Parmaktaki o yüzük

Nuran Yıldız nuran@nuranyildiz.com

Yeni zamanlarda klasik ifadeler derdi anlatmaya yetmez. Yetmez ama dünya bir bileşik kap sonuçta.

Kırılgan bir cam fanus oldu yerküremiz.

Cam. Kapalı kapı ardında gizli bir şey kalmıyor.

Devletler için de kişiler için de öyle.

“Sır” diye bir şey yok.

“Aramızda kalsın” dediğiniz şeyi “aramızda kalsın” diye başkalarına anlatırlar.

O nedenle, arkasında duramayacağınız bir şeyi ağzınızdan çıkarmayacaksınız.

“Ya görürlerse” endişesi taşıyorsanız onu yapmayacaksınız.

E, hani özgürdük?

Özgürlük kavramının geçirdiği değişim üzerine kafa yorsanız, kafayı yersiniz.

ABD Başkanı Trump’ın, İran’ın komutanı Süleymani’yi vurma emri verdiğinde, sonuçlarının iki ülke arasında kalmayacağını bilmemesi olanaksız.

Zaten, ABD Genelkurmay Başkanı “Sonuçlarının bilincindeyiz” dedi.

Garip olan şu ki, Trump gibi tüccarlar her zaman artı, eksi hesabı yapmadan adım atmazlar.

Böylesi bir hamlenin İran’ı değil, tüm dünyayı karşı hamle (intikam) bekleyişine sokacağını hesap ederler.

Üstelik ufukta seçim varken, ABD iç kamuoyunda çocuklarının uzak ülkelere gönderilmesinden hoşlanılmadığını da bildiklerinden riske girmezler.

Kanımca suikast, medyada yer aldığı gibi Trump dışındakilere değil, asıl Trump’a sürpriz oldu.

Belki de o nedenle, toparlamak istercesine, ilk açıklamasında “İran hiçbir zaman bir savaş kazanmadı ama hiçbir zaman bir müzakereyi de kaybetmedi” dedi.

ABD’de kaç ABD varsa artık…

Bu suikast, dünyayı İran’dan intikam bekleyişine yoğunlaştırdı.

Süleymani’nin parçalanmış cesedi, özellikle de parmağındaki yüzükle kanlı görüntüsü, intikam kaygısını artırdı.

Görüntüleri iletişimci gibi izlerseniz, cesedin etrafındaki sadece ayakları görünen insanların soğukkanlılıklarını görürsünüz.

O görüntüleri paylaşan taraf, ateşe benzin dökmek isteyen taraf olsa gerek.

Gelelim her yanıyla abuk sabuk olan bu çağa.

Diplomasi ve eylem gibi iki zıt kavramın bir arada hayat bulduğu çağ.

Birleşik kap teorisi “diplomasi”yi/”, “söz”ü yükseltirken, “gösterdiğin kadar varsın” diyen gösteri teorisi de “eylem”i yükseltiyor.

Eylem, sözü keser.

O yüzüklü elin fotoğrafı orada dururken, İran bir görsele ancak başka bir görselle cevap verileceğini bilmiyor olabilir mi?

Hele de Pers kültüründen söz ediyorsak.

Türkiye bölgede gerçekten büyümek ve liderlik etmek istiyorsa (bence hiç gereği yok), “söz”ün gücünü devamlı ve devamlı hatırlatmak zorunda.

Savaşa savaşla dahil olursanız, benzerler arasında kalırsınız. Liderlik ise benzemezlikle olur, ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu iyi bilir.

Ortadoğu’da benzemez olacak tek şey, durmadan ve devamlı barış telkin etmekten geçer.

 HANGİ ÜLKE HANGİ KONUDA UZMAN?

ABD kriz çıkarmakta,

AB ülkeleri durmadan kaygılanmakta,

BM seyretmekte,

İngiltere ortalığı karıştırmakta,

Rusya krizleri fırsata çevirmekte,

Türkiye ise, iki arada bir derede kalmakta uzman.

 PAZARCININ VİZYONU VAR, TURİZMİMİZİN YOK

Dünya iletişim çağını yaşıyor.

Sosyal medya her yerden fışkırıyor.

Biz, küresel iletişimde orta çağa gömülüp kalmışız.

Türkiye, İstanbul, turizm, spor…

Yani dışımızdaki dünyayla ilgili neyimiz varsa, vizyon içeren iletişim anlayışından eser yok.

Varsa yoksa kısa günün kârı.

Kendi sevdiğimiz şeyleri dünyaya dayatmak dışında bir iletişim anlayışı lazım.

Turizm Bakanlığı’nın sosyal medya hesaplarına girin bakın, içeriği içler acısı.

Dünyayla bağlantısı neredeyse yok.

En son, dünya starları Michael Douglas ve eşi Catherine Zeta-Jones ülkemizde. Bakanlık fırsattan habersiz, Bakanın derdinde.

Dünyaca ünlü modacı Kenzo Takada’nın Türk bayrağıyla Boğaz’da fotoğrafları varken de Bakanlık medyası görmedi.

Daha pek çok referans olabilecek ünlü ülkemizden geldi geçti. Turizm Bakanlığı da, iletişimcileri de konuyu magazin haberi düzeyinde izledi.

Turizm vizyonumuz “satılan yatak sayısı” düzeyinde…

Pazarcının vizyonu çok daha iyi.

 GERÇEK BURADA…

Gazeteler tiraj kaybediyor. Gerekçeleri hazır: İnsanlar gazeteyi internetten okuyor!

Kimse beni buna inandıramaz.

Haber içeriklerini zaten gazete okumayan üst gelir grubuna göre hazırlar, İstanbul dışına sadece kötü haber için çıkarsanız elbette okunmazsınız.

En son.

Sömestr tatili yaklaşırken Hürriyet’teki başlık: “En güzel 10 kayak merkezi”

Listede hiç değilse Ilgaz, Kartalkaya olsa iyi. Yok.

Ne var?

Makedonya, Avusturya, İtalya, Kanada, Fransa kayak merkezleri var.

İnsan ister istemez ağzından kaçırıyor: Yok deve!

 BİZİM DİZİLERDE NE YOK?

Bugünlerde üst üste diziler final yapıyor.

İnsanlar “yok”lardan bıkmış olmalı.

Mesela, senaryolarda zekâ belirtisi yok. Baştan sonunu biliyorsun.

Mesela, hiç birinde adalet yok. Herkes kendi adaletini sağlıyor.

Mesela, polis yok. Herkes kendi güvenliğini sağlıyor.

Mesela, aile değerleri yok. Yengesine, baldızına, üvey oğluna aşık olan olana.

Mesela, mutluluk yok, mutluluk! Gözyaşı da bir yere kadar iş yapıyor.

TEK TAŞ ENFLASYONU

Reklamlara bakarsanız, tek taş hediye etmezseniz sevginiz şüpheli.

Pırlanta hediye almazsanız, yeterince sevilmiyorsunuz.

Sevgi gibi en maddiyattan uzak duyguyu, pırlantaya endekslediler.

Parayı havaya savuranla, yiyecek ekmek bulamayan aynı reklama bakıyor.

Siz iyisi mi parlayan taşa değil, size bakarken parlayan göze odaklanın.

Taş soğuktur, bakışlar ise sıcak…

 SPOR MEDYASI KENDİNE BİR BAKSIN

TRT Spor’u izliyorum. Kerem Öncel sunuyor, Kaya Çilingiroğlu konuk.

Lig konuşuluyor.

Çilingiroğlu bir izleyicinin sosyal medya mesajını okuyor: “Üç büyüklerden ne alıyorsunuz da hep onlardan söz edip Sivasspor’dan söz etmiyorsunuz?”

Çilingiroğlu “Bana para verecek kulüp doğmadı daha “ dese de, o izleyici çok haklı.

Medyanın futbolu, üç büyükler üzerinden okumaktan vazgeçmesi gerek.

 BERNA HANIM AMAN DİKKAT EDİN

Kayserispor Başkanı Berna Gözbaşı, Türkiye’nin ilk kadın futbol kulübü başkanı.

Desteklenmeli.

Ve fakat. Acilen kendisinin ve kulübünün iletişimine odaklanmalı.

İnsan, ülke medyasında yer bulacak kadar önemli bir ortamdaki konuşmasında hiç “Bu takımı düşürmeyeceğime söz veriyorum” der mi?

Dedi.

Berna Hanımın vizyonu olmalı, çıtayı yukarı koymalı.

Yoksa geldiği gibi gidecek, yazık olacak.

 AKLIMDA KALAN

Bir, Özge Özpirinçci’nin dost tanımı: Oyuncu Özge Özpirinçci, Hakan Gence’ye dostluk üzerine konuşurken “Dostlar AKUT’tur. Sadece iyi değil, kötü zamanında da yanında olur” demiş. Dostlarla arkadaşları ayırmak için daha önce yazdığım bir cümleyi hatırlattı: “Dostlar” demiştim, “daha çok kötü zamanları, arkadaşlar ise daha çok iyi zamanları paylaşırlar.” İnsanların çok dostu olmaz. Dost, enflasyonu olan bir şey değildir. Arkadaşların sayısı çoğalabilir. Yeter ki hangisiyle neyi paylaşacağımızı bilelim.

İki, 23 Nisan’ın 100’ü: Aylardır her hafta geriye sayıyorum. 23 Nisan’ın 100. Yılını halkımızın tamamı çocuklar gibi kutlasın diye. Devletin soğuk kutlaması, belediyelerin popçulara para kazandıran konserleri dışında şeyler olsun. Festival havası essin sokaklarda. İşte kaldı 109 gün. @23nisanin100u #23nisanin100ü

Tüm yazılarını göster