17 Ekim 2019
20 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 19 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 05:46 Güneş 07:10 Öğle 12:55 İkindi 15:58 Akşam 18:29 Yatsı 19:48

Prof. Dr. Metin Hülagü

Arap İzzet Paşa'nın hem konağı hem yüreği yanmıştı

Yakın dönem tarihimizde daha ziyade isminin başına konulan “Arap” sıfatı ile birlikte anılan ve o şekilde meşhur olan İzzet Paşa el- bid, hayatı filmleştirilmiş olsa, herhalde reytingi gelmiş geçmiş en yüksek film olurdu. Öyle bir filmin Guinness rekorlar kitabına girmemesi için hiçbir sebep olmazdı.

Kendi hayatı bir film aratmayacak kadar zengin ve enteresan olan Arap İzzet Paşa, Yıldız Sarayı’ndaki mesaisi yorgunluğunu Beşiktaş - Yenimahalle’de bulunan konağında zaman zaman film seyretmek suretiyle atmaya çalışırdı.

Konağının bir tarafında Fırın Sokağı, tam aksi tarafından ise Posta Caddesi ve bu iki yolu birbirine bağlayan ve Serasker Paşanın (Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ) bahçesine paralel bir surette seyreden başka bir cadde olmak üzere üç taraftan yollarla çevriliydi. Serasker Paşanın bahçesine sınır olan yola paralel, Posta Caddesi tarafta ve İzzet Paşanın evine bitişik bir surette Binbaşı Ömer Efendinin evi ve bahçesi, yine aynı cephede ancak Fırın Sokağı taraftaki köşede ve Paşa’nın konağına yine bitişik bir surette farklı bir şahsa ait bir ev yer bulunmaktaydı. Konağın diğer bir cephesinde ise iki farklı kişiye ait 2 ev ve bu evlere ait bahçeler vardı. Konağın müştemilatını oluşturan bir ev, mutfak, hamam, külhan ve sonradan ilave edilen elektrik dairesi Fırın Sokağı’na sınırdı.

Tabii ki o tarihlerde İstanbul’da elektrik henüz yoktu. Müstesna yerlerde varsa olsa da bu durum istisnai idi ve genel kullanıma henüz sunulmuş değildi.

Arap İzzet Paşa teknolojik yeniliklere açık biriydi. Konağının elektrikle aydınlatılmasını arzu etmiş ve gereği için hemen harekete geçmişti. İşi, Weinberg ve Otto adında Yahudi asıllı iki Alman vatandaşı üstlendi. Elektrik için lâzım olan tesisat Beyoğlu’nda ithalat ve fotoğraf işleriyle uğraşan Weinberg tarafından bir hafta gibi çok kısa bir sürede tedarik olunarak Almanya’dan İstanbul’a getirildi.

Weinberg ve Otto, elektriği üretecek kazanı konağın bahçesinde düzenlenen özel bir yere yerleştirip konağa kablolar çekilmesini ve konağın iç tesisatının tamamlanmasını sağladılar. Konakta yapılan çalışmalar tamamlandıktan sonra da konağın elektrik sistemi devreye alınmaya hazır hale getirildi. Ve nihayet herkesin heyecanla beklediği bir sırada elektrik şalteri indirilerek konağa elektrik verildi.

Konağın ışıl ışıldır parlaması, başta İzzet Paşa olmak üzere, Weinberg ve Otto ve diğer herkesin heyecanını emsalsiz bir sevince dönüştürmüştü. İzzet Paşanın konağı, yakında yahut uzakta yaşayan meraklılar tarafından geceleri görülmesi gereken bir yer haline gelmişti.

Rivayet o ki, yapılan bütün çalışmalardan haberi olan Sultan II. Abdülhamit’in elektriğin sebebiyet verebileceği tehlikeler konusundaki vesvesesi, Paşa’nın evi elektrikle aydınlanmış olsa da, azalmamıştı. O, kazara çıkabilecek bir yangının İstanbul’a vereceği zarardan son derece endişe duymaktaydı. Elektrik konağı aydınlatmışsa da, her zaman temkinli olmayı tercih eden Abdülhamid; “biraz zaman geçsin ve görelim’’ demekle yetinmişti.

Konağın elektrikle aydınlatılmasını sağlayan Alman şirketi, Paşa’nın sadece teknolojik ürün ve unsurlarına değil, sinema ve film konusuna da ilgi duyan biri olması hasebiyle, kendisine bir sinema makinası hediye etmişti.

İzzet Paşa, kendisine hediye edilen sinema makinası sayesinde ailesi ve yakın dostlarıyla birlikte konağında zaman zaman, Almanya'da bile yeni gösterime giren, sessiz filmler izlemekteydi.

Paşa, 18 Ocak 1908’de, akşam vakti, konağında yine film seyrine dalmıştı. Aniden ve hiç beklenmedik bir surette etrafı alevler sardı. Konak kısa sürede üstesinden gelinemez bir surette tutuştu ve alev alev yanmaya başladı. Yangını kontrol altına almak ve söndürmek için tulumbacı yani o dönemin itfaiyecileri gelmiş miydi ve gelmişlerse çabaları ne derece başarılı olmuştu bilemiyoruz.

Elektrik dairesi konağın Fırın Sokağı tarafında ve birbirlerine bitişik surette bulunan ve konağın müştemilatını oluşturan bir ev, hamam ve mutfak ile aynı kısmında yer almaktaydı.

Bu kısma, içe doğru uzanan, bitişik bir haldeki külhan odası yapılmıştı. Yangında bunların hiç birisi zarar görmemişti. Konağın kendisi ve bahçesi ise bütünüyle yanıp kül olmuştu.

Konağın alevleri Paşa’nın komşusu Binbaşı Ömer Efendinin evine de sıçramış, o da bütünüyle yanmıştı. Yangında bir de can kaybı vardı. O sırada üst katta her şeyden habersiz bir surette uyumakta olan genç hizmetkâr bir kız da yangında hayatını kaybetti.

İzzet Paşanın konağının yandığı sırada Sultan II. Abdülhamid Yıldız Sarayı’nda Mabeyn'de Fransa elçisi ile görüşme halindeydi. Görüşme henüz yeni başlamış ve bir kaç dakika ancak geçmişti. Mabeyndeki görevli o ana kadar, belki de ilk defa, huzura destursuz bir surette girmiş ve yine destursuz bir surette Abdülhamid’i endişesinde haklı çıkaran yangın haberini kendisine haber verdi...

İzzet Paşa yaşanan yangın hadisesi ile hakikaten ciddi bir felakete maruz kalmıştı.

Evsizdi. Kendi ifadesi ile büyük felaketlere uğramıştı. Parası, eşyası ve mücevherleri ile beraber Yenimahalle’deki evi yanıp kül olmuş, yaşadıklarından fazlasıyla ıstırap duymuştu.

Maddi ve manevi olarak kendisini oldukça sarsmış olan yangından sonra ailesiyle birlikte İstanbul’un şehremini yani belediye başkanı olan dünürü Reşit Paşanın Bebek’teki yalısına taşınmak zorunda kaldı.

Paşa’nın film seyretme merakı, adeta bir film gibi, yangın nedeniyle vahim bir sonla bitmişti. Ancak yangının nedeni elektrik değil, seyredilmek üzere film makinasına konan film şeridiydi.

Erken sinema döneminde, elektrik veya kullanılan diğer enerji türlerinden kaynaklı sıkıntılar ve filmin kopması sıkça yaşanan sorunlar olmakla birlikte en önemli problem nitrat tabanlı filmlerin kullanılması ve muhafazası meselesiydi.

Nitrat film yapısından kaynaklı veya kullanılan enerji türüne bağlı olarak (elektrik, kömür, gaz, petrol ve diğerleri) oluşan yangınlar film yapımı, dağıtımı ve gösterim koşullarını ciddi bir surette etkilemekteydi.

Bu dönemde üretimi yapılan film şeritleri çoğunlukla 35 mm genişliğinde ve nitrat tabanlı filmlerdi. Temel sorunları ise kolaylıkla yanabilmeleriydi. Nitrat filmler zaten oksijen içerdiğinden yanmak için ayrıca oksijene de ihtiyaç duymazdı. Zaman bağlı olarak çürüdükçe yanıcı olma özelliği daha da artmakta ve çıkardığı patlayıcı gazlar ile alev almaya daha müsait bir hal kazanmaktaydı. Nitrat kaynaklı yangınları söndürmek ise oldukça zordu ve yangının söndürülmesinde suyun pek bir faydası da yoktu. Ayrıca şeridin yanması sırasında yoğun bir duman çıkması da normal bir haldi.

Özel muhafaza gerektiren nitrat tabanlı filmlerin, bilgisayar hard diskleri misali, güneş ile doğrudan teması, her türlü ısı kaynaklarına yakın olması yahut sigara içilmesi halinde kıvılcım kapmaya müsait bir ortamda tutulması son derece tehlikeli sonuçlara sebebiyet verebilirdi. Ve nitekim İzzet Paşanın uğradığı felaketin nedenini de bütünüyle bunlar oluşturmuştu. Ancak Arap İzzet Paşanın daha sonraki zamanlarda yaşadığı felaketler dikkate alındığında konağının yanması adeta bir hiç mesabesindeki bir afetti.

Diğer Yazıları