Mesele LGBT değil, aile kurumu değil, anladık…

Hakikaten de KADEM Yönetim Kurulu Üyesi ve TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Fatmanur Altun’un dediği gibi İstanbul Sözleşmesi artık bir turnusol kağıdına dönüştü. 

LGBT lobisine karşı aile kurumunu savunduğu iddiasıyla İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkanlar, eşcinsellik konusunda görüşlerini açıkça ortaya koymasına rağmen, Fatmanur Altun gibi önde gelen isimlere, KADEM gibi muhafazakâr kadın derneklerine inanılmaz bir saldırı başlatılmış durumda. Halihazırda uzunca bir süredir devam eden İstanbul Sözleşmesi tartışmasının, Ayasofya Camii’nin ibadete açılması sonrasında, yürütülen son kampanya ile beraber sistematik bir saldırı haline geldiğini söylersek yanılmayız.

Tıpkı sözleşmeyi kendi yararına bir aparat haline getirmek isteyen LGBT lobisi gibi, muhafazakar kesimde de kadın hakları karşıtı bir lobi oluştuğunu, hatta çoktandır orada olduğunu görmemek mümkün değil.

Düşüncelerini ve duruşunu açık bir şekilde ifade etmesine rağmen Fatmanur Altun’a yönelik, “Haydi itiraf et, İstanbul Sözleşmesine iman ediyorsun,” diyerek terbiyesiz bir üslupla baskı kuranlar mı istersiniz, sözleşmeyi destekleyen AK Partili kadınlara açık açık “fahişe” diyen mi, Cumhurbaşkanını sözleşmeden çekilmezse hükümetin sonunu hazırlıyor olmakla tehdit eden mi…

Özetle, “kadına yönelik şiddet” tartışması AK Partili kadınları hedef alan sözlü şiddet fırtınası içinde devam ediyor. Siyasetçisinden gazetecisine, sivil toplum yöneticisine tüm muhafazakâr kadınları sigaya çekme hakkını kendinde görüp, “Sözleşmeyi destekliyor musun desteklemiyor musun, söyle, hadi söyle!” deme hakkını kendinde görenlerin bir de “Sizden önce biz vardık,” halleri yok mu… Mahallenin kanaat önderi, siyaset belirleyicisi tavırlarıyla, kendilerinden başkasını dinlemeyen, “En iyisini ben bilirim, siz ne anlarsınız bu işlerden” diyen ve ne yazık ki İslamiyet’i kendilerine paravan yaparak kadınları hakir görenlerin İstanbul Sözleşmesi üzerinden başlatmaya çalıştıkları savaşın ardında acaba başka bir şey mi yatıyor diye sorduruyor insana…

Acaba kendilerine şeyhülislam gibi davranılmadığı için, her toplantıya davet edilip baş köşeye oturtulmadıkları için gizliden gizliye “yeteri kadar dindar olmamakla” eleştirdikleri Cumhurbaşkanının, Ayasofya’nın yeniden ibadete açmak gibi tarihi bir adım atmasına mı bozuldular? Acaba muhafazakar tabanın bir kez daha kenetlenmiş olması mı canlarını sıktı? Acaba açılmaya çalışılan “Hilafet” tartışması başarılı olmadı da buradan mı AK Parti tabanının kadınını ve erkeğini birbirine düşman etmeye çabalıyorlar?

Bunlar ortaya çıkan toz duman içinde aklımızda bir soru işareti olarak duruyor. Öte yandan, malum lobinin arkasına taktığı güruhu incelediğinizde sözleşmenin içeriğinden bihaber kalabalığın yanı sıra, “erkeğin kadına köle olduğunu” iddia eden ve aslında kadınların zayıf ve korumasız halinden kurtulup güçlenmesine şiddetle karşı duran bir grupla karşı karşıya kalıyorsunuz. Biraz daha kurcaladığınızda eşine, hatta çocuğuna nafaka vermek istemeyen bir grubun, sosyal medyada İstanbul Sözleşmesine karşı etiketler açtığını, baskı mekanizması kurduğunu, yıllardır “süresiz nafaka” karşıtı yayın yapan medya gruplarını da arkalarına alarak bu konuya yüklendiğini görüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, Twitter’da “İştirak Nafakası ve Velayet Mağdurları” diye bir hesap var. Kadın taklidi yaparak sabah akşam paylaşım yapan bu hesabı, eşinden ayrıldıktan sonra çocuğuna bakmayı bile istemeyen yüzlerce kişi takip ediyor. Yalnızca bu bile, bu kişilerin aileden ne anladığını ortaya koyarken onlar utanmadan mağdur olduklarını iddia ediyorlar. Yatacak yerleri yok, ama İstanbul Sözleşmesinin Türk aile yapısını bozduğu sloganına sarılırken aslında sadece kendilerini düşünüyorlar.

Şüphesiz ki, İstanbul Sözleşmesi nas değildir. Aile içinde kadınların erkeklere oranla şiddete daha çok maruz kalması nedeniyle kadın mağdurlar için düzenleme getiren, ama aynı zamanda ayrımcılığa maruz kalan engellileri, göçmen ve mültecileri, çocukları ve hatta aile içi şiddete maruz kalan erkekleri de koruyan yeni bir sözleşme yapılabilir, yasa buna göre düzenlenebilir. Hatta daha iyisini, daha etkilisini yapacak isek İstanbul Sözleşmesi tabii ki feshedilebilir.

Ancak çirkin bir dille yürütülen İstanbul Sözleşmesi karşıtı bu kampanyanın organizatörlerinin hedefinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti olduğunu, AK Parti tabanını bölmeyi amaçladıklarını, kadını erkeği birbirine düşürmeyi hedeflediklerini ve destekleyicilerinin önemli bir kesiminin kadınların güç kazanmasından rahatsız olan erkeklerden oluştuğunu görüyoruz. Yani, mesele LGBT değil, aile kurumu değil, gayet iyi anlıyoruz.

Tüm yazılarını göster