Bir devletin egemenliği sanal dünyada da geçerlidir

Muhalefet, sosyal medya konusunda yapılması planlanan düzenlemelerin “Ülkeyi, Çin’e, Kuzey Kore’ye, Rusya’ya” dönüştüreceğini söylüyor.

Oysa sosyal medyanın düzensizliği, ulusal ve uluslararası bazda alınması gereken önlemlerin alınmaması, yapılması gereken düzenlemelerin yapılmaması sonucu bugün tüm dünyanın problemi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz haftalarda sosyal medyayı daha sıkı denetleyecek bir kararname imzaladı. Amaç sosyal medya şirketlerine yönelik yasal korumanın azaltılması, bu şirketlerin içeriklerini ne kadar iyi denetlediklerinin takibi… Söz konusu kararname ile sosyal medya şirketleri ABD’de artık sorumsuz davranamayacak, sorumluluktan muaf olmayacak.  Denetleyici kurumlar, Facebook and Twitter gibi şirketlere karşı gerektiğinde yasal işlem başlatabilecek.

Israrla “sosyal medya şirketleri” diyorum çünkü sosyal medya platformlarının özünde birer şirket olduğunu, kâr amacı güttüklerini çoğu zaman unutuyoruz. Bugün dünyada ekonomik faaliyet gösteren en büyük dört şirket dijital teknoloji şirketleri (Microsoft, Amazon Apple, Alphabet (Google)) iken en büyük sosyal medya platformu olan Facebook altıncı sırada yer alıyor. Dünyanın dijital reklam gelirlerinin yarıdan fazlası bugün Facebook ve Google’a ait.

Koronavirüs döneminde ön plana çıkan Zoom’un kullanıcı sayısı Aralık 2019’da 10 milyonken Nisan’da 300 milyona çıktı. Mart ayı itibarıyla Netflix’in dünya çapında 182,9 milyon ücretli abonesi var. Birçok sosyal medya platformuna göre daha yolun başında gözüken Zoom’un piyasa değeri tek başına 50 milyar dolar civarında iken Southwest, Delta, Lufthansa, American Airlines, United Airlines, IAG, AirFranceKLM gibi dünyanın sayılı yedi havayolu taşımacılık şirketinin toplam değeri 47 milyar doların altında kalıyor.

Örnekleri artırabiliriz ama özet aynı: Bu şirketler yeni dünyanın en büyük şirketleri… O zaman o meşhur soruyu tekrar sormak gerekiyor… “Dünyayı dev şirketler mi yönetiyor?” Eğer öyle ise (evet dediğinizi duyar gibiyim), bizi kimin yönettiği sorusunun cevabı belli.

Etrafı tellerle çevrili bir çimenlikteki inekler özgür müdür, yoksa serbestçe otluyor mudur? 

Tabirimi mazur görün, ama sosyal medyadaki varlığımız da tıpkı buna benziyor. Ne zaman çitlerin kenarına, dışına yaklaşacak olsak, sınırları keşfe çıksak, patronların kurduğu düzensiz görünümlü siber düzeni sorgulasak, bizi sürü içerisinde var olmayı istediğimiz sürece içeri doğru iteleyen sistemin içinde özgürüz sanıyoruz ama yalnızca bize sağlanan serbest alanda dolanıyoruz. Fikrimizi beyan ettiğimiz, fotoğraflarımızı, videolarımızı dostlarımızla paylaştığımız bu platformlar, sağladığımız içerik sayesinde, etimizden, sütümüzden, yünümüzden yararlanıyor ve çoğumuz bunun farkında değiliz.

“Tüketici davranışı, tüketim trendi/meyli” gibi görece masum görünen veri madenciliğini (web madenciliği ve sosyal medya madenciliği), ne olduğunu bilmeseniz de siz de yaşıyorsunuz. Bırakın bir ürünü aratmayı, adını telefonunuzun yakınında andığınızda karşınıza çıkan alternatiflerini fark ediyorsunuz. Peki bu tür verinin çoktan beri, düşüncelerinizi de toplamak için kullanıldığını biliyor musunuz? Toplanan datanın bir toplumun, bir ülkenin sosyal, kültürel, siyasi ve daha pek çok alandaki eğilimini öğrenmek için nitelikli bilgiye dönüştürüldüğünden haberdar mısınız? Sadece bununla kalsa iyi, bu verinin ya da doğrudan bilginin satıldığı şirketler, fikirlerinizi, algınızı değiştirmek için sanal platformlarda algılarınızla oynuyor, geleceğinizi kendi istedikleri yöne çekmek için çalışıyor desem… 

Bugün sosyal medyanın kirliliğinden bahsediyoruz… Küfür, hakaret, iftira, linç, dezenformasyon, iftira, algı yönetiminden şikayet ediyoruz, ama büyük çapta algı yönetimini kimin yaptığına, sosyal platformlarda yürütülen psikolojik savaşın arkasında kimin olduğuna hiç kafa yormuyoruz. Devletlerin olası otoriter davranışlarına karşı gözümüz gibi sakındığımız özgürlüğümüzü (ki bunda yanlış bir şey yok), sosyal medya platformlarıyla bilinçsizce, kolayca paylaşıyoruz. Hemen her gün pek çoğuyla ilgili çıkan güvenlik açığı haberleriyle dahi ilgilenmiyoruz.

Kirli dediğiniz, çöplüğe benzettiğiniz sosyal medya, bu şirketler için zengin, göz kamaştırıcı, kocaman bir maden. En değerli şeyinizi, düşüncelerinizi çalmak için, toprağı kazıyor, çerden çöpten ayıklıyor, işlemden geçiriyor ve bunları istihbarat kuruluşları dahil pek çok kuruma, kuruluşa kullanıyorlar, satıyorlar.

ABD’de de, Trump’ın imzaladığı kararname ziyadesiyle “ifade özgürlüğü” bağlamında tartışılıyor. Trump’ın sevilmeyen kişiliği nedeniyle yaptığının özgürlükleri kısıtlama çabası olduğu iddia ediliyor. Dahası, “Twitter’ı kapatırız, bu yasal olarak mümkün,” sözüyle beraber, Twitter hesabını kapatıp kapatmayacağı sorusuna verdiği, “Bu ülkede daha adil bir basın olsaydı bunu seve seve yapardım. Ancak basın adaletsiz olduğu için ben sosyal medya üzerinden birçok insana ulaşıyorum,” cevabıyla tartışılıyor. Maalesef ABD’de Trump’tan kurtulmak için yürütülen malum kampanya, sosyal medya şirketlerinin günümüzün özgürlükçü kılığındaki diktatörlerine dönüştüğü, yeni bir hegemonya kurduğun, canının istediğini platformdan atıp canının istediğine daha geniş kitlelere erişme hakkı tanıdığı, kimin konuşup kimin konuşamayacağına karar verdiği ve dahası, seks tüccarlarından çocuk istismarcılarına, nefret gruplarından teröristlere gerçek hayatta suç işleyen kişilerin cirit attığı gerçeklerinin üstünü örtüyor. 

İşte bu nedenle, bırakın Çin’i, Rusya’yı, Batı’nın NATO gibi askeri iş birliği organizasyonları bile artık sanal dünyaya, siber alana daha fazla yoğunlaşıyor. 2017 tarihli bir NATO belgesi, “Devletin egemenliği ilkesi siber alanda geçerlidir,” kuralını anlatıyor.

Siber dünya fiziki sınırları olmasa da ülkelerin milyonlarca vatandaşıyla birlikte var olduğu bir yer artık. Bu alanda da devletler, sızma faaliyetlerine, dijital espiyonaja karşı kendilerini korumak zorunda oldukları gibi karşı vatandaşlarını da korumakla mesul. Ayrıca gerçek hayatta topraklarını nasıl koruyorsa siber alemde de kendine yönelik her türlü saldırıyı engellemek zorunda. Zira sosyal medyanın yükselişiyle beraber sanal alem, gerçek savaşların, gerçek çatışma ve uluslararası mücadelelerin de izdüşümünün yaşandığı bir yer haline çoktan geldi.

Özetle, yakın zamanda daha fazla kişi, “siber alem”, “sanal dünya” gibi kelimelerin yanı sıra, daha fazla devlet “siber egemenlik” gibi, “siber vatan” gibi terimleri daha fazla kullanacak, bu ifadelerin içini doldurmaya başlayacak.

Sosyal medya artık yok sayamayacağımız, onsuz bir dünyanın tahayyül edilemeyeceği bir dünya elbette; ancak her ülkenin vatandaşlarını, bu başıboş şirketlerin esaretinden, bu platformlarda yürütülen psikolojik savaşlarda araç olarak kullanılmasından, mağdur olmasından korumasının zamanı geldi de geçiyor bile…

Tüm yazılarını göster