Beka sorunu aynı zamanda ekonomik sorundur

Ceyhun Bozkurt oceyhunb@gmail.com

Gündem Koronavirüs bilgilendirmelerinden tamamen uzaklaşmasa da yavaş yavaş diğer güncel konulara da evrilmeye başladı. Kendi alanımızda Doğu Akdeniz’i, arada sırada Suriye’yi, terör saldırılarını konuşmaya başladık. Ayrıca iç siyaset de yine eski gerilim seviyesini yakaladı, hatta Mart öncesindeki gerilimi geçmeye çalışıyor.

Bizler de yeniden televizyonlarda gündemi konuşmaya başladık. Geçen Haber Global’de katıldığım programda yanımda tecrübeli gazeteci Mehmet Tezkan oturuyordu. Tezkan, beka problemlerinin değil ekonomik meselelerin öne çıkması gerektiğini söyledi. Ne yalan söyleyelim, hemen üstüme alındım. Çünkü bende meseleleri bir şekilde beka sorununa bağlayan gazetecilerden biriydim. Orada şunu vurguladım: Beka meselesi ekonomiden, yani vatandaşın cebinden bağımsız değildir.

Evet, böyle bir gerçek var. Beka meselemiz ile ekonomik meseleler birbiriyle sonuna kadar bağlantılıdır. Örneğin Türkiye güvenlik anlamında bir sıkıntı yaşadığı zaman, bu sıkıntı uzun vadede vatandaşın cebine de yansıyacaktır. Nasıl mı? Biraz geçmişe giderek meseleyi detaylandıralım.

Misak-ı Milli’mizde yer alan Musul vilayeti ve Musul’a bağlı Kerkük’ü kaybettiğimizde sadece sınırımızdaki güvenliğimizi mi kaybettik sanıyorsunuz? Size bir olay anlatayım: Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna yaklaşılmaktadır. Osmanlı Ordusu Irak’ta da mevzi üstüne mevzi kaybetmiş ve İngilizler Musul ve Kerkük hattında askeri hakimiyet kurmuştur. Ancak bölgedeki Kürt aşiretlerinin saldırılarından endişe eden İngiliz Genelkurmayı, 7 Mayıs 1918’de ele geçirdiği Kerkük’ü boşaltma kararı verdi. Zaten Arap Yarımadasındaki isyanların aksine Irak’taki Arapların büyük çoğunluğu İngilizlere düşmanlık besliyordu. Bu nedenle bölgeden çekilme kararı aldılar. Ta ki Musul-Kerkük hattındaki petrolün, İngilizler açısından hayati önemde olduğunun raporlaştırılmasından sonra.

Raporun sahibi İngiliz Deniz Kuvvetleri’nin petrol uzmanı kimliği de bulunan Oramiral Edmond Slade. Slade, 29 Temmuz 1918 tarihinde hazırladığı raporla, Musul ile ilgili İngiliz politikasında dönüm noktasını oluşturdu. Raporda, petrolün bir enerji kaynağı olarak önemi vurgulandıktan sonra, çeşitli veriler, rakamlar açıklayarak İngiltere’nin savaş sonrasında çok ciddi petrol ihtiyacına vurgu yaptı. Slade’e göre, yapılacak şey Britanya İmparatorluğu’nun etkinlik alanı içinde bulunan İran ve Mezopotamya petrol bölgelerinin doğrudan ve kesin denetim altına alınmasıydı.

Slade, 2 Ağustos’ta da raporuna ek olarak, Musul Vilayeti’ndeki petrol yataklarının ayrıntılı bir bilgilendirmesini yaptı. Ekteki bilgilendirmede, petrolün en kuzeydeki belirtisinin Musul’un 60 mil kuzeybatısında, Zaho yakınlarında bulunduğu belirtiliyordu. Bu, otuz kadar el yapımı kuyunun çalıştığı ve spesifik gravitesi 9 değerinde -yani çok kaliteli- olan önemli bir sızıntı bölgesiydi. Musul’un 50 mil güneyindeki Gayyare’de bulunan sızıntı bölgesi ise tüm vilayetteki en önemli petrol yatağı olarak tanımlanıyordu. Osmanlı sultanı tarafından bölgedeki yerlilere kiralanan bu bölgedeki petrolün spesifik gravitesi 8 değerindeydi. Gayyare ile 50 mil güneyindeki El-Fatha arasında kalan ve Dicle’nin her iki yakasını içine alan bölgede de, zengin petrol yatakları bulunabileceğine ilişkin belirtilerden söz ediliyordu. Andırıda (Andırı: Bir iş için birine yazılan, gönderilen kısa yazı), bu bilgilerin, savaş öncesinde hazırlanan Alman raporlarına ve Anglo-Persian Oil Company’nin jeoloji uzmanlarınca yapılan saptamalara dayandığı ifade ediliyordu.

Slade Raporu Hükümet tarafından kabul gördü ve İngiliz askeri stratejisi yeniden tanımlandı. Bu süreç sonunda Musul elimizden çıktı. Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın sonuna yaklaşırken milis komutanı Yarbay Ali Şefik Bey üzerinden geliştirdiği Özdemir Bey Harekatı da bölgedeki çeşitli etkenlerden dolayı başarılı olamadı. (Detaylı bilgi için bkz. İhsan Ş. Kaymaz, “Musul Sorunu / Emperyalizm ve Kürtler”, Kaynak Yayınları, Birinci Baskı, Ocak 2014)

Musul-Kerkük hattını kaybetmemiz, bugüne kadar Irak’ın kuzeyi kaynaklı güvenlik ve beka problemi oluşturdu. Ancak sadece güvenlik problemi yaşamadık. Irak’taki en zengin petrol kaynaklarını barındıran bölge, Türk ekonomisi yerine emperyalist güçlere ve Irak yönetimlerine katkı sağladı. 2017 yılındaki verilere göre Musul’da 2,5 trilyon, Kerkük’te de 1,5 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunmakta.

PKK başta olmak üzere terör örgütlerinin saldırılarının da Türkiye’ye insan kaybı ve güvenlik problemleri gibi sorunların yanı sıra ekonomik
maliyeti çok büyük.

Terör saldırıları,
- Ekonomide belirsizlikler oluşturmakta,
- Yatırımları azaltmakta,
- Güvenlik harcamalarına daha fazla kaynak aktarımına neden olmakta,
- Ticareti ve turizmi baltalamaktadır.

Ayrıca PKK saldırılarında çokça görüldüğü üzere maddi hasarlar oluşmakta, tahrip gören fiziki alt yapının inşasına kaynak aktarılmakta ve devletler sistemlerin yeniden inşasını ve kısa dönemli geçici yardımları gündemine almak zorunda kalmaktadır.

Yani PKK ve diğer terör örgütlerinin eylem kabiliyetlerinin kırılması, aktardığım masraflara gidecek kaynakların milletin cebine gidecek alanlara kaydırılmasının önünü açacaktır.

Yine Doğu Akdeniz’deki mücadelede Türkiye haklı ve meşru hedeflerine ulaşırsa hem (gerçek anlamda) stratejik derinliğini artıracak hem de bölgedeki ekonomik potansiyeli etkili şekilde kullanacaktır. Bu potansiyel;

- Enerji (Doğalgaz ve petrol- Doğu Akdeniz'de, Türkiye'nin 572 yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak 3 trilyon dolarlık doğalgaz rezervi olduğu belirtiliyor)

- Balıkçılık (Hem geleceğin ulusal güvenlik problemi gıda meselesinde Türkiye’ye nefes aldıracak hem de birçok gelişmiş ülkedeki gibi önemli bir gelir kalemi oluşturacak bir alan)

- Deniz Ticareti (Akdeniz dünya sularının yüzde 1’ini kapsamasına rağmen dünya deniz ticaretinin yüzde 16’sının yapıldığı bir deniz alanı)
olarak tanımlanabilir.

Biz meşru taleplerimizin arkasında durmaz, sözünü ettiğimiz alanlarda güvenliğimizi sağlamazsak, bu bölgelerdeki zenginlikler Türk insanının cebine değil emperyalistlerin kasasına gidecek. Böylece hem can güvenliğimiz tehdit altında olacak hem de coğrafyamızın insanlarına ait olan zenginlikler göz göre göre gasp edilecektir. Sadece savaş gemilerine odaklanıp Fransız Total, İtalyan ENI, ABD’li ExxonMobil gibi şirketlerin Doğu Akdeniz’deki varlığını görmezden gelmeyin.

Özetle tekrar tekrar vurgulayalım, bizler “Beka Sorunu” derken sadece can güvenliğimizi değil, insanımızın hak ettiği refah dolu yaşamı da savunuyoruz. Emperyalistlerin ve onların şirketlerinin çıkarlarını değil…

Tüm yazılarını göster