15 Ekim 2019
22 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 52 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 05:43 Güneş 07:08 Öğle 12:55 İkindi 16:00 Akşam 18:32 Yatsı 19:51
Gündem

Hacı Murat Dinçer yazdı...

11 Eylül ve PKK!

Doğu ve Güneydoğu'da uzun yıllar görev yapan eski Şırnak Terörle Mücadele Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer, SuperHaber'e yazdığı yazısında 11 Eylül saldırıları ve PKK ilişkisine değindi. İşte o yazı...

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin New York ve Washington şehirlerinde Dünya Ticaret Merkezi ( İkiz Kuleler ) ve PENTAGON’A El Kaide terör örgütünün gerçekleştirdiği eylem neticesi dünya kamuoyunda ve özellikle ABD/ AB ekseninde yeni bir terörle mücadele anlayışı gelişti.

AB Konseyi tarafından hazırlanan ve Brüksel’de imzalanarak Avrupa Topluluğu Resmi Gazetesinde yayınlanan “Terörizmle Mücadelede Özel Tedbirlerin Uygulanışına Dair Konseyin Ortak Görüşü” başlıklı metnin terör örgütleri listesine PKK dahil edildi.

Kuruluşunda Marksist Leninist bir ideoloji benimsediğini ilan eden PKK, Sosyalist Bloğun dağılmasıyla ideolojik bir sarsıntı geçirdi. PKK girdiği ideolojik çıkmazı ‘’ Kürt Milliyetçiliğiyle’’ aşmaya çalıştı. Ancak Abdullah ÖCALAN’IN yakalanması sonrası ifadelerinde: Ayrı bir Kürt Devleti kurmaya gerek kalmadığını açıklaması örgüt mensupları için ikinci bir ideolojik ve politik şok oldu. Örgüt bu çıkmazını da kültürel haklar, silahlı örgüt mensuplarının yurtiçinden çekilmesi, legal ve siyasi alanda faaliyet yürütme şeklinde aşmaya çalışsa da Abdullah ÖCALAN’IN mücadele temeline kendisinin ceza evinden çıkmasını koyması ve meydana gelen gelişmelere göre pozisyon almasından dolayı 1999-2001 yılları örgüt için çelişki yılları oldu. APO cezaevinde olduğu sürece tamamen kontrolü altında bulundurduğu etkin bir örgütü hem devlete hem de dünya kamuoyuna karşı bir yaptırım gücü olarak kullanabileceğini düşündü. Örgütü bir can simidi olarak kullandı. Bu süreçte Teröristbaşı Abdullah ÖCALAN tarafından AİHM’ NE sunulmak üzere hazırlanan ‘’ Sümer Rahip Devletinden Demokratik Cumhuriyete Doğru’’ isimli kitapta: Başta Kürtler olmak üzere insanlığın kurtuluşuna dair çözümler ürettiğini iddia etti. Bu kitap PKK tarafından ‘’Yüzyılın Manifestosu’’ ilan edildi.

Görüldüğü üzere silahlı eylem etkinliği kalmayan, planladığı sivil itaatsizlik kapsamındaki halk hareketini gerçekleştiremeyen; gerekli ideolojik, kültürel ve sosyal derinlikte entelektüel legal faaliyet yürütemeyen, adeta kör topal kalan örgüt toplama ve düzmece metinler üzerinden çıkış arama noktasına geldi. Silahlı tüm unsurları Kandil Dağına sıkışan, 11 Eylül saldırıları sonrası bir süreliğine de olsa kadim destekçileri Suriye, İran, Irak, Yunanistan, Libya, KYB ve KDP den yüz bulamayan örgüt illegal alanın yok edilerek, yurtiçinde %3 lük bir siyasi alana sıkıştırılmasıyla karşı karşıya kaldı. PKK içinde bulunduğu bu çıkmazı ‘’ DEĞİŞEREK ‘’ aşmaya karar verdi. Örgüt varlığını devam ettirmek için her türlü farklı görüş ve düşünceden kesimlerle faaliyet kararı aldı. Bu görüş ve düşüncelerin başında Fethullah Gülen Hareketi vardı. PKK stratejisini hiç değiştirmedi, sadece amacına ulaşacak taktiklerini değiştirdi meşruiyet kazanacak, temel ve insani hakları ön plana çıkaracak söylem ve eylemlere girişti. Dönem itibariyle komşu ve hasım ülkelerden aldığı desteği nispeten yitiren PKK aradığı desteği okyanus ötesindeki lobi faaliyetlerinde buldu. Kurulduğu günden beri pragmatist yapıda bir örgüt modeli sergileyen PKK; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin damarlarına sızan ve özellikle güvenlik bürokrasisini ele geçirmiş olan başka bir örgütle anlaşarak beyin hücrelerini FETÖ’nün emrine verdi. Artık yeni bir PKK ve yeni bir süreç başlamıştı.

FETÖ’ nün PKK’yı yönetecek ve yönlendirecek kadroları Devlet içine sızmıştı. FETÖ terör örgütü mensupları PKK’nın içindeki sözde en elit guruptan oluşan ve Hatay Amanos Dağlarında konuşlu örgüt militanlarına sosyal medya üzerinden şifreli mesajlar göndererek bir dizi eylem yaptırdı. Ortaklık kurulmuştu. PKK silahlı militanlarını yeri ve zamanı geldiğinde FETÖ emrine veriyor, asker ve polis yine askerin ve polisin içinden devşirilmiş FETÖ militanlarını emriyle şehit ediliyordu.

PKK 11 Eylül paradoksunu okyanus ötesinden aldığı destekle aştı. Yeni yasalar ve yeni düzenlemelerle terörle mücadele kavramını başka bir boyuta taşıyan dünyanın yeni muktedirleriyle irtibatı FETÖ üzerinden yeni senaryolar kapsamında kurdu.

15 Temmuz'dan sonra ortaya dökülen yüzlerce bilgi FETÖ PKK ilişkisini deşifre etti. Devletin kılcal damarlarına kadar sızmayı başaran FETÖ, Devletin tüm gizli bilgilerini PKK’ya vermekle kalmadı; asker ve polis içindeki elemanları vasıtasıyla PKK’ya karşı yapılan operasyonların güdük kalmasını sağladı.

FETÖ’nün cumhuriyet tarihine damgasını vuran hainliklerin belki de en büyüğü çözüm sürecini manipüle ederek, olmayanı var gibi olanı da değişik göstermesidir. Sürecin kamu eliyle de akamete uğratıldığı bugün açık bir gerçek. Halen kamuoyunda çokça konuşulan PKK militanlarını şehir içlerinde hendek/barikat sürecine götürecek toleransı gösterme inisiyatifi FETÖ mensubu yöneticiler tarafından süreçle ilgili verilen tavsiyelerin dezenformasyona uğratılarak uygulanmasından başka bir şey değil.

Şehirlerde silahlı kalkışma denemesini Türk Devletinin kadim ve gerçek sahiplerini karşısında bularak geri yutan PKK, aldığı darbeyi halen hazmetmiş değil. Önümüzdeki yıllarda ‘’Meskûn Mahal Operasyonları’’ çok fazla konuşulacak.

Operasyonların dünya terörle mücadele tarihine ders niteliğinde örnek teşkil eden başka bir yönü de var: Operasyonların başından sonuna elindeki tüm imkânları ve elemanları kullanan FETÖ kasıtla şehit verdirilmesine kadar her yolu denemesine rağmen başını taşa vurdu. Başını vurduğu taşı halen kavrayamayan FETÖ başarısızlığının öz eleştirisini yapmaktan bile aciz ve megalomanlardan oluşan bir yapı. İçinde bulunduğu durumu klasik istihbarı propaganda taktikleriyle aşmaya çalışsa da 15 Temmuz'da deşifre edilen militanlarıyla, Meskûn Mahal Operasyonları esnasında bizzat operasyon içinde ve hatta yönetiminde bulunanların asıl amaçlarının sezilerek önlenen kişilerle aynı kişiler olduğu bu planlı operasyonu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Şapka düştü kel göründü, PKK ve FETÖ küsmese de darıldı. Şehir kalkışmasının hesabını birbirlerine kesme derdinler.

PKK için hava hoş. Bir yandan içinden çıkardığı PYD ile paralı askercilik oynayarak yeni Devlet hayalleri kuruyor, bir yandan da aldığı yeni taşeronluk kapsamında Türkiye’nin şehir içlerine sözde ‘’ şehir gerillası’’ sızdırıyor. Yakın tarihli olası gezi benzeri bir nümayişte tüm kadrosuyla birlikte eski dostu FETÖ ile birlikte aynı safta olmaması için hiçbir neden yok. Kapitalizmin piyasa kurallarından birisi olan küçülerek büyüme hayalleri kuruyor.

FETÖ içinse işler o kadar basit değil. FETÖ elinde kalan tek güç olan para gücünü sonuna kadar koz olarak kullanma amacında. Kadroları hoca efendilerine eski bağlılıktan uzak hatta Fethullah’ın ölümü üzerine pazarlıklar bile başladı. Örgütün en güçlü olduğu zamanlarda bile var olan sivil ağabey / emniyetçi – asker kavgası tekrar başlamış durumda. 15 Temmuzda fiilen elinde silah Devlete kurşun sıkan mı? Yoksa ev toplantılarında himmet toplayan bademler mi daha iyi terörist? Hangisi örgüt içinde neyi hak eder onların sorunu ama bizim açımızdan şu bir gerçek ki Devlete kurşun sıkanında sıktıranın da katli vacip.

11 Eylül’den sonra dünyanın muktedirlerinin yeni terör ve terörist tanımı el ele aşan PKK ve FETÖ birilerinin hala şımarık çocuğu rolünü oynamaya devam ediyor. Kuzgun gitti Devlet geldi. Artık içinde rahatça at oynattıkları Türkiye yok. Başkalarının senaryolarında kahraman olanlar artık bu ülkenin çocuklarının yazdığı senaryoların figüranı olacaklar.