Gündem

ASLINDA NE OLDU? PROF. DR. METİN HÜLAGÜ ERMENİ TEHCİRİNİ ANLATTI!

SuperHaber yazarı Prof. Dr. Metin Hülagü, sözde Ermeni soykırımının tarihi gerçeklerini anlattı.

ABD Başkanı Joe Biden, 24 Nisan'da 1915 sözde Ermeni soykırımı olaylarının yıl dönümüyle ilgili yaptığı açıklamada uygulanan tehcir ile ilgili ‘soykırım’ ifadesini kullandı. Bu söylem sözde Ermeni soykırımı iddialarını beraberinde getirdi.

SuperHaber yazarı Prof. Dr. Metin Hülagü, sözde Ermeni soykırımı yıl dönümü olarak kabul edilen 24 Nisan 1915 tarihinde neler yaşandığını, ‘soykırım’ yalanını ve tarihin çarpıcı gerçeklerini masaya yatırdı.

PROF. HÜLAGÜ: MESELEDE SAVAŞIN ÖTESİNDE ERMENİ AYRILIKÇI ÖRGÜTLERİN FAZLASIYLA ROLÜ VARDIR!

‘Soykırım’ yalanını değerlendiren Prof. Dr. Metin Hülagü, “ABD Başkanı Biden, tehciri ‘katliam’ olarak ilan etti. Tehcir, 1. Dünya Savaşı yıllarında uygulanan siyasi, askeri cephesi bulunan ama daha çok askeri ve güvenlik konusuyla ilgili zorunlu iskan hadisesidir. Malum, Osmanlı Devleti de imparatorluk olması sebebiyle birçok ulusu bir arada yaşamaktaydı. Bunlardan biri de gayrimüslimler sınıfındaki Ermenilerdi. Ermeni nüfusunun Osmanlı coğrafyasındaki dağılımına bakıldığında daha ziyade Doğu Anadolu vilayetlerinde ikamet ettiler. Bu ikamet yoğunluk olmadan dağınık bir şekildeydi. Müslümanlara ziyade sayıları az bir miktarda söz konusuydu. 1. Dünya Savaşı’ndan önce Ermenilerin bir kısmı, ayrılıkçı ve isyankar olarak bahsettiğimiz devlete ve merkezi otoriteye savaş ilan eden, isyan eden ve ayaklanan kesimi eskiden beri bir takım gizli cemiyetlerle, derneklerle faaliyetlerini yürütmekteydiler. Bu noktada İngiltere, Rusya ve tabii ki Fransa’nın hem siyasi, hem maddi ve mali, hem de silah ve cephane anlamında batıdan destek aldığını biliyoruz. 1. Dünya Savaşı çıkınca ve Osmanlı Devleti de bu dünya savaşında bir tarafta Kafkaslar’da, bir tarafta Balkanlar’da, bir tarafta Çanakkale’de, bir tarafta Suriye’de savaşmaya başlayınca Ermeniler ile problem ortaya çıktı. Çünkü Ermeniler iş birliği halinde olduğu İngiltere, Rusya, Fransa ve hatta ABD ile daha yoğun bir iş birliği içine girdiler. Bu devlerin saflarına katılarak taburlar oluşturdular, onlarla birlikte savaşmaya ve Türk ordusuna karşı mücadele etmeye koyuldular. Amaç, bağımsız bir Ermenistan kurmak, Osmanlı’dan ayrılmak, Balkanlar’daki milletler gibi ulus devlet olmak. Osmanlı Devleti kendine tabi olunan ve kendisini dünya savaşı sırasında arkadan vuran, iş birliği sergileyen, sevkiyat yollarını kapatan, ulaşımı kesen ve cephede birebir savaştığı bu unsuru emniyet altına alma gereği hissetmişti. Tıpkı Amerika-Japon savaşında Amerika’nın Japonlara uyguladığı gibi. Dolayısıyla Suriye, Kafkaslar ve Balkan üçgeninde kesişen noktalarda askeri sevkiyatı ve cepheyi tehlikeye sokacak var olan Ermenileri oradan ayıklamaya ve Suriye’de iskan etmeye koyulacaktır. Özellikle belirtelim, ayıklamak istediği Ermeniler ayrılıkçı Ermenilerdir. Geçmişte Ermeni gizli örgütleriyle iş birliği içinde olmuş kimselere yöneliktir. Diğer bir ifadeyle tehcir hadisesi 1915 yılında uygulanacaktır. Ancak bu uygulama Ermenilerin sadece ayrılıkçı kesimine, İngiliz, Fransız ve Rusya ile iş birliğinde olanlara münhasır kalacaktır. Daha geniş ifadeyle, yaşlı kadınlar, kimsesizler, çocuklar, orduda görevliler, sanat ehli, geçmişte ve halihazırda Ermeni gizli dernekleriyle hiçbir şekile ilişkisi olmayanlar tehcirin dışında kalmıştır. Tehcir, Anadolu’nun bugünkü ifadeyle Türkiye’nin tümünü kapsamamıştır. Batı Anadolu tehcirden muaftır, İstanbul’da 260 bin Ermeni tehcire tabi tutulmamıştır. Orduyu sıkıntıya sokacak, ulaşım yollarını kesecek, riske atacak bölgelerde olanlar ama art niyetli, ayrılıkçı ve isyancı tavırlar sergileyenler tehcire tabi olmuştur. 24 Nisan 1915’te bugün Ermenilerin yıl dönümü olarak andıkları tarih, her ne kadar tehcirin başlatıldığı tarih değilse de dernek, cemiyet ve gizli örgütlerin kapatılmasını ön gören ve bu cemiyetlerde görev alan ayrılıkçı Ermenilerin tutuklanmasını gerektiren bir karar olmakla birlikte yanlıştır. Bir adım atılacaktır, bu 24 Nisan adımıyla önce dernek ve cemiyetler kapatılacaktır. 27 Nisan’da tehcir kararı alınacaktır. Söz konusu olan ayrılıkçı Ermeniler, Halep- Şam arasına, Dehri Zor mıntıkasına zorunlu iskan için sevk edilecektir. Bu bir deportation, sürgün, sınır dışı etmek hadisesi değildir. Osmanlı Devleti İmparatorluğu gereği coğrafyası içinde kendi toprakları içinde, kendi toprağı olan Suriye’ye, Suriye’nin savaştan uzak bulunan bölgelerine bu Ermenileri iskan ettirecektir. İskan gelişigüzel yapılmayacaktır tabii ki, önceden belli bir çalışma ve nizam tüzüğü uygulanmıştır. Tehcir edilecek insanların yemeleri içmeler, barınma yerleri önceden düşünülmüştür. Bunun için talimatlar verilmiştir. Evi olmayanlara ev yapılması, gıda yardımı yapılması, hasta olanların tedavi edilmesi, toprak verilmesi, tarımla uğraşacaklara arazi verilmesi ve hatta sanatını icra edenlere alet edavat ve nakdi yardım hususlarının hepsi önceden ayarlandı. Sevkiyat sırasında bir taraftan karayolları, bir taraftan demiryolları kullanılarak Suriye’ye hicret ettirilecektir. O günkü Osmanlı ulaşım sistemi, bugünkü karayollarıyla ne kadar örtüşmediği, her yere ulaşmanın karayolları ile mümkün olmadığını ve ulaşımın kısıtlı olduğunu göz önüne almamız gerekiyor. Belli yerlerde tren, deniz ulaşımı. Belli yerlerde de hayvanları kullanarak, arabalara binerek, gerekiyorsa yürüyerek, hayvan sırtında bu tehşir hadisesi zorunlu iskan uygulaması söz konusu kılındı. Yol meşakkatli, hava sıcak, hastalıklar var, dermansızlık ve daha birçok neden, ve tabii ki buradaki art niyetli insanların zulümkarlığı ölümlere sebebiyet vermiştir. Kural dinlemez insanlar da ayrıca yargılanmıştır. Bu şartlar altında Halep-Şam arasına 500 bin kişi kadar bir göçün yapıldığını görüyoruz. Hicrete tabi tutulan, zorunlu iskana sevk edilen insan sayısı konusunda son derece tartışma vardır. Farklı rakamlar, görüşler söz konusu. 500 bin rakamı o dönemi Ermeni teşkilatlarının söylediği rakamdır.  Bizim rakamlarda ise 400 bin civarındadır. Bunu 1 milyona kadar çıkarak Ermeni tarihçiler söz konusudur. Savaş öncesi Osmanlı Devleti’ndeki Ermen nüfusuna bakıldığında 1,5 milyon kadardır. 400 bin civarında kendi istekleriyle, gönüllü olarak gidenleri de dahil ettiğimizde 700 bin civarında zorunlu tehcir siyaseti devreye sokulmuştur. Bu uygulama, geçici olarak yapılmıştır. Teşhir edilen Ermenilerin savaştan sonra kendi yurtlarına gelmelerine izin verilmiştir. Malları sevkiyat sırasında güvenlik ve kontrol altın alınmıştır. Bozulacak mallar satılarak parası emanette tutulmuştur. Diğer malları muhafaza altında tutularak dönecekleri hususunda saklanmıştır. Giderken beraberlerinde değerli mallarını ve hayvanlarını götürmelerine müsaade edilmiştir. Suriye’deki yaşam konusunda farklı gözlemcilerin, misyoner teşkilatı üyelerinin, konsolosluk yazışmalarının, batılı devlet elçiliklerinin raporlarında geniş bilgiler vardır, genel anlamda olumludur. Savaş sonrasında tehcir edilen Ermenilerin bir kısmı dönmüştür. Bir kısmı ABD gibi başka yerlere gitmiş, bir kısmı da yurtlarına dönmeyi tercih etmiştir. Dönenlere malları iade edilmiştir. Hatta tazminat davası açanlar ve kazananlar söz konusu olmuştur. Kimse mağdur edilmemiştir. Tehcir, 1. Dünya Savaşı yıllarında uygulanan zorunlu bir durumdu, savaşın getirdiği. Savaşın ötesinde Ermeni ayrılıkçı örgütlerinin de bu işte fazlasıyla rolü vardır. İngiltere’nin, Rusya’nın ve Fransa’nın rolünün olduğu gibi.” sözlerini kullandı.

Prof. Dr. Metin Hülagü’nün açıklamalarının tamamını SuperHaber YouTube kanalından izleyebilirsiniz…

YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN!

Sitene Ekle

Yorumlar