bakış açısındaki değişiklik Trump döneminde başlamış, Biden döneminde de devam etmişti. 11 Eylül öncesinde ve sonrasında El Kaide’ye yataklık yaptığı için terörist olarak ilan edilen Taliban, geçiş hükümetinin ortağı olarak önerilmişti. Yani ABD’nin Afganistan politikalarda bir devamlılık söz konusuydu. Peki neden bu şekilde bir yaklaşım söz konusuydu?

Detaylandıracağız.

BÖLGESEL AYAK

Blinken’in mektubunda ayrıca bazı bölge ülkelerinin barış sürecini desteklemeye yönelik ortak bir yaklaşım için ortak bir yaklaşımı tartışmak için toplantıya çağrıldı. Bu ülkeler, Rusya, Çin, Pakistan, İran ve Hindistan’dı. Ayrıca Türkiye de barış müzakerelerinin yeni mekanı olarak öneriliyordu. Olumlu olarak gözüken bir durum söz konusuydu. Ancak ABD adeta müttefiklerinin muharip güçleriyle birlikte yakıp yıktıkları bir ülkenin bataklığına Türkiye dahil olmak üzere bölge ülkelerini çekmek istiyordu.

Türkiye’nin, Afganistan’da iç huzur olmasını isteme çabaları anlayışla karşılanmalı notunu da düşelim. Çünkü ülkedeki her türlü çatışma ortamı, Türkiye’yi de olumsuz etkiliyor, mesele hem terör hem de mülteci anlamında ülkemize yansıyor.

KÜRESEL AYAK

ABD’nin Taliban’ı ülke içinde yeniden siyasi güç olarak kabul etmesi, bölge ülkelerini de inisiyatif için Afganistan’a çağırmasının şifrelerini küresel boyutta görebiliriz. Atlantik kutbunun, 11-13 Haziran tarihlerindeki G-7 zirvesi, 14 Haziran’daki NATO zirvesinde Asya’nın iki ülkesine yönelik mücadele stratejisi detaylı bir şekilde ele alındı. Bu iki ülke, tahmin ettiğiniz gibi Rusya ve Çin’di. Çin’in politikaları, sisteme meydan okuma olarak değerlendirilirken (ki sistemden kasıt, İkinci dünya savaşı sonrasında Batı merkezli oluşturulan uluslararası ekonomik, siyasi ve askeri sistem), Rusya’ya yönelik de doğrudan tehditkar bir dil kullanıldı. Özellikle G-7 Zirvesinde ABD’nin ortaya attığı “Yeşil Kuşak Yeşil Yol”, Çin’in küresel ekonomik dengeyi değiştirecek “Bir Kuşak Bir Yol” projesine alternatif bir projeydi (Geçmişte Türkiye’yi de olumsuz etkileyen Yeşil Kuşak projesinin Afganistan’ı kapsadığını da göz önünde bulundurmakta fayda var). Ancak bu önerisine İngiltere gibi Batı dünyasının önemli ülkelerinden bile “Çin’i doğrudan hedeflemeyelim” diyerek itirazlar yükseldi.

Özetle ABD, bütün planlamalarını küresel mücadele yürüteceği bir mücadele ekseninde bölgesel hamlelerini yapıyordu. Bu çerçevede Asya dünyasında ihtiyacı olan şey, istikrarsızlık ve kaostu. İşte Blackwater ve benzeri gayri nizami harp unsurlarına bu çerçevede ihtiyaç vardı. Bölgede ABD özel bir savaş yürütecekti. Zaten bölgeden çekilmeyeceğini gerek Biden sözünü ettiğimiz makalesinde gerekse de son 3-4 yıldaki gelişmelerden görmüştük.

Bu özel savaşın detayları da bir sonraki makalede…

Diğer Yazıları