Sosyal medya - siber dünya - büyük savrulma

Ceyhun Bozkurt oceyhunb@gmail.com

Sosyal medya kullanımıyla birlikte insanların özel yaşamı, düşünce ve tercihleri hakkında bilgi toplamak kolaylaştı. E-ticaret, uzaktan eğitim, internet üzerinden haberleşme, veri alışverişi derken big data dediğimiz büyük bir veri oluştu ve bu veri dünyada en kıymetli maden haline geldi. Şimdi buna “Veri Madenciliği” diyorlar.

Toplumlar hakkında bu kadar büyük ve ayrıntılı bilgiye sahip olmak elbette beraberinde siber güvenliği de gündeme getiriyor. Bu bilgiye sahip olan küresel devletler veya küresel şirketler çıkarlarına aykırı ayrık otu istemezler. Bağımsız bir şekilde hareket ederek politikalarını bu güçlerin hizasına sokmamakta kararlı olan ülkelerin hassasiyetlerine yönelik siber saldırıda bulunup, insanları algı operasyonları ile manipüle ederek kaos ve kargaşa çıkartabiliyorlar. Bu suretle kendileri ile uyumlu hareket etmeyen ülkeleri ya hizaya getiriyorlar veya başlarını derde sokuyorlar.

Amaçlarına erişmek için dijital dünyanın, büyük verinin her türlü imkanından yararlanıyor çıkarlarına aykırı hareket eden ülkelere yaptıkları siber saldırıda her türlü manipülasyonu mubah görüyorlar. Sahte hesaplarla saldırılara yol verirlerken sahte hesaplardan gerçek dışı haber ve yorumları düzeltmeye çabalayan ve ülkesini savunmaya çalışan hesapları ya  kapatıyor veya engelliyorlar. Gazeteci Nedim Şener’in ve bazı diğer kişi ve kurumların başına geldiği gibi. Daha yoğunu, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun da başına gelmişti.

Ülkesini siber saldırıdan korumak, vatandaşının hakkını aramak sorumluluğunda olan ulusal devletler bu uluslararası sosyal medya platformları ile hukuki alanda mücadele edebilmek için uluslararası bir hukuki düzenleme bulunmadığından ya kendi ulusal hukuki düzenlemeleri üzerinden yaptırım uygulama yolunu seçiyorlar ya da bu hukuki yöntem geçerli olmazsa platformu engelleme yolunu seçiyorlar. Engelleme yoluna sosyal medya platformlarına yaptıkları çağrılara tatmin edici bir cevap alamayınca gidildiğini söyleyebiliriz.

Bu sefer de kendilerini evrensel, özgürlükçü, ilerici gibi niteleyen çevrelerin düşüncenin serbestçe yayılması, düşünce özgürlüğüne sınırlama getirilmesi ve yasaklama gibi eleştirileri ve tepkileri ile karşılaşıyorlar. Bu grupların ülkede başlattıkları tartışma ortamı alevlenip protesto eylemi çağrıları başlayınca olaylar sokağa taşınıyor. Sokağa taşınan tartışma öfkeye dönüşüp şiddet kullanmaya dönüşünce kaos ve kargaşa başlamış oluyor. Devlet düzeni sağlamak için güç kullanınca kaos büyüyor ve krize dönüşüyor. Derken kriz ekonomik ve toplumsal bir evreye dönüşmüş ülke bağımsızlığını tehdit eder hale gelmiş bulunuyor.

Kendi ve bağlı bulundukları güçlerin çıkarından başka bir şey düşünmeyen sosyal medya platformunun sorumsuzluğundan kaynaklanan olaylar dizisinde ulusal devletler sosyal medya platformunun yayın politikası hususunda hakkını sorgulayabilecek hukuki bir zemin de, karşısında muhatap olacak bir merci de bulamıyor.

Bu arada ülke içinde geçmişte kendilerini anti-emperyalist, Atatürkçü, ulusalcı, milliyetçi, muhafazakar olarak niteleyip küresel güçlere, büyük sermayeye karşı olduğunu iddia eden bazı kesimlerin küresel sermayeye ve ülke içindeki uzantılarına nasıl hizmet ettikleri ve destekledikleri de gözlemleniyor. Yine FETÖ gibi terör ve casusluk yapılarının militanları, sosyal medyada kendilerini bu görüntülerde kamufle ederek psikolojik operasyon yapabiliyor.

Bazı kesimlere göre, Türkiye'nin hakkını hukukunu savunmaya/korumaya kalkan hesapları kapatan uluslararası sosyal medya devi Twitter’i eleştirmek, bir düzenlemenin gerekliliğini savunmak yerine Ulus/Ulusal Devleti ve yargıyı eleştirirseniz ilerici ve çağdaş olma gibi bir kriter oluşturulmuş durumda.

Elbette düzenlemede “somut verilere, bilgiye dayalı eleştiri, muhalefet” hakkı mutlaka ama mutlaka korunmalıdır. Ancak manipülasyon, provokasyon, küfür, hakaret gibi konularda bir düzenleme şart gibi görünüyor.

Son söz olarak vurgulayalım: küresel güçlere teslimiyet, emperyalizmin politikalarına bağlılık ne ulusalcılıkla, ne milliyetçilikle, ne Atatürkçülükle, ne dindarlıkla bağdaşır. Bunu Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’ün politikalarını az buçuk okuyan, araştıran herkes bilir. Yoksa sadece kendilerine sufle edilen politikaları dillendirenler yarın öbür gün “T.C.’yi kaldıranlarla, açılım süreçlerinin perde arkasındaki mimarlarla, stratejik derinliklere gömülenlerle” “tıpış tıpış” ittifak kurmak zorunda kalırlar ki, bu büyük savrulma çizgisinin “BOP ve Habur çizgisi”nden zerre farkı yoktur.

Tüm yazılarını göster