23 Şubat 2021
8 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
5 sa 13 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 06:16 Güneş 07:41 Öğle 13:22 İkindi 16:23 Akşam 18:54 Yatsı 20:14

Merve Şebnem Oruç

ABD’den seçim notları: 1864’ten beri en gergin seçim

Türkiye’de piyasalar Demokratların Başkan adayı Joe Biden’ın galibiyetini satın alırken, günü sekiz saat geriden takip eden ABD’de büyük gün olan 3 Kasım sabahı geldi çattı.

Halihazırda koronavirüs salgını sebebiyle daha önce hiç görmediğim kadar sessizleşmiş ve ıssızlaşmış olan federal devletin başkenti Washington D.C.’de hissedilebilir bir gerginlik hakim. Öyle ki, bazı güvenlik uzmanları, ABD’nin iç savaşın ortasında, 1864 yılında gittiği seçimden beri ülkede ilk kez bu kadar gergin bir seçim ortamının oluştuğunu söylüyor. (Söz konusu seçimi köleliği kaldıran başkan olarak tarihe geçen ve o yıl ikinci kez seçime giren Cumhuriyetçi Abraham Lincoln Demokratların adayı General George B. McClellan’a karşı kazanmıştı.)

Pek çok dükkan, seçimlerin sonrasında başlayacak protestoların, tıpkı George Floyd’un öldürülmesi sonrası başlayan olaylarda olduğu gibi yağmalama ve vandallığa dönüşebileceği endişesiyle dükkanlarının kapı ve vitrinlerini tahtalarla koruma altına almaya çalışıyor. Beyaz Saray’ın çevresinde de dün gece itibarıyla güvenlik en üst seviyeye çekilmiş durumda.

Aslını söylemek gerekirse, Donald Trump’ın ikinci dönem başkanlık kampanyasının öne çıkan vurgularından biri de bu. Biden taraftarı demokratların da reddetmediği biçimde, Trump yeniden kazanırsa ABD’de sokakların karışması ihtimali, “VOTE&ORDER!!!” (Kanun ve düzen!!!) tweet’lerine aşina olduğumuz mevcuttaki başkan tarafından sıklıkla vurgulanıyor. Cumhuriyetçi kanat, Demokratların Başkan adayı Joe Biden’ı bunu durdurmaya çalışmamakla suçluyor; Demokratların kaybetmeye tahammülleri olmadığını söylüyor. Ne Biden ne Başkan Yardımcısı adayı Kamala Harris ne de diğer demokratlardan bunu yalanlayacak bir çıkış gelmedi. Bunun yanı sıra, bazı ulusal medya mensuplarının, hep “varmış” gibi yaptıkları objektifliklerini de tamamen bir kenara koyup tutuştuğu kavgada, seçim sonrası başlayabilecek olayları savunması da Trump’ı doğruluyor.

ABD’nin en gergin seçiminde adayların kampanyalarının dili hakikaten de oldukça sertleşmiş durumda. Avrupa’dan da farklı, Batı’nın en ekstrem “ifade özgürlüğü” anlayışını benimsemiş olan ABD’de Trump-Biden çekişmesinde hakaretler artık sıradanlaşmış vaziyette. Bir taraf ötekini komünist-sosyalistlikle, öteki taraf diğerini faşistlikle suçlarken, özellikle Biden destekçilerinin Trump’ı destekleyen kesimi “eğitimsiz-cahil” olarak yaftalayıp ağır hakaretler ettiği gözden kaçmıyor. Bunun, aşırı sağcı, ırkçı olmayıp Trump’a oy verecek olanların canını acıttığını fark etmemek mümkün değil. Trump’ın “Uykucu Joe”, “Çarpık Hillary” gibi takma adlar takarak Demokratlarla dalga geçmesinin onlara bir tatmin hissi verdiğini anlayabiliyorsunuz.

Tüm anketler Biden’ı işaret ederken Washington’da pek çok kişi, hatta görüştüğümüz Türkler de Biden’ın kazanacağına inanıyor. Ancak ilginçtir, Cumhuriyetçiler çok da endişeli değil, Trump’a ciddi anlamda güveniyor. Bu güveni, “silent majority” (sessiz çoğunluk) ile açıklıyorlar. İlk olarak 1969’da Richard Nixon tarafından kullanılan “sessiz çoğunluk” ifadesi, ABD’nin Vietnam Savaşı’na girmesine karşı olan gösterilere katılmayan ve kamuoyundaki genel kanaati taşımayan ama sesini de çıkarmayan kitleyi ifade eden bir tabir. Nixon, bu tabirle Orta Batı ve Güney Amerikalı, kentli olmayan, banliyölerde ve kırsal kesimde yaşayanlar için kullanmıştı ve girdiği seçimleri kazanmıştı.

ABD’de Demokratların çizdiği Trump portresinin, daha sonra Watergate Skandalı sebebiyle görevinden istifa etmek zorunda kalan Nixon’dan aşağı kalır yanı yok; belki de fazlası var. Hakkında çok sayıda dava, yüzlerce suçlama olan Trump’ın bizler için de pek sevilesi yanı yok ama Amerikan halkının belli bir kesimini temsil ettiği bir gerçek. Üslubu eleştiriliyor, haklı olarak beğenilmiyor ama bunun burada bir alıcısı var. Ve o kesim Demokratların kendilerine üstten bakan, adeta “Benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir mi?” diyen tavrını hiç sevmiyor. Irkçı gerekçelerle Trump’a oy verenlerin, kürtaj karşıtlığı, İsrail gibi nedenlerle Trump’ı destekleyen Evanjelist kitlenin dışındaki, çoğunlukla Mavi Yakalardan oluşan bu kalabalığı dikkate almak gerekiyor.

Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’in eyalet eyalet gezerek yaptıkları kampanya konuşmalarında öne çıkan “iklim değişikliği karşıtlığı” gibi konuların, Silikon Vadisi eleştirilerinin bu kitleye mesaj verdiğini belirtmek gerekir. Dijitalleşme, robotların çağı, elbette Amerika’yı hala dünyanın lider ülkesi yapıyor; ancak, fabrika işçisi olan, bundan başka meziyeti olmayan Amerikalılar geçim kaynaklarını kaybetme endişesi taşıyor; petrol sektörü çalışanı, kömür madencisi olanlar, ağır sanayide çalışanlar, “iklim değişikliği” çıkışlarıyla “dünyayı kurtarmaya” çalışan Amerikalıların, kendilerini kurtarmayı önemsemediklerini düşünüyor.

Bu insanları es geçen Hillary Clinton’ın Başkanlık kampanyası, 2016’da başka sebeplerin dışında bu nedenle de başarısız olmuştu. O zaman “Make Amerika Great Again (#MAGA)” (Amerika’yı yeniden harika yap” sloganıyla kampanyasını sürdüren Trump’ın bugünkü teması bu nedenle aynı. Salgından etkilenen ABD ekonomisi yüzünden seçimi kaybedeceği tahminlerinin yoğun olarak yapıldığı Trump, hala akut bir yara olan koronavirüs nedeniyle yenilebilir; ama büyük şehirlerde yaşamayan Amerikalının kronikleşmiş sorunları yüzünden kazanabilir de…

Bu da Trump’ın 2016’da herkesi şaşırtarak kazandığı Pensilvanya, Michigan, Kuzey Carolina, Florida, Wisconsin gibi eyaletlerdeki tabloya bağlı diyebiliriz. Hatta Teksas bile artık çekişmeli eyaletlerden biri pozisyonunda…

Bu gece heyecan dorukta olsa da, mektupla oy verme nedeniyle bazı kritik eyaletlerdeki tablo kesinleşmeyeceği için yeni ABD Başkanı’nın kim olduğunu öğrenemeyebiliriz. Bu da, seçimlerin bu kadar gergin olmasının bir başka nedeni. Örneğin Pensilvanya’da Yüksek Mahkeme, postayla kullanılan oyların sayımının 6 Kasım’a kadar uzatılmasına karar verdi. Çekişmeli eyaletlerden Kuzey Carolina, Michigan da da durum benzer. Trump, bunun seçimlere hile karıştıracağını iddia ediyor. Demokratlar ise, Trump’ın kesin sonuçları beklemeden kazandığını ilan edebileceğini söylüyor. Hatta, Joe Biden, Trump’ın yenilgiyi kabul etmemesi durumunda “ordunun devreye girebileceğini” bile söyledi.

Ülke genelinde tüm oyları kazananın değil, eyaletlerde kazanan tarafın Seçici Kurul’a gönderdiği kişilerin Başkanı seçtiği ABD’de, yaygın kanaat Biden’ın kazanacağı olsa da, hala her ihtimal masada. İki adayın da kazanmak için gereken 270 oya ulaşamaması ve skorun eşit olması durumunda Seçici Kurul’da “faithless elector”ların (sadakatsiz seçici üye), yani kendi partisinin adayına değil, rakip adaya oy verebilecek olanların sonucu belirleme olasılığı bile var. Bunların hepsi ABD’deki seçimi son yılların en gergin seçimi haline getiriyor. Bakalım neler olacak?

Yorumlar
Diğer Yazıları