22 Eylül 2019
14 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
6 sa 16 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 05:18 Güneş 06:44 Öğle 13:02 İkindi 16:27 Akşam 19:10 Yatsı 20:30

AK Parti kendi içinde devrim yapabilecek mi? 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi yenilgisi sonrası, özellikle liderimiz Recep Tayyip Erdoğan'ı, istikamet üzere olduğu sürece destekleyen ve davaya sahip çıkan halkın büyük bir kesimi - ki, bu kesime kendimi de dahil ediyorum - devrim niteliğindeki değişimleri beklemeye başladı...

AKPARTİ’nin ilk MKYK toplantısında yapılan konuşmalar bir nebze de olsa beklentilerimizin en kısa sürede hayata geçirileceği umudumuzu yeşertti… Başkanımız ve liderimiz Recep Tayyip Erdoğan mutlaka gerekli istişareleri yaptıktan sonra ona inanan ve her daim destekleyen halkının sesine kulak vererek, gelecekte çok ciddi sorunlara ve kayıplara yol açacak olan kişileri hükümetteki görevlerinden uzaklaştırarak teşkilatlardaki yozlaşma ve yorgunluğu giderecek, yeni, heyecanlı ve dinamik kadrolara yer açacaktır...

Seçim gecesi başlayan öz ve öz olmayan eleştiriler aldı başını gidiyor… AKPARTİ’nin kaderinin gençlerden geçtiğini anlamak için oldukça geç kalındığı aşikar!

Özellikle 28 Şubat sürecinde bedel ödemiş ailelerin çocukları, torunları muhalif safları oluşturmuş ve aile içinde dahi birlik beraberlik sağlanamamışken, dava anlatılamamışken, muhalif doktrinlerle büyümüş gençlere meselemizi nasıl anlatacağız?

Sonuç olarak, tazelenmiş bir AKPARTİ teşkilatı, devrim niteliğindeki kararlarla ve değişimlerle halka kendini anlatamazsa maalesef, dünyada ciddi adımlar ve atılımlar yapan bu iktidar koca koca okyanusları aşarken, iç siyasette derede boğulmaya mahkumdur...

Elbette her faninin kaderi olduğu gibi ülke ve kurumların, oluşumların da bir kaderi var…

Önemli olan halis ve samimi çabayı sarf edip sonuçlarına teslim olmak!

KANSER DEMEK KOLAY… YA GERİSİ?

Çok canım yanıyor… 

Dayımın 36 yaşındaki kızı son üç yıldır memesinde başlayan ve tüm vücuduna yayılan kanser ile mücadele ediyor…

Dayımın geç baba olması benim ise erken anne olmamdan dolayı çocuklarımız aynı yaştalar, bu yüzden onun kızı aynı zamanda benim çocuğum gibidir...

Ailece hepimiz onun yanında olmaya çalışıyoruz…

Hastanedeyiz…

Bu süreç ister istemez bizleri sağlık sistemini ve devletin bu hastalık ile ilgili yaklaşımını görmemizi sağlıyor...

Tepecik Devlet Hastanesine bağlı Onkoloji Hastanesi gerçekten de özel hastaneleri aratmayacak kadar özenli ve dikkatli…

Hastanede kalan hastalara son derece merhametli davranılıp acıları dindirilirken şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemeyen hasta yakınları teskin ediliyor, yol gösteriliyor…

Genellikle sağlık hizmetlerini özel hastanelerden almayı tercih eden biri olarak devlete bağlı bir hastanenin hizmet kalitesinin bu düzeyde olması beni ayrıca memnun etti; bir nebze olsa da yüreğimize su serpti...

İngiltere’nin sağlık sistemini iyi bilen biri olarak bu konuda ahkam kesebilirim…

Gerçekten de ülkemizdeki sağlık sisteminin İngiltere'nin çok daha üzerinde olduğunu şahitlik ediyorum…

Elbette çalışanların bireysel hataları ve yanlış davranışları sisteme mal edilmemeli...

Alınan tüm hizmetlerin devlet tarafından karşılanıyor olması ve bir kuruş dahi ödenmeden ihtiyaçların giderilmesi özellikle kısıtlı gelir sahibi hastalar için çok büyük bir nimet...

Kuzenimin oda arkadaşı 15 yıllık kanser hastası orta yaşlı bir hanımefendi ile yaptığımız sohbetler sonucunda AKPARTİ iktidarına kadar tedavi olabilmek için iki daire satmak zorunda kaldıklarını öğrendik!

Haydi bu ailenin imkanı vardı ve kullandı… Ya imkanı olmayanlar ne yaptı? 

Cevabı çok hazin olan bir soru bu...

Ateş düştüğü yeri yakıyor, evladının eriyip bitmesini seyretmek zorunda kalan dayım sürekli "Allah Tayyip'ten razı olsun!” diyor...

Allah tüm hastalara acil şifa versin diye dua etmekten başka elimizden birşey gelmiyor; bu süreç canımı çok yakıyor…

FETÖ BİTMEDİ, BİTMEYECEK!

Görünen o ki, ülkemizin kılcal damarlarına kadar işlemiş ve bu damarlarda solucanlar gibi dolaşan FETÖ maalesef kolay kolay son bulmayacak!

Ailelerin içine sızmışlar (Bu noktada hiç kimse masum değil! Kendi elleri ile çocuklarını teslim ettiler, onlarla, sırf kendi çıkarlarını düşünüp gözeterek ticari ilişkilere girdiler!) ve bütün devlet kurumlarını ele geçirmişler...

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimi günü FETÖ mensubu olduğu ortaya çıkan ve bu yüzden ortada görünmeyen komşumuzun evinin önü otomobil doluydu…

Sabahın erken saatlerinde hareketlenen ev bir operasyon merkezi gibiydi…

Gün boyunca otomobiller geldi gitti...

İçimden gelen hemen bir şekilde şikayet etmekti….

Ama yapamadım… Çünkü elimde hiç bir delil yok, komşulardan bilgi edinmeye çalışmama rağmen bir sonuca ulaşamadım… Sadece öfkelenmiş olarak seyretmekle kaldım…

Allah hepimizi bu ve bunun gibi ülkemize tuzak kuran bütün o hain şer odaklarından muhafaza etsin...

Not: Yaz boyunca Seferhisar'ın Ürkmez köyündeyiz… Küçük bir sahil evimiz var… Son 25 yıldır bu bölgenin nasıl yozlaştığına şahitlik ediyoruz...

Seferhisar sözde “Slow City”, yani “yavaş şehir” ilan edilmiş! 

Ya olmasaymış ne olacaktı, doğrusu çok merak ediyorum…

Gün boyu ve gece sabaha kadar süren korkunç müzikler… 

Sahili kaplayan usulsüz açılmış ve fahiş fiyatlarla şezlong satan kafeler…

Tehlike arz eden ve çevreyi kirleten “jet ski”ler ve hız tekneleri….

Velhasıl “yavaş şehrin” esamisi okutmayan bir rezaletler silsilesi…

Sakın şikayetçi olmadım zannetmeyin! Sorumlu mercilere resmi olarak da başvuruda bulundum...

Diğer Yazıları