Veda Orhan Kılıç

15 Temmuz’un ardından “Post Truth” darbe

15 Temmuz işgal girişimine milletçe verdiğimiz tepki, dünyanın daha evvel görmediği destansı tavırlardandı.

Evvelki darbelere karşı koyamamanın bilinçaltı utancının da isyanıydı aynı zamanda.

Kazanlı Gazi Ahmet Amca’nın hasta yatağındaki anlatısı, bunun en çarpıcı ifadesidir diye düşünürüm.

Ellili yılların modası Hitler bıyık tarzıyla zıt İç Anadolu ağzı, görece yüzyıl boyunca yaşadığımız tezatların bir resmiydi.

Bugün tekrar izlediğim röportajında, spikere yaralanma macerasını anlatırken inkılap diyor, Menderes diyor; hatta Sayın Cumhurbaşkanımızın adını anacakken yine Menderes diyecek oluyor da sonra hemen gittiği yerden geri dönüp toparlayıveriyor.

O gece hainlerin yaptığı “çek-bırakta” kendisi gibi vatan savunmasına koşmuş 2196 kişi daha yaralandı… 248 yiğit ise şehit oldu.

Yüz binlerce vatandaşın toplumsal kimlik farklılığına takılmaksızın tek zeminde durmayı başardığı ikinci bir kurtuluş hareketi yaşadık.

Ve bu defaki elinde silah olmayan sıradan halkın tank, helikopter, uçak gibi ağır savaş aletlerine karşı koymasıyla en az ilki kadar çarpıcı, bir o kadar da değerli.

Ancak tüm yaşanmışlığa rağmen çarpma etkisi geride kaldı denemez; çünkü yarım yüzyıllık yapılanma süresince iki nesilden devşirilmiş öğrenimli kadro kayıp giderken, darbe kısmen de olsa darbe oldu maalesef.

Şimdi aradan henüz beş yıl geçmişken, bunun da zemin hazırladığı başka bir vuruş planının sinsi kabartısıyla karşı karşıyayız.

Diğerinden çok daha hain reflekslerle tasarlanıp, ateşi her gün yeniden üretimle harlanan “post truth” saldırı!

Kavramın kelime anlamı “gerçek ötesi”!

Kısaca, yalanın gerçekliği alaşağı edip onun yerine geçmesini tanımlıyor.

Bizde uygulanmasının temel amacı, toplumu birbirine kenetleyen güven ve sadakati törpüleye rendeleye, inceldiği yerden kırmak!

Çünkü Türkiye’nin İMF borcunu bitirdiği, büyük devletlerin açtığı, “Kürt kartı” sorununun yarattığı tahribatı düzeltme yolunda ilerlediği; Dünyanın en büyük 17. Ekonomisi olma noktasına eriştiği anda düğmeye basanlar, Tayyip Erdoğan’ın önderliğindeki güçlü Türkiye’yi boğmak istemişti.

Ancak girişim başarısızlıkla sonuçlanırken tek sonucu ülkenin kurtarılması olmadı. Yüz yıl boyunca halkın zihnine durmadan pompalanan çaresizlik algısı da yerle bir oldu.

Tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen ve beş milyonluk katılımla Cumhuriyet tarihinde yapılmış en büyük miting olan Yenikapı Mitingi, Tayyip Erdoğan’a karşı gösterilen aşkın güven patlamasıyla mühürlenirken Erdoğan ve Türkiye birkaç gün öncekinden çok daha sağlam ve çok daha cesurdu.

Ee, böyle olur işte! Değil mi ki ”Her hesabın üstünde bir hesap vardır!”

Sonuç, tasarı sahipleri için yaşanan en büyük hezimetlerden olsa da Türkiye’nin ilerleyen gücünü bir an evvel durdurabilmek için plan üstüne plan kurma hızını kamçılamış görülüyor.

Bugün sosyal medya mecralarında üretilip arttırılarak yayılan provakatif söylem ve yalan haber bombardımanı da onun devamı!

Gerçek olmayanı söyleye söyleye sıradanlaştırıp meşrulaştırmak ve yalan yayılımında bile, kınayacak kimsenin bulunmayacağı bir zemin yaratıp, gerçekliği bitirmek için şeytani bir çaba mevcut.

Bilindiği üzere yalanı ifşa olanın, utanması ve fiilinden dönüp dengeye yönelmesi için yaptığını yanlışlayacak, üzerinde ”mahalle baskısı” oluşturacak bir topluluğa mensup olması gerekir.

Kişiyi hizalayabilen çevrenin yok edilmek istenmesi, erdemsizliğin sağlayacağı olanaklar açısından çok önemli. Bu nedenle ”güvenin değerden düşürüldüğü bir bağlama” muhtaçlar.

Sosyal medyada her gün yayılan provokatif, yalan haberler. Siyasi muhalefetin en üst noktadan, birinin etkisi soğumadan gündeme yenisini attığı gerçek dışı iddialar ve onların medya ağında arttırılan sunumu da yine aynı merkezin amaçlarına hizmet ediyor!

Bilinçli şekilde yürütülen bu yıpratma savaşının beklenen meyvelerinden ilki, hak ve hakikat uygulayıcısı bilinen, güvenle desteklenen Sayın Erdoğan’ın imaj yıkımına uğraması.

Bu amaçla yürütülen stratejik mantık çok basit “Herkesin yalan söylediği bir siyaset düzleminde güvenilir hiç kimse yoktur.” ne o, ne de bu!

“Öyleyse haydi yalana; paçayı sıyırabildiğin müddetçe her şey meşru!” diyenler bol. Fakat öyle bakanlar şunu da unutmamalı ki “Aldatıcı, yalanlarının sorumluluğundan kurtulmayı başarsa da, yalancı olmaktan kurtulamaz.”

Çünkü yalanın gerçeği yok etme gücü yoktur; onu sadece gizleyebilir!

Bu nedenle ne siyaset mühendisliği ile başa geçip “post truth “darbeyle ülkesine ihanet edenler, ne de onları takip eden ardıllar yalandan iktidar çıkarmayı başaramazlar.

Çünkü kim ne derse desin, dürüstlük her zaman değerlidir ve yine hangi hızla yayılırsa yayılsın yalan gerçeğin yerini asla tutamaz.

Diğer Yazıları