4 Nisan 2020
11 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
34 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 05:07 Güneş 06:35 Öğle 13:12 İkindi 16:48 Akşam 19:39 Yatsı 21:01

2000 yılındaki siyasi ayak kimler?

Sınırımızın hemen öte tarafındaki gelişmelerin, ülkemizi tehdit eden terör yapılanmalarının, Doğu Akdeniz’deki hayati çıkarlarımızın gündemimizi meşgul etmesi gerekirken bir siyasi ayak tartışması üzerinden büyük gürültüler kopmaya başladı. Açık söylemem gerekirse, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bu tartışmayı açmak, AK Parti’yi hedef almak, milli meselelerde yan yana duran insanları karşı karşıya getirmek amacıyla bu açıklamayı yaptığını sanmıyorum. Tam tersine konu ile ilgili fikri sorulunca düşüncesini söylemiş olma ihtimali yüksek. Ancak bir anda öyle bir gürültü koparıldı ki, anlamak mümkün değil. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da isteyerek bu tartışmaya girdiğini düşünenlerden değilim. Ancak onu da birileri bu tartışmaya itti. Bu tartışmanın kime fayda sağladığına bakarsak, ne demek istediğimi anlarsınız.

Örneğin bu tartışmadan, gerilimden en çok fayda sağlayan güçlerin başında ABD gelmekte. Bir kesim, Cumhurbaşkanı’nı da bu tartışmaya çekmeye, “Bakın bu kesim hala darbe peşinde. Zaten RAND Corporation raporunda da öyle yazıyor. Hemen tavır alalım” mesajını zerk etmeye ve Türkiye’yi yeniden ABD’nin hizasına sokmaya çalışıyor. Oysa ki, yakın tarihimizin bize gösterdiği şey şu: Ülkemizdeki bütün darbeler ABD/NATO yönetiminde gerçekleşti. Darbeleri önlemek istiyorsak, elbette uluslararası ilişkiler sisteminden kopmadan, ancak bağımsız politika izlemeyi başarmalıyız. Türkiye, 15 Temmuz sonrasında bu yola girmiş, bu yolda ilerliyordu. Şimdi yeniden Türkiye’yi eski bağımlılık sistemine, Amerikalıların tabiriyle, hizasına sokmaya çalışıyor.

ABD ile bağlantılı olarak bu gerilimden faydalanan bir başka kesim FETÖ. Bu terör ve casusluk yapılanmasının bazı militanlarının gündemdeki tartışmalara yönelik tepkilerine baktığınızda 2010 öncesi diline yakın bir dil kullandıklarını görebiliyoruz.

Yine muhalefetin içine sızdığı açık olarak belli olan bazı unsurlar, bu tartışmanın dozunu yükseltmek ve yukarıda aktardığım hedefe ulaşmak ile ilgili epey çaba sarfediyor. Bu kesimlerin 15 Temmuz işgal girişimini “tiyatro” olarak tanımlaması da, bugün yaşanan gerilimden ayrı düşünülmemeli.

Unutulmasın ki, 15 Temmuz’u planlayanlar, Türkiye’de AK Parti’siz bir iktidarı değil, Recep Tayyip Erdoğan’sız bir iktidarı hedeflemişti. Mahkemelere yansıyan bilgilere göre bu hedef, 15 Temmuz’da devletimize, milletimize savaş açan hainlerin kendi aralarındaki konuşmalarında da sabit. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’da, 2018 yılında yaptığı bir konuşmada “Hedef Erdoğan’sız bir Türkiye yaratmaktı” diyerek bu gerçeğin altını çizmişti.

Özetle, bugün birileri FETÖ ile mücadelede yan yana duran kesimleri, bu tartışma ile bir anda ikiye ayırma hedefini hayata geçirmeye çalışıyor. Bu büyük bir oyundur. Asıl darbe, 15 Temmuz’un arkasındaki ana gücün istediği oyuna gelirsek gerçekleşir. Bu darbeyi önlemenin tek yolu da, elbette siyasi fikir zenginliklerimizi koruyarak, dış ve içteki tüm Türkiye karşıtı odaklara karşı birlik beraberlik içinde olmamızdır.

Gelelim siyasi ayak meselesine…

AK Parti’ye yönelik bir “siyasi ayak” suçlamalarında haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

Neden mi?

Yıl 2000…

Dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Nuh Mete Yüksel’in Fetullahçı örgütlenme ile ilgili hazırladığı iddianamenin “Netice ve Talep” başlıklı bölümde aynen şu ifade yer almakta:

“… Fetullah Gülen gücünü iki kaynaktan almaktadır.

1- Oluşturmuş olduğu büyük sermaye imparatorluğu,

2- Son yıllarda dozajını gittikçe artıran ve zaman zaman teşekküle yardım boyutlarına ulaşan siyasi destek.”

Savcı Yüksel, açık açık bu alçak örgütün gücünün para ve siyasi destek ile arttığını söylüyor.

Nuh Mete Yüksel’in, o dönem FETÖ ile ilgili rapor hazırlayan emniyetçilerin tasfiye edildiği göz önünde bulundurulursa, o zaman başkalarının da şu soruyu sorma hakkı vardır:

“Yargıda ve özellikle emniyette o dönemdeki tasfiyeler olmasaydı, FETÖ bu güce erişecek yolu açabilir miydi?”

Bu sorunun yanıtını, o dönem AK Parti iktidarı olmadığı gerçeğini ele alarak vermeye çalışın.

Özetle, siyasi ayak tartışmasında, birbirimize saldırmak yerine, hala kripto olarak FETÖ’ye, Gladyo’ya hizmet eden kim var kim yok ona odaklanmamız gerekiyor. Bunun içinde elbette siyasetçiler de olabilir. Bu ayağın ortaya çıkarılması için yapılması gereken ise, herkesin elini taşın altına sokması ve işe önce kendi partisinden başlaması.

Yoksa aynen Nedim Şener’in dediği gibi, 15 Temmuz sadece bir dernek adı olarak kalır, o gece canlarını hiçe sayan, FETÖ ile mücadele eden insanlarımız, şehitlerimiz ve gazilerimiz suçlu ilan edilir.

Yorumlar
Diğer Yazıları