Dünyada değişen tehdit analizinde yeni savunma konseptleri nasıl olmalı?

TÜRKİYEMİZDE son dönemde kendi iç kavgalarımıza daldık. Siyasi kutuplaşmar içinde birbirimize giderek artan bir nefretle saldırırken şüphesiz ülkemizin akılla ve dikkatle mücadele etmesi gereken sorunlarını unutuyoruz.

Doğu Akdeniz’den Suriye’ye, ABD ve Rusya ile ilişkilerden İran, İsrail başta Ortadoğu eksenine, Irak ve Kıbrıs’tan AB ile ilişkilere dek çok sayıda başlıkta tehdit analizlerinde gelebilecek karşı hamlelerin de şüphesiz sürekli gelişim ve değişim içinde olduğunu atlamamak gerekir.

Bu nedenle de savunma konseptlerimizi de buna göre sadece silahlar üzerine değil her aşamada genişletmek şart hale geldi.

Bu çerçevede son olarak nacizane bir değerlendirme yaptım. M5 gibi takip edilen savunma sanayi dergilerinde de yer alan yazımı müsaadenizle sizlerle paylaşmak istedim.

Tehdit analizine bir giriş yaparsak konuyu şu şekilde açabiliriz;

 Eğer coğrafyanız, yaşadığınız konjonktür sıradışı ise siz de sıradışı tehditlere ve bunlara yanıt verecek değişken ve sürekli geliştirilebilir kapasiteye sahip olmalısınız.

Bir değil birden fazla ve her adımı hesaplanmış ayakları yere basan doğrudan ya da kapalı karşı planlarınız olmalı.

Bir planla ve yıllarca hareket alışkanlıkları, izledikleri yollar ve motifleri karşı taraflarca artık ezberlenmiş yapılarla kurumlarla karşı planlar hazırlarsanız, sizi artık sizden daha iyi tanıyan karşı tarafın beklemediğiniz hamleleri ile karşılaşmanız kaçınılmazdır.

Çünkü tahmin edilensinizdir.

GRİ ALANLAR SİSTEMATİĞİ

Ama günümüz  ‘gri alanlar sistematiğinde’ beklenmeyen yer, taktik ve zamanda tahmin edilemeyen noktadan süreci yönetmek ya da karşı hamleler dizayn etmek asıl önemlisidir.

Bu da sadece askerler ve savunma sanayi uzmanlarının oluşturduğu bir savunma politikası değil siviller dahil devletin ilgili kurumlarının katılımı, koordinasyonu ve istihbaratın tılsımlı dokunuşları ile tek bir çatı altında gerçekleşir.

HERKESİN BİR PLANI VARDIR AMA...

Bu taktik konsepti aslında dünyanın en ünlü boksörü Mike Tyson, halen dünyanın sayılı stratejistlerince de referans gösterilecek şekilde şöyle tanımlamıştır: ‘Herkesin bir planı vardır; Taa ki suratına yumruğu yiyene kadar.’

Bugün Türk Savunma Sanayi’mizin gözbebeği Savunma Sanayi Müsteşarlığı iç kamuoyundan öte dış çevrelerce de çok yakından izlenmektedir. Hatta bazı yabancı literatüre bakıldığında bu kurumumuzun faaliyetleri ve personel motifleri ile ilgili özel takip birimleri kurulduğunu bile hissetmek mümkündür. Bunun da amacı önce savunması güçlü olması gereken Türkiye gibi kritik bir ülkenin atardamarlarından birinin kan akışını kontrol etmektir.

Bugün SSM’ye baktığımızda; son dönemde sizlerin yönlendirmesi ile gerçekleşen ve de tüm detaylarına hakim olduğu çok kritik projelere imza atmıştır.

Yerli ve milli projelerle dışa bağımlılığı azaltmış ve bundan da öte dışarıya teknoloji satan bir ülke yaratmıştır.

HİBRİT KONSEPT

Ancak bu noktada; kanımca SSM’de değişen konjonktürde ve her geçen ağırlığını hissettiğimiz ‘Hibrit Savaşları’ konseptine göre bazı değişiklikler yapılması gerekebilir.

SAVUNMANIN DEĞİŞEN TANIMI

İlk olarak işe ‘Savunma’ sözcüğünde ne anladığımızı konuşarak başlamak lazım. Şu nedenle; çünkü artık savunma yalın tanımlama ile sadece silahları onları durduracak karşı silah sistemlerini kapsamıyor. Yerli ve milli olunca da iş bitmiyor. Siber savaşlarla da, hardware ve software kabiliyetleri ya da etkin haberleşme güvenliği ile de bitmiyor.

İşte tam bu noktada; şu saptamada bulunalım; ‘Gri Alan’ konseptinden bahsedelim.

Yani devam eden ama hiçbir zaman resmiyet kazanmayan bir adı konmamış savaş ortamında tarafların birden çok doğrudan ya da dolaylı enstrümanı birbirine üstünlük sağlamak ve istediğini elde etmek için kullandığı durumdan.

ADSIZ SAVAŞ DURUMU TANIMLAMASI

Ve bu adsız ‘savaş’ durumu ‘konjonktürel müttefikliklerin’ artık günümüzde çok gündemde olduğu bir dönemde bazen bir kaç saat, bazen ise yıllarca sürebilir. Bu hedefin ne olduğuna bağlı olarak değişebilir. Bu durum ille de düşman taraflar arasında olmak zorunda değildir. Bazen müttefikler bile kısa süreli olarak birbirlerine şartlar gereği Hibrit Savaş taktikleri uygulayabilir. İçinde sadece askeri değil sivil bazlı hassas başlıklar da yani hücum noktaları da olabilir.

Bu nedenle SSM yapısı; Türkiye’nin, tarım alanında bir tohum üzerinden yaşayacağı sıkıntıdan, siber saldırı için hacker ve anti hacker timlerinin kurulmasına, hayvancılık üzerinden ülkeye sokulabilecek ölümcül bir mikroba karşı nasıl bir hazırlık ve savunma politikası oluşturulacağına dek farklı dal ve uzmanları da kapsamalı. Bunu bulaşıcı hastalıklardan psikolojik harekatlara ve ekonomi uzmanlıklarına dek bir çok başlığa taşıyabiliriz. Tabii ki MİT ve İçişleri ile koordineli olarak.

Ve bunun tek bir çatı altında olması tek elden ‘savunma politikaları gerektirecek tehditlerin koordinasyonu açısından hayati olacaktır. Bu noktada, ‘nasıl olsa her kurum kendi içinde ilgili birimleri ile bunu yapıyor’ demek de klasik yaklaşımların yukarıda Mike Tyson’ın sözü ile özetlediği sonu getirebilir.

Bugün tehditleri karşılamak ama bunu yaparken de hepsini tek mercek altında değerlendirmek ve koordine etmek kritik önemdedir. Böylece birbirini diğer alanların nasıl etkileyeceği görülecektir.

Malumunuz; artık hem tehditler hem de karşı savunma konseptleri birbiri ile ilintilidir, geçirgendir. Yıllarca kurumlarımızın kendi istihbaratını paylaşmayıp kendi başına birşeyler yapmaya çalışma ısrarı terörle mücadelede nasıl eksik bir tabloyu ortaya çıkardı, hatırlarsınız. Ama şimdi sivil asker ortak istihbarat paylaşımı ve tek elden koordine ile terörle mücadelede nerelere geldiğimiz ortada.

Unutmayalım; özellikle son yıllarda benzer saldırıları teker teker yaşıyoruz. Belki de daha nerelerde Türkiye’ye karşı ne kirli oyunlar hazırlanıyor. Bütün saldırı yöntemlerini çok yönlü boyutlu, aynı anda göğüslemeye çalışan dünyada herhalde bir kaç ülke vardır. Ama şüphesiz bunlardan biri de kesinlikle Türkiye’dir.

Bu açılardan bakıldığında hibrit savaş harekatına uygun, proxy war olarak tanımlanan doğrudan dolaylı vekalet savaşlarına hazır olmak zorundayız. Bu da bizi tüm kurumlarımızın öncelikle hayati olarak ‘tehdit koordinasyonu’ vizyonu ile yeniden organize olması gerçekliği ile karşı karşıya bırakıyor. Bunu da yapabilecek kurumların başında SSM geliyor.

Kısacası... Eğer asimetrik tehdit varsa simetrik karşı koymada ısrar etmemek gerekiyor.

Güzel ve güçlü bir Türkiye dileklerimizle...

Tüm yazılarını göster