1 Ekim 2020
21 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
59 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 05:29 Güneş 06:54 Öğle 12:59 İkindi 16:16 Akşam 18:54 Yatsı 20:13

Merve Şebnem Oruç

15 Temmuz gecesi büyüyen çocuklar

 Minik yeğenim Ahmet Yusuf dört yıl önce bugün büyüdü. Yaz günü bahçede geç saate kadar koşup oynamaktan üstü başı toz içindeydi, banyosunu yapıp yatıp uyuyacaktı. Öyle olmadı.

Altı yaşını bile doldurmamış olan bir çocuk 15 Temmuz gecesi İstanbul'daki evinde, savaş uçaklarının kulakları yırtan alçak uçuşları altında, ses bombalarıyla camlar çerçeveler yerinden oynarken, televizyonda gördüğü tank görüntülerini izleyerek korku içinde o geceye şahit olurken kocaman bir adam oldu.

Babası Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısı sonrası sokağa çıkarken, önce “Baba, n'olur gitme” diye ağlamıştı. Babası ona o gece ülkesini savunmak için sokağa çıkması gerektiğini anlattığında durumu hızla kavramış ve “O zaman ben de geleyim,” demişti. Geride kaldığında, bir yandan sokakta olan teyzesine telefonda “Abla geri dön,” diyerek ağlayan annesini sakinleştirmeye çalışırken, diğer yandan babasının peşinden gidip evini, sokağını, ülkesini savunmak için üzülürken küçücük Ahmet Yusuf bir gecede büyüyüverdi.

O geceden sonra haftalarca her akşam anne-babasına “Verve teyzem nerede? Evine gitmiş mi?” diye sordu Ahmet Yusuf. Önceleri sadece şeker, oyuncak ve gezmek için hatırladığı teyzesini her gördüğünde farklı bir şekilde etrafında dolanır, ardından hiçbir talebin gelmediği şirinlikler yapar oldu. 

Bir gün, “Artık çok yoğunsun, benimle hiç oynamıyorsun” deyince haklı olduğunu anladım; işi gücü ve geri kalan her şeyi bırakıp aldım onu, oyun parkına götürdüm. Saatlerce oyun oynayıp yorulduktan sonra yemek yemeye gittik. En sevdiği yemek önüne gelmişken bir yudum aldı, kalktı, yanıma geldi, kucağıma oturdu, başını göğsüme yasladı, sıkı sıkı sarılarak “Senin için çok endişeleniyorum teyze” diyebildi ve sessiz sessiz ağlamaya başladı.

O anda beynimden vurulmuşa döndüm. Küçük bir çocuk, bir büyüğü için endişeleniyordu.

Ama elleri ayakları minicik olanlar, büyük olanlar için endişelenmemeliydi.

Ona o gece olanların bir daha olmayacağını, olursa da tekrar sokağa çıkıp aynısını yapacağımızı, onun da büyüyünce aynısını neden yapmak isteyeceğini anlattım. Onu birazcık sakinleştirmeyi başarmıştım lakin ben boğazımdaki düğümlenmeden günlerce kurtulamadım. On yıllardır devlete sızmaya çalışan, sınav sorularını çalıp başkalarının hakkına giren, suikastlar düzenleyen, komplolarıyla pek çok kimseyi yerinden eden, yalan dolanla yüzlerce insanı hapse sokan, ölümüne neden olan, komplolar kumpaslar kuran, cinayet işleyen  ve sonunda bir de darbeye yeltenen bu hainlerin bu ülkede zarar vermediği kimse kalmamıştı; çocuklarımızın küçücük dünyalarına bile girmiş, orayı da mahvetmişlerdi.

Ahmet Yusuf bugün 10 yaşında… O günden beri Ahmet Yusuf ne zaman terörist elebaşı Fethullah Gülen’in adını duysa istemsiz şekilde küçücük yumruklarını sıkmaya ve söylenmeye başlıyor, söylenmesi bağırmaya dönüşüyor, söylenirken “Neden? Neden? Neden?” diye soruyor, derken öfkeden çılgına dönüyor, büyüyüp onun peşine nasıl düşeceğini anlatıyor ve büyümesi için geçmesi gereken uzun zamanı düşündüğünü anladığınız bir duraksamanın ardından gözleri doluyor.

Üstelik yeğenimin yaşadıkları, yeğenim gibi nice çocuğun yaşadıkları, başka çocukların hikayelerinin yanında hiçbir şey… Kaç çocuk kapısına gelen 'baban şehit oldu' haberini aldı o gece, ondan önceki ve ondan sonraki bazı gecelerle bu ülkede? Kaç çocuk babasına son kez tabutunda dokundu? Kaç çocuk yüreğine düşen ateşle bir gecede büyümek zorunda kaldı? Kaç baba, kaç ana, vakit hayli erken iken evladını geride koyup ebediyete göçmek zorunda kaldı?

15 Temmuz'un üzerinden dört yıl geçti. Türkiye'ye yönelik saldırıların en şiddetli olduğu günleri geride bıraktık. Hala ülkemizi tehdit eden türlü türlü riskler var mı, var. Ama bugün Türk milleti, büyüğüyle küçüğüyle, çocuğuyla yaşlısıyla her zamankinden daha bilinçli. Neyle karşı karşıya olduğunu biliyor. Daha kararlı, daha sabırlı, eskisinden daha bilinçli, daha dirençli ve her şeyin farkında. 

15 Temmuz Ahmet Yusuf'u ve binlerce çocuğu bir gecede büyüttüğü gibi, Türkiye'deki herkesin ne olup bittiğini anlama noktasında idrak kabiliyetini geliştirdi. Küçücük çocuklarımız bile anladı ki, 15 Temmuz sadece o günün, bugünün meselesi değil, dünden yarınlara uzanan büyük bir hikayenin önemli bir kırılma noktası. Değil mi ki, o gece o kalkışma engellenebildi ve tarihin seyri değişti; o zaman anladık ki, boyumuzu aştığını sandığımız büyük oyunlar da bozulabilirdi. Öyle de olmadı mı? Bu yıl zincirler kırıldı, Ayasofya bile açılmadı mı?

Artık sadece ülke sınırları içinde savunmada da kalmayacağımızı, Suriye’den Doğu Akdeniz’e Libya’ya kadar uzanıp bir piyon olmadığımızı, asla olmayacağımızı, oyuna karşılık oyun kuracağımızı dünya alem görüyor artık. 15 Temmuz’da bir ülkeyi esir almak, bir devleti sakat bırakmak, büyük bir lideri öldürmek isteyenler, bir milleti şaha kaldırdı. Geri dönüş yok artık; biiznillah yola devam…

Yorumlar
Diğer Yazıları