Yaşam |

10 maddede 'Andımız'ın mucidi Reşit Galip’in marifetleri

2013 Ekim’inde kaldırılan ‘Andımız’ın geçtiğimiz ay Danıştay’ın verdiği iptal kararıyla yeniden başlayan tartışması beraberinde yazarı Reşit Galip’in kullanışlı şahsiyetini de gündeme taşıdı. Peki yakın tarihte kaldırdığımız her taşın altından çıkan ‘Andımız’ın mucidi Doktor Reşit Galip kimdi? İşte size 10 maddede Andımız’ın mucidinin 32 kısım tekmili birden maceraları… (Not: Makalenin geniş halini Derin Tarih dergisinin Kasım 2018 tarihli 80. sayısında bulabilirsiniz.)

1) İskilipli Atıf Hoca’yı asanlardan biriydi

Yer: Ankara İstiklal Mahkemesi.

Tarih: 26 Ocak 1926.

Başkan: Kel Ali (Çetinkaya),

Üyeler: Kılıç Ali ve Reşit Galip.

Sanık: İskilipli Atıf Hoca.

‘S’ rumuzuyla soruları soran kişi Aydın mebusu Reşit Galip’tir. Merhum İskilip Atıf Hoca vakur tavrını bozmadan savunmasına devam etmektedir:

-“Belgeyi arz ediyorum. Vakit gazetesinin 1034. nüshasında tekzipnamem duruyor. Şimdi bu durup dururken bendenize belge sormak bilmem nasıl olur?”

İskilipli Atıf Hoca’ya kurt ile kuzu hikayesinde olduğu gibi muamele eden Reşit Galip’in şu sözü tutanaklarda vardır:

-“Sus! Bizi çileden çıkarma! Biz budala olmalıyız ki, bu sözlere inanalım. Bol bol atıyorsun. Çıkarın!”

Atıf Hoca, savcı bile hakkında 15 yıl hapis cezası istediği halde o gece idam, daha doğrusu şehit edilir.

2) Kur’an ve Tekbirin Türkçeleştirilmesinde rol oynamıştı

Kur’an’ın Türkçeleştirme faaliyetinde de baş rollerden birini kapmıştı Reşit Galip. Hafız Yaşar Okur’un hatıralarına göre kendisini Dolmabahçe Sarayı’na davet eden M. Kemal, kendisini huzuruna çağırır ve İstanbul’un seçkin hafızlarının listesini ister. İsmini verdikleri ertesi akşam saraya davet edilir ve kendilerini Bolu milletvekili Cemil Bey karşılar. Hafızlar arkada, Cemil bey önde doğruca Maarif Vekili Dr. Reşit Galip Bey’in yanına giderler. Reşit Galip onlara Türkçeye tercüme ettirilmiş olan Bayram Tekbiri meşk ettirileceğini bildirir.

Ertesi akşam aynı zevatla Atatürk’ün huzurunda toplanırlar. Yemekten sonra huzurlarından ayrılırken M. Kemal:

“Siz kalınız Yaşar Bey” der. Dr. Reşit Galip ve Kılıç Ali Beyler de oradadır. Bu defa onlara dönerek:

“Gazeteleri haberdar ediniz”, emrini verir. “Yaşar Bey öbür gün Yere Batan Camii’nde Yasin Suresi’nin tercümesini okuyacaktır. Camide yapılacak merasimin tanzimine sizleri memur ediyorum” diye de ekler.

Cuma günü Yere Batan Camii tıklım tıklım dolmuştur. Küçücük cami pencere içlerine kadar doludur. Hafız Yaşar’ın etrafı gazeteciler ve foto muhabirleriyle çevrilidir.

Cemaatin arasından kürsüye doğru ilerlemeğe çalışırken dışarıdan kuvvetli bir korna sesi gelir. Kalabalık “Gazi geliyor” diye dalgalanır. Halbuki gelenler Maarif Vekili Reşit Galip ve Kılıç Ali’dir.

Peki Reşit Galip Hafız orada ne aramaktadır?.

Millet gazetesinde vefatından 13 yıl sonra çıkan hatıralarında Gazi’ye sunulmak üzere “Müslümanlık: Türkün Milli Dini” başlıklı bir rapor hazırlayan Reşit Galip’in Mustafa Kemal’in emriyle tekbir ile ezanın Türkçeleştirilmesi işine memur edildiğini öğreniyoruz. Reşit Galip’in hazırladığı İslamı “Türkleştirme planı” şöyleydi:

1- Müslümanlığın bir Türk dini olduğu tespit edilecek,

2- Dinde ibadetin Allah ile kul arasında bir kalb bağlılığı olduğu tezi geliştirilecek,

3- Kulun Tanrısına ibadet ederken söylediklerini kalbinden söylemesi gerektiği, insanın en güzel hislerini ana diliyle ifade ettiği, onun için duaların ana dilde yapılması icab ettiği fikri savunulacak,

4- Bu fikirde ittifak sağlandıktan sonra duaların Türkçeleştirilmesi hususunda bir iş bölümü yapılacaktır. (8 Ocak 1948, s. 4)

3) Hz. Peygamberi (sav) Türk yapmıştı!

Reşit Galip hızını alamayıp dinde reform işine de el atmıştır. Ancak bir özeti elimizde bulunan bu tez, Atatürk’ün direktiflerinden ilhamını almış, yazılıp kendisine sunulmuş, dahası onun tarafından okunup üzerinde ciddi ciddi fikir yürütülmüş ve sayfalara el yazılarıyla notlar koymuş. Münir Hayri Egeli’nin ‘Eski bir Atatürkçü’ imzasıyla Millet dergisinde çıkan tefrikasında (Ekim 1947-Ocak 1948) aktarıldığına göre Reşit Galip’in irfan soframıza saçtığı bazı inciler şunlarmış:

-Hz. Peygamber, Türk aslındandır.

-Müslüman medeniyeti bir Türk medeniyetidir.

-Müslümanlığı Türk’ün anlayacağı bir hale getirmek gerekir. Bu da ancak ibadetin Türk diliyle yapılmasıyla kabil olabilir.

İşte bu garip ‘tez’in arkasından tekbir ile ezanın ve Kur’an’ın Türkçeleştirilmesi işine girişilmiştir.

4) Yahudi okulunda okumuştu

Andımız’ı başımıza saran Reşit Galip’in 1919 yılında Köycüler Cemiyeti’ne kendi eliyle verdiği hayat hikâyesinde ilginç bir ayrıntıyı yakalıyoruz. Buna göre ailesi onu Yahudilerin kurduğu, Yahudi ve dönme öğrencilerin okuduğu Alliance İsraelite İlkokulu’na vermiş onu ama bir sene sonra Sultan II. Abdülhamid’in emriyle okuldan çıkarılmış! Meğer Sultanın zehir hafiyeleri, tıpkı İstanbul’da bir başka dönme Halide Edip’i Amerikan Kız Koleji’nde enseledikleri gibi Reşit Galip’i de Rodos adasındaki Dünya Yahudiler Birliği’nin yardımlarıyla kurulan Yahudi ilkokulunda enselemişler.

Nitekim Reşit Galip’in Sabetayist/dönme olduğunu torunu Feyhan Oran da yalanlamıyor ve bunu gayet doğal kabul ediyor. Mirgün Cabas’ın 13 Ekim 2013 günü Milliyet’te yaptığı mülakatta şöyle bir diyalog geçiyor:

Soru: Gençliğinde Yahudi okuluna gittiğini, oradan padişahın talimatıyla alındığını söyleyenler var.

Cevap: O sırada bütün Avrupa’daki en üst düzey okullar Alliance İsraelite okulları. Muhtelemelen Rodos’ta da vardı ve oraya gidiyordu. Ayrıca padişahın Rodos’u koruyacak gücü yokken adadaki bir çocuğun hangi okula gittiğine bakacak hali mi varmış?

Soru:  Bunu yazanlar Reşit Galip’in dönme olduğunu ima ediyorlar...

Cevap: Öyle olsa ne olur? Dönme de, Sabetayist de olsa ne olacak?”

Tabii ne olacak ama biz Türklüğümüzü Yahudi Moiz Kohen’den, tarihimiziAlliance İsraelit talebesi dönme Reşit Galip’ten, dilimizi Ermeni Agop Dilaçar’dan öğrenmeye tenezzül edecek kadar alçalmadık, kimse kusura bakmasın.

Türkçülüğü yabancı okullardan öğrendiği yetmiyor gibi çocuklarımızı her gün “büyüklerimi saymak” diye bağırtan andın yazarının kendi büyüklerini saymadığını ve eskiden mekteplerde verilen ahlak puanının okul idaresi tarafından bir kaç kere sıfıra indirildiğini da kendi ağzından öğrenmiş oluyoruz.

Sultan yaptıysa bir bildiği vardır, diyor ve Alliance İsraelite okullarının hangi gayeyle kurulduğunu bu sahanın otoritesi Aron Rodrigue’in Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması adlı kitabından ibretle okuyoruz:

“(Bu okullar), Batılılaşmanın yanında öğrencilerinden Yahudilik inancına tam bir bağlılık içinde olmalarını da istemekteydi. Örgüte göre Yahudilik, üstün bir ‘ahlâkî’ din olarak okullarda verilen eğitimin ayrılmaz bir parçası olmalıydı. Alliance okullarını kuranlar Doğu ve Kuzey Afrika’daki Yahudi halklarının dinsel duygularını güçlendirmeyi, onların Yahudiliğe, Yahudiliğin tarihine ve geleneklerine, iyi ve soylu olan her şeye bağlı olmalarını istemekteydi.”

5) Yahudi profesörleri İstanbul Üniversitesi’ne doldurmuştu

Kimse kusura bakmasın, ben Reşit Galip’i idealist filan diye görmüyorum. Tam tersine, kullanışlı bir adam olduğu, İstiklal Mahkemeleri’ndeki idamlar, kafatası ölçümü, Türk Tarih Kongresi’nde tarihçi Zeki Velidi Togan’ın “tarih tezi”ne itirazları üzerine üniversiteden kovdurulması, Darülfünun’dan Babanzade Ahmed Naim Bey gibi asil bir din aliminin ve Cevad Mazhar Bey gibi inorganik kimya profesörünün (bunlar sadece iki örnek) kollarından tutulup sokağa atılması ve yerlerine Nazilerin işten attığı Yahudi progesörlerin doldurulması gibi ciddi ideolojik operasyonlarda kullanıldıktan sonra kirli bir mendil gibi bir köşeye atılanlardan olduğunu görememenin ancak ahmaklıkla açıklanabileceğini düşünüyorum. Yerli hocaları at, yerlerine yabancıları doldur ve bunun adını milliyetçilik ve Türkçülük koy. Kimi kandırıyorsunuz?

6) Türk Tarih Tezi’nin şahiniydi

On parmağında on marifet bulunan doktorumuz 1932 yılında düzenlenen Türk Tarih Kongresi’ne “Türk ırk ve medeniyet tarihine umumi bir bakış” adlı bilimsel (!) bir tebliğ de sunacak ve büyük boy tam 62 sayfa tutan kitaplık çaptaki iddialı tebliğinin ardından kürsüye çıkıp savunduğu tezlerini tam bir vukufiyetle çürüten Cumhuriyet devrinin en büyük tarihçilerinden Ordinaryüs Profesör Doktor Zeki Velidi Togan’a “taleben olmadığıma çok memnunum” diyerek hayasızca saldıranların başında gelecek, sonuçta Togan hocanın veya başka bir deyişle tarih biliminin ipini çekmeyi başaracaktır! Kullanışlı adam olduğunu bu ‘idamla’ bir kez daha ispatlaması onu bakanlığa taşıyan altın bir merdiven olacağını unutmayalım.

7) Kafatası ölçüyordu

Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri, Çankaya’da 12 yıl sofracılık yapmış olan Cemal Granda’nın hatıralarıdır. Granda ‘Kafa ölçüsü’ başlığı altında ilginç hususlara temas eder. Mesela Atatürk’ün kafatasının andımızın mucidi tarafından ölçülmüş olduğunu öğreniyoruz:

“Şapka devriminden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeye başlamıştı. Şapkayla beraber bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara’dayız. O zaman Milli Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip, elindeki bir makineyle herkesin kafasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81’den ileri olanlar da Brakisefal.

Atatürk’ün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galip’e ‘Çelebi’ninkini (yazarı kastediyor) ölç.’ dedi. Öbürlerinden önce başım ölçüldü, 81 çıktı. Sevinmeye başlamıştım. Öyle ya, Atatürk’le aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk ‘Olmaz! O hayvan kafalıdır. Bir yanlışlık olmasın.’ dedi. Neredeyse ağlayacaktım.”

Buna göre Andımız’ın yazarı Reşit Galip aynı zamanda kafatası ölçen bir doktordur! Nitekim Türk Tarih Kongresi’ndeki şu ırkçı sözlerle tarihe altın harflerle adını yazdırmayı ümit etmiş olmalı:

“Uzun boylu, uzun, beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik olarak değil, ufkî (yatay) açılan ‘Türk’, beyaz ırkın en güzel örneklerinden biridir.”

8) Nazım Hikmet’e 15 yıl hapis cezası vermişti

Şu Nazım Hikmet sevdalılarına ne oldu dersiniz? Sus puslar değil mi? Neden acaba? Yoksa pek bayıldıkları Reşit Galip’in yine pek bayıldıkları Nazım Hikmet’i 1925 yılında İstiklal Mahkemesi’nde 15 yıl ağır hapis (kürek) cezasına mahkûm eden hakimler arasında olduğunu fark ettiklerinden mi?

Açın Prof. Ergün Aybars’ın İstiklal Mahkemeleri adlı kitabını, Nazım Hikmet’in de, Aydınlıkçılar’ın da, Aydınlık gazetesinin o zamanki sahibi Sadrettin Celal’in (Antel) de aynı davada yargılandıklarını ve tam 15’er yıl kürek, yani ağır hapis cezasına mahkûm edildiklerini okuyun. Gariptir, şimdiki Aydınlık gazetesi ise göğsünü siper etmiş, Reşit Galip’i meydanlarda savunuyor.

Kel Ali’nin başkanı, Necip Ali’nin  (Küçüka) savcısı, Kılıç Ali ile Reşit Galip’in de üyesi oldukları Ankara İstiklal Mahkemesi, (garabet şurada ki, biri hariç hiçbiri hukukçu değildi) “memlekette içtimai nizamı ihlal maksad ve gayesiyle propaganda yapmaktan sanık” 38 komünistin davasına bakmıştı. 12 Ağustos 1925 günü açıklanan kararda Şefik Hüsnü ile Nazım Hikmet ile iki arkadaşına 15’er sene kürek cezası vermişlerdi.

Nazım Hikmet’in aldığı ilk hapis cezası buydu. Onu diğerleri takip edecek ve tekmil Tek Parti ve CHP dönemini 1950 yılına kadar hapishane pencerelerinden seyredecekti. Dışarı çıkması Demokrat Parti’nin çıkardığı af sayesinde olacaktı.   

9) Kendi kendini profesör yaptırmıştı

Reşit Galip’in Gazi’nin dahi tahammül edemediği marifetlerinden biri de kendi kendisini inkılap tarihi profesörü ilan ettirmeye ve üniversitede inkılap tarihi dersleri vermeye kalkışmasıydı.

Yusuf Hikmet Bayur’un yazdığına göre Reşit Galip Maarif Vekili iken bir gün yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Rektörü Neşet Ömer ve Edebiyat Fakültesi Dekanı Fuat Köprülü’ye Atatürk’ün İnkılap Tarihi profesörlüğünün kendisine verilmesini istediğini söyler. Onlar da peki der ve gereken muameleyi yaparlar ve Reşit Galip bu söz üzerine Profesör yapılır! M. Kemal bunu duyar ama inanmaz. Rektöre sorar. O da sizin emriniz diye yaptık der. Gazi buna fena halde kızar ve rektörü haşlar. Sonra da Hikmet Bayur’dan Reşit Galip ile ikisini Yalova’ya beklediğini söyler.

Sonuçta orada Reşit Galip’e şöyle der Cumhurbaşkanı: “Bu İnkılap Tarihini siz okumatamazsınız. Bunu ben okutabilirim, Mareşal (Fevzi Çakmak) okutabilir, fakat siz okutamazsınız.” Bundan sonra öldürücü darbe gelir: “Esasen arkadaşlar sizden çok şikaetçi. Bir müddet için çekilseniz çok iyi olur.”

Başkalarının ipini çekmeye alışan Reşit Galip’in ipinin çekildiği an budur. Bakanlıktan istifa eder ve 6 ay sonra 41 yaşında ölür. Tam da onun öldüğü gün, yukarıdaki hadiseyi bize anlatan yeni Maarif Vekili Hikmet Bayur’un ilk İnkılap Tarihi dersini vermesine ne buyurulur!

10) Liberal Maliyeci Cavid Bey gerçekte neden asılmıştı?

İzmir Suikasti sanıklarını yargılayan Ankara İstiklal Mahkemesi’nin Mustafa ön adını hiç kullanmayan Reşit Galip adlı bir üyesi daha vardı. Bu Reşit Galip ki gündemden düşmeyen‘Andımız’ın mucididir.

Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay gibi İstiklal Harbi komutanlarını hem de idamla yargılayan bu sözde mahkeme (neyse ki ordunun baskısıyla beraat etmişlerdi) Maliyeci Cavid diye bilinen İttihat ve Terakki devrinin liberal Maliye Bakanı Cavid Bey’i de idam ettirerek adını tarihe kanla ve intikamla geçirecekti.

Solcu Nazım Hikmet’i hapse, din adamı İskilipli Atıf’ı idama, Türkçü Nihal Atsız’ı sürgüne mahkûm eden Reşit Galip, liberal Cavid Bey’i de suçsuz yere idam ettirerek ‘Andımız’ın nasıl bir zulüm makinesi halinde işleyen sakil bir kafanın mahsulü olduğunu ispatlamış oluyordu. Güya Lozan görüşmeleri sırasında evinde İttihatçılarla bir kalkışma için gizli toplantı yaptığı iddia edilen Cavid Bey’in İzmir suikastiyle ilişkilendirilmeye çalışılmasındaki zorlamaların asıl sebebi ise eskiye dayanan bir anlaşmazlıktı.

Lord Kinross’un naklettiğine göre yıllar önce Mustafa Kemal Sofya’da askerî ataşe iken Bulgarlarla peşin para karşılığı silah, cephane ve buğday temini için bir anlaşma yapmış ama Cavid Bey bu alışverişe onay vermemişti. Cavid Bey’in yaptığı oyunbozanlığına öfkelenen Mustafa Kemal’in o zaman söylediği “Böyle bir adam asılmayı hak eder” sözü 1926 Ağustos’unda gerçekleşmiş oluyordu. Tıpkı kendisine Çanakkale’deki başarısından sonra “Napolyonluk taslama” diye çıkışan İttihatçı liderlerden Dr. Nazım için bir gün Şakir Zümre’ye “Böyle adamı asmak gerekir” demesi ve bu “emrin” de Reşit Galip’in üyesi bulunduğu mahkeme tarafından 1926 yılında infaz edilmesinde olduğu gibi…

İstiklal Mahkemeleri üzerine ilk doktora tezini yazmış olan Ergün Aybars yıllar sonra bir televizyon programında Cavid Bey’in asılmasının hatalı olduğunu itiraf etmiş; devrin namlı gazetecileri Hüseyin Cahit Yalçın ve Falih Rıfkı Atay da Cavid Bey’in suret-i kat’iyyede suikastle alâkasının bulunmadığını açıkça yazmışlar, hatta Atay, İsmet Paşa’yla bizzat görüşerek idamına mâni olmaya bile çalışmıştı.

Gel de ‘Sen neymişsin be Reşit Galip!’ deme şimdi.  

Kaynaklar

Hüseyin Namık, “Reşit Galip”, Ülkü: Halkevleri Mecmuası, Sayı: 14, Nisan 1934, s. 88.

Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıra ve Belgeler, Ankara, 1968, Türkiye İş Bankası Yayınları.

Hafız Yaşar Okur, Atatürk’le On Beş Yıl (Dini Hatıralar), İstanbul, 1962;

Hafız Yaşar Okur, Yaşanmış Olaylarla Atatürk ve Müzik, Ankara, 1993.

İstiklal Mahkemeleri, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1997.

Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları, 1926, Yayına hazırlayan: Ahmet Nedim, İstanbul, 1993, İşaret Yayınları.

Ali Fuat Örenç, Yakındönem Tarihimizde Rodos ve Oniki Ada, İstanbul, 2006, Doğu Kütüphanesi.

http://www.milliyet.com.tr/-andimiz-i-dedemin-yazdigini/pazar/haberdetay/13.10.2013/1776686/default.htm (erişim tarihi 27 Ekim 2018)

Füsun Üstel, “Köycüler Cemiyeti”, Tarih ve Toplum, Sayı: 67, Temmuz 1989, s. 12-16.

Füsun Üstel, İmparatorluktan Ulus-Devlete Türk Milliyetçiliği: Tütrk Ocakları (1912-1931), İstanbul, 1997, İletişim Yayınları.

Uluğ İğdemir, “Reşit Galip”, Aylık Ansiklopedi, c. 1, 1945, s. 371; aynı yazar, Yılların İçinden, Ankara, TTK Yayınları, 1976.

Aron Rodrigue, Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması, Çeviren: İbrahim Yıldız, İstanbul, 1997, Ayraç Yayınları.

Millet, 7 Ağustos 1947; 8 Ocak 1948.

1- Türk Tarihi Kongresi, 1932, s. 159.

Fethi Tevetoğlu, Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler (1910-1960), Ankara, 1967.

Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar, Bilgi Yayınevi, 1967, s. 367 vd.;

Mete Tunçay ve Haldun Özen, “1933 Darülfünun tasfiyesi veya bir Tek-Parti politikacısının önlenemez yükselişi ve düşüşü”, Tarih ve Toplum, Sayı: 10, Ekim 1984, s. 223.

Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri, KentKitap, 2011, s. 79-85.

Atsız, “Türkçülüğe karşı Haçlı seferleri”, Büyük Doğu, 1959.

Nergishan Tekin, Nihal Atsız, İstanbul, 2015, Kariyer Yayıncılık..

Arı İnan, Tarihe Tanıklık Edenler, İstanbul, 1997, Çağdaş Yayınları.

Lord Kinross, Atatürk: The Rebirth of a Nation, Londra, Phoenix: 2001.