Gündem

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Demokratik protesto hakkı aşıldı

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MYK toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Boğaziçi Üniversitesi eylemlerine değinen Çelik, demokratik protesto hakkının aşıldığına vurgu yaptı. Çelik, " Demokratik protesto hakkı ve benzeri haklar karar mercilerine iletmek için kullanılır. 'Benim dediğim olmadı, o zaman ben burayı çalışmaz hale getiririm' yaklaşımı doğru bir yaklaşım değildir." dedi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu.

Çelik'in açıklamalarından satır başları şöyle;

"Yurt dışında Pençe, Barış Pınarı operasyonları bütün gücüyle sürüyor. İçeride de operasyonlar kesintisiz bir şekilde yürüyor. Türkiye terörle en ilkeli mücadele eden ülkedir. Terör örgütleri arasında hiçbir ayrım yapmadan. Maalesef müttefiklerimiz ayrım yaparak yanlış bir ısrar içindeler. PKK ile mücadelemizi sürdürdüğümüz gibi DEAŞ'a göz açtırmayan çok başarılı operasyonlar gerçekleştirildi. Yalova, Balıkesir merkezli çok ciddi sonuçlara ulaşıldı.

Türkiye DEAŞ'la mücadele konusunda hem Suriye'deki iradesini hem de Türkiye içindeki mücadelesini güçlü şekilde devam ettiriyor.Boğaziçi Üniversitesi'yle ilgili olarak çeşitli ülkelerin açıklamalarını duyuyoruz. Bu açıklamalarda Türkiye'nin egemenlik haklarıyla ilgili olarak hiçbir şekilde kabul etmediğimiz açıklamalar bulunuyor.

Son derece kaba saba standart açıklamaları yapmakla yetiniyorlar. Biz bu tepkileri verdiğimiz zaman insan hakları konusu evrensel bir konudur diyorlar. İnsan hakları konusunda hassasiyetle ilgili bir sorgulamayı yapabileceklerini değerlendirmiyoruz.

DEMOKRATİK PROTESTO HAKKI AŞILDI

Anayasa, yasaların çerçevesinde atanmış bir yöneticiyi kabul etmeyerek fiziki engelleme, rektörlük binasını muhasara altına alma olunca doğal olarak güvenlik güçlerinin müdahalesi söz konusu olacaktır. Daha önceki üniversiteye nasıl rektör atanmışsa bu üniversiteye de aynı şekilde atanmıştır. 'Bu atama yasaldır ama meşru değildir' argümanı doğru değildir. Boğaziçi Üniversitesi göz bebeğimiz bir müessese. Herkesin dikkat etmesi gereken bir durum var burada. Demokratik protesto hakkı aşıldı. Demokratik protesto hakkı ve benzeri haklar karar mercilerine iletmek için kullanılır. 'Benim dediğim olmadı, o zaman ben burayı çalışmaz hale getiririm' yaklaşımı doğru bir yaklaşım değildir.

Meselenin metot, yöntem, ilkeler tartışmasından ziyade atanan kişilerin değerlendirilmesiyle ilgili bir tartışma görüyoruz. Bazı kesimler açısından atanan rektör başka bir partinin neyi kast ettiğimi anlıyorsunuz, parti meclisi üyesi olsaydı öyle atansaydı bazı kesimlerin çok demokratik bir atama şeklinde değerlendirmelerinin olacağını öngörmek mümkün.

Demokratik eleştiriyle eylemin şiddete, oradaki öğrencilerin eğitim, öğretim hayatını engellemesine, terörle iltisaklı grupların bu işlerin içine girmesi konusunda son derece hassas olması gerekir. Nitekim güvenlik güçleri bunu sağlamak için ellerinden geleni gösteriyor. İçeriye bu grupların sızması konusunda valilik açıklama yapıyor. Bu grupların iltisakları ve durumlarını açıklıyor.

Rektörü dışarı çıkarmayız gibi yaklaşımlar demokratik protesto kapsamına girmiyor. Bundan sonrası artık eğitim öğretim hayatının sağlıklı bir şekilde işlenmesine odaklanmak gerektiği herkesin gündemi olmalıdır.

SOSYAL MEDYADAKİ SANSÜRLER

Sayın Bahçeli ve İçişleri Bakanı sayın Soylu'nun tweetlerine getiren sansür. Sosyal medya şirketleri birer özgürlük mecrası olarak ortaya çıktılar. Şimdi kafalarına göre yargı kararı olmadan subjektif, keyfi kararlarla kamu otoritesi gibi davranıyorlar. Örneğin PKK/PYD yöneticilerine onay verirken KKTC yöneticileri neden verilmiyor. Bunu neye göre yapıyorsunuz? Diyarbakır annelerinin sosyal hesapları engellendi. Bunun arkasındaki ilkeler nedir?

Nefret suçlarını engellemek için bu kararları almak zorundayız deniyor. Şu anda en büyük nefret üreticisi olan Hollanda'daki faşistin tweetlerini neden engellemiyorsunuz. Bunları yaparken hangi mahkeme kararına göre hareket ediyorsunuz? Sosyal medyada ulusal iradeleri aşan, kavga eden, milli egemenlikle, hukukla kavga eden birer mekanizmaya dönüşmeye başlıyor. Bu arkasında dijital bir faşizm, diktatörlük getirecektir.

Bu kriz alanı siber alandır. Bu alana mantıklı ve ilkeli yaklaşım getirmeleri gerekir. PKK/PYD yöneticilerin hesapları açık, Türkiye'deki siyasetçilerin hesaplarını kapatıyorsun, Diyarbakır'daki annelerin hesaplarını kapatıyorsun, neye göre yapıyorsun? Bunun mantığı nedir? Hangi ilke ve prensibi göre yapıyorsunuz?

Biz bunun yanı sıra dünyadaki nefret suçu ile ilgili mücadele konusundaki yasalar ve yasal düzenlemelerin nereye varacağı konusunda hassasiyet göstermeye çalışıyoruz. Fransa'daki yasayı yakın bir şekilde takip ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız verdiği mesajlarla bütün müttefiklerimizle yararlı ve verimli bir ilişki içerisine girmemiz gerektiğini net bir şekilde iletiyoruz. Buna Fransa'da dahildir. Çok eski bir müttefikimizdir. Bu çerçevede Türkiye-Fransa ilişkilerinde üslup meselesi son derece önemli bir mesele haline geliyor. Sayın Macron'un sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüyen Türk dış politikasıyla ilgili olarak, Karabağ'da, Suriye'de NATO'ya karşı olduğumuz doğru değil. Daha hassas bir yaklaşım bekliyoruz.

MACRON'A TEPKİ: BİZ LİBYA'NIN DAVETİ ÜZERİNE ORADAYIZ

Fransa veya başka müttefikimizden hiçbir şekilde PYD/PKK'yı meşrulaştırmamaları gerekiyor. Bizim mücadele ettiğimiz şey terör örgütüdür. NATO müttefiklerimizin bizim yanımızda olmaları gerekir. Macron 'Libya'da Türk askerini çıkarmak' gibisinden konuşuyor. Bu yanlış yaklaşımdır. Biz Libya'nın daveti üzerine oradayız. Türk askeri orada olmasın demenin manası Hafter katliamlarını serbestçe yapsın demektir. Bu konularda son derece sağduyulu açıklamalar yapılması gerekir.

Sürekli olarak Cumhurbaşkanımızı karşıya alan, Türkiye'nin politikalarını karşıya alan yaklaşım NATO müttefikliğiyle bağdaşmıyor. En son Tel Abyad'da 20'ye yakın sivil PKK/PYD unsurlarınca öldürüldü. Maalesef Suriye'de Anayasa Komitesi'nin Cenevre'deki toplantısı rejimin uzlaşmazlığı yüzünden başarılı olamamıştır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi İsrail'de yargı yetkisinin bulunduğunu açıkladı. Bu çok önemli bir karar. Bu Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin 1967'den bu yana işgal altındaki topraklar konusunda yargı yetkisinin bulunduğunu söylemesi orada önemli kararlar alacaktır. Bu kararı tebrik ediyoruz.

Cumhurbaşkanımız imzasıyla 2020 yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı olarak bir genelge yayınlandı. UNESCO tarafından anlama ve kutlama yapılacak..

Kongrelerimizle ilgili süreç güçlü şekilde devam ediyor. Ay sonuna kadar kongrelerimizi tamamlayıp, büyük kongre sürecimiz başlamış olacak."

SORULAR VE YANITLAR

(ABD'nin Boğaziçi Üniversitesi arazisine el koyabileceği iddiası): "Bu tip haberlerin gazetecilikle ilişkisi yok. Bu haberleri yapanların bunu temenni mi ettiği, yoksa haber mi yaptığı birbirine karıştırıyor. Türkiye egemen bir devlettir. Böyle bir haberin idrak ve izanla ilgisi yoktur. Boğaziçi Üniversitesi Türkiye'nin en önemli kazanımlarından birisidir.

(Yunanistan ile istikşafi görüşmeler): İstikşafi görüşmelerin sağlıklı şekilde yürümesi için son derece hassasiyet göstermeye çalışıyoruz. Yunanistan'ın olumsuz yaklaşımı ile durmuştu. Şimdi masadayız. Önce bu istikşafi görüşmelerin genetiğini, doğasını değiştirmeye çalıştılar. Herkesin bu gündemi iyi değerlendirmesi gerekir. Müttefiklerimiz, Avrupalı dostlarımız zaman zaman Cumhurbaşkanımızı aradıkları zaman Yunanistan'la pozitif gündeminden memnun olduklarını söylüyorlar. Türkiye bu gündeme yapabileceği en olumlu katkıyı yapıyor. Yunanistan bu radikal dil kullanımından vazgeçmelidir.

Türk askeri Kıbrıs'ta işgal değil barış gücüdür. Türk askeri oraya katliam, soykırım ve zulümleri önlemek için gitmiştir. Bu katliamların halen mantığını taşıyan bazı kesimlerin aynı ırkçı yaklaşımları üretmekle meşgul olduğunu görüyoruz. Türk askeri orada kalıcıdır, çekilmeyecek. Türk askeri orada barış gücü olarak duruyor. Zaman zaman garantörlük ve askerin orada bulunmasının modası geçtiğini söylüyorlar. Ne garantörlüğün modası geçti ne de Türk askerinin orada bulunmasının sebepleri ortadan kalktı. Doğu Akdeniz'de kaynakları paylaşmak istemeyen, Kıbrıs'ta Türk toplumu ile yaşamak istemeyen Kıbrıs Rum kesimi tarafından resmen ifade ediliyor. Biz Doğu Akdeniz'de gelirleri bir yere koyalım, eşit paylaşılsın diyoruz. Onlar bunu kabul etmiyorlar. Böyle bir dünya yok. Kıbrıs'taki Türk halkının barış içinde yaşaması silahlı kuvvetlerin oraya yaptığı kahramanca müdahalesinden sonra esas amacına ulaşmıştır. Silahlı kuvvetlerimiz orada kalıcıdır. Modası geçmiş olan şey, sürekli olarak masaya aynı tezlerle oturup, hiçbir şey vermeden her şeyi almak istenmesidir.

Masadan kalkıyor bu sefer eleştirilmesi gereken kesimin Türk kesimi olduğunu söylüyor. Her seferinde Rum kesimin maksimalist talepleri gündeme geliyor. Bu mantıkla müzakerenin varacağı hiçbir yer yoktur. Bundan sonra iki eşit devletli müzakere modeli masaya gelmelidir. Şimdi görüyoruz ki niyet orada barış sağlamak, iki topluma dayalı bir toplum modeli değil, buradaki maksat KKTC'yi gasp etmek.Buna Türkiye Cumhuriyeti izin vermeyecek.

Gerilimi yükseltmek yerine daha pozitif yaklaşım içerisine girmelidirler. Açıklamanın hiçbir yerini doğru bulmuyoruz, tamamını reddediyoruz.

(Yeni anayasa çalışmaları): Zaman zaman Meclis Başkanları inisiyatif aldılar, partilerle de temaslar oldu. Benim de geçmişte başında olduğu AK Parti heyeti bütün partileri ziyaret etmiştik. Nasıl bir anayasa istediğimizi onlarla tartışmıştık. O süreçler yürürken AK Parti üzerine düşen bütün mükellefiyetleri yaptı. Maalesef katılımcılardan bazıları bunu yapamamışlardı. O zaman çok iyi hatırlıyorum, bugün parlamenter sisteme dönelim diyenler, doğru düzgün dengeleme sistemi, kuvvetler ayrımı sistemi getirememişlerdi.

Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Millete verilmiş yetki milletten geri alınamaz. Halk tarafından seçilmesi demek son derece güçlü bir Cumhurbaşkanı olması demektir. Cumhurbaşkanlığı makamının halk tarafından seçilmesinden sonra başkanlık sistemine geçiş zorunlu hale geldi. Çeşitli yerlerde eleştiriler, gündemler oluyor. Kuvvetler ayrılığı, denge denetleme sistemiyle ilgili. Partilerin bunlarla ilgili hazırlığı nedir? Nasıl bir kuvvetler ayrılığı istiyorlar? Meclis'e, hükümete nasıl bir rol biçiyorlar? Temel hak ve hürriyetler konusunda, dünyadaki yeni gelişen haklar konusunda nasıl yaklaşım koyuyorlar bunlar şeffaf bir şekilde halkın önünde tartışılması gerekir. En geniş uzlaşmayı her zaman arzu ediyoruz. Anayasa nihayetinde hukuki bir metin olsa da siyasal bir metindir. Gelecek dönemlerin nüfus cüzdanı niteliğindedir, herkesin katkı yapması gerekir.

CHP Genel Başkan Yardımcısı 'Biz masaya oturmayız' dedi. Bir başka arkadaş 'herkesle görüşürüz' dedi. Anayasa gelecek nesillere borcumuzdur. Sivil siyaset sıfırdan bir anayasa yapma şeklindeki mükellefiyetini yerine getirememiştir. Gelecek nesillere yeni bir anayasa borcumuz vardır.

Türkiye çok eski anayasal birikime sahip devletlerden biridir. Çok yetkin hukukçuları vardır, siyasi partilerinin birikimi vardır. Baştan şart koymak yerine, sistem tartışmasıyla meseleyi kilitlemek yerine, nihayetinde sisteme vatandaşımız karar vermiş, gerçeklere karşı bir koşut öne sürerek Türkiye'nin gerçek, sivil bir anayasaya kavuşmada uzaklaştırmamak gerekmektedir.

TOBB Başkanlığında sivil toplum kuruluşları da Anadolu'ya gitmişti hatırlayın. Esas mesele Anayasa'yla ilgili taleplerin aşağıdan yukarıya doğru oluşmasıdır. Devlet milletin devletidir. Siyaset yapan herkesin, vatandaşlarımıza, milletimize, ülkemize, gelecek nesillere yeni anayasa borcu vardır. Bunu en pozitif, duyarlı, hassas bir şekilde değerlendirmemiz sağlıklı olacaktır.

Siyasette Cumhur İttifakı'ndan bahsederken asla yapmayacağımız şey Cumhur İttiakıyla beraber olmayacağız demek söyleyenlerin bileceği iştir. Cumhur İttifakı'yla birlikte olmak herkese kısmet olmaz. Cumhur İttifakı devam ediyor. MHP'nin kuruluş yıldönümünü tebrik ediyorum. İstifa bir partinin iç meselesi olarak gündeme geliyor. Yapılan açıklamaları yakın bir şekilde takip ediyoruz. Şöyle bir durum var. Bu gelişmeler olduğu zaman Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne haksız, ahlak dışı bir şekilde saray diyenler, 'bu gelişmelerin arkasında partimiz, Cumhurbaşkanımız var mı' gibisinden yaklaşıma giriyorlar. Bunu bize bağlıyorlarsa ne kadar kırılgan olduklarını gösteriyor. Aslında kendi partisinin iradesine, birliğine haksızlık ediyorlar. Sayın İnce'yi referans göstererek 'Saraya giden CHP'li' diye uydurmuşlardı. Sonra böyle bir şey olmadığı ortaya çıktı. Konuyu takip ediyoruz. Siyasi tarihe geçsin diye bir not düşmek isterim. Maalesef geçmişte bu ülkeye çok zarar verdiği halde Atatürk'ün istismar edilmesi konusundaki kötü siyasi gelenek bazılarında hala devam ediyor. Üç milletvekilinin istifasından 1 hafta evvel, CHP'li biri çıkıp AK Parti'yi Atatürk karşıtı ilan etti. Defalarca söyledik, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ortak değerimizdir, devletimizin kurucusudur. Onu bir parti içine sıkıştırmak Atatürk'ü ortak d eğerden çıkarmak gayretidir. 1 hafta önce AK Parti'yi Atatürk karşıtısınız diye suçluyorlardı. 1 hafta sonra 3 milletvekilinin istifalarının ortak noktası CHP'nin Atatürk'ten uzaklaşmasıydı.

AK Parti'ye dönük yanlış değerlendirme biçiminden vazgeçmelerini, uzak durmalarını öneriyoruz. Bir partiyi Atatürk'ten yana bir başka partiyi Atatürk karşıtı göstermek, Atatürk istismarıdır."