online visitors
12 Temmuz 2020
24 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
4 sa 54 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 03:40 Güneş 05:36 Öğle 13:15 İkindi 17:13 Akşam 20:44 Yatsı 22:30

Merve Şebnem Oruç

2009’daki kanun teklifi olmasaydı FETÖ darbecilerini nerede yargılayacaktık?

 İlker Başbuğ’un geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalındaki “26 Haziran 2009’daki kanun teklifini getiren siyasiler araştırılsın” sözleri, Devlet Bahçeli’nin açtığı “siyasi ayak” tartışmasını, bir “terör örgütü”nün siyasi ayağını aramaktan çok daha başka bir yere getirdi; siyasiler arasında bir kavgaya dönüştürdü.

 Başbuğ, Bu kanun teklifini kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili bu. Araştırılsın,” demişti.

 Gündeme bomba gibi düşen bu sözler sonrası tartışma başladı. İlker Başbuğ’a, bu ve FETÖ ile ilgili yaptığı açıklamalarla ilgili pek çok soru yöneltildi. Buraya tekrar yazmıyorum ama bu soruların cevabını herkes gibi ben de bekliyorum.

 Daha önce de “siyasi ayak” konusunda ısrarla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef gösteren Kemal Kılıçdaroğlu’nun Salı günkü grup konuşmasında, buradan yola çıkarak yaptığı konuşma ise meseleyi bir “terör örgütü”nün siyasi ayağını aramaktan öte, çirkin bir siyasi polemiğe dönüştürdü.

 Ayrıca konuyu öyle bir çarpıttı ki, Kılıçdaroğlu’nu dinlerken, sanki 15 Temmuz darbesinde FETÖcülerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı değil de, darbe gecesi bacak bacak üstüne atıp olayları televizyondan izleyen Kılıçdaroğlu’nu öldürmeye kalkıştıklarını zannettim.

 Oysa, 17-25 Aralık sonrası FETÖ tapelerini Meclis çatısı altında okuyan birinin bırakın “siyasi ayak” tartışmasına girmeyi, o tartışmanın yapıldığı yerden şiddetle uzaklaşması gerekir.

 Cumhurbaşkanı Erdoğan da dünkü konuşmasında kendine yönelik saldırılara zehir zemberek sözlerle cevap verdi; gerek CHP’deki bazı isimlerin gerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’ye verdiği desteğe dair çok sayıda örneği ortaya koydu.

 Cumhurbaşkanı, konuşmasında bir kez daha İlker Başbuğ’a birkaç kelam etmeyi unutmadı.

 Hatırlayalım. TBMM’de muhalefetin de tam kadro destek verdiği, 2009’daki “suç işleyen askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması” düzenlemesini, işte o arada artık ne olduysa, CHP her zaman yaptığı gibi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Anayasa Mahkemesi’nin Ocak 2010’daki kısmi iptal kararı sonrası, bu düzenleme iptalin gerekçelerine uygun şekilde 2010 Referandumunda yeniden düzenlenerek “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı işlenen suçlar ait davalar, her durumda adliye mahkemelerinde görülecek,” şeklinde değiştirildi.

 Bu sayede 12 Eylül darbecisi Kenan Evren ve Ali Tahsin Şahinkaya yıllar sonra hüküm giyebildi. Mahkeme ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi.

Aslında 2009’a kadar kalmaması gereken bir düzenleme idi anayasal düzene tehdit içeren davranışta bulunan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması; demokratik ülkelerde olması gereken buydu.

 FETÖ bu düzenlemeyi, 40 yıldır yaptığı gibi, kirli amaçları için kullandıysa bile, sonunda 15 Temmuz darbesine kalkışan FETÖ’cü muvazzaf askerleri de bu yasa sayesinde yargılayabildik. Haklarında müebbet kararları bu sayede çıktı. Darbeye kalkışmalarına, devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı işledikleri suçlara dair haklarında hüküm verilebildi.

 Eğer o gün bu düzenleme yapılmasaydı, FETÖ’cü ve darbeci askerleri kim yargılayacaktı? Rütbesi düşük askerler üst rütbedeki darbeci orgeneralleri nasıl sorgulayacaktı?

 Bunu en nihayetinde Devlet Bahçeli de söyledi ama altını kalın harflerle tekrar tekrar çizmek lazım: “Askeri şahısların sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan önergeyi FETÖ’ye bağlamak, FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilişkilendirmek aşırı zorlama bir yorum değil midir?”

 Bence İlker Başbuğ da, Meclisi ve MİT’i suçlamak yerine dönemin Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının, ayrıca Askeri İstihbaratının da asker içindeki FETÖ yapılanmasına karşı hiçbir şey yapmadığını hatırlamalı. FETÖ ile ilgili ellerine geçen istihbaratların üzerine gitmek yerine “irtica” diye bir tehdide odaklanan TSK’nın da o günkü sorumluluklarını yerine getirmemesi nedeniyle kendini de sorgulamalı.

Yorumlar
Diğer Yazıları