Yaşamın Kıyısında (Manchester by the Sea) - Ayla İbar
Ayla İbar
Ayla İbar

Yaşamın Kıyısında (Manchester by the Sea)

Yazarlar

Tür: Dram / Yapım: Amerika-2017 / Yönetmen: Kenneth Lonergan

“Altı Oscar adaylığı olan, yaşama, ölüme, suçluluğa, aileye farklı bakışıyla yılın en çok konuşulan dramı, Casey Affleck ile iz bırakacak”

Ödüller ve adaylıklar üzerinden çok konuşulan drama filmlerden biri Manchester by the Sea (Yaşamın Kıyısında) vizyonda izleyicileri ile buluşuyor. Toplam altı dalda Oscar adayı olan film, şu ana kadar yapılan ödül törenlerinde üç ödülü evine götürmeyi başardı.

Tartışılan konulardan biri “En iyi Erkek Oyuncu” ödülünü Casey Affleck’in alıp alamayacağı. Casey Affleck’in şimdiye kadar Oscar ödülü yok, ama kariyerinde yirmi bir filmde rol almış bir oyuncu. Senarist, yönetmen, oyuncu olan kardeşi Ben Affleck ile de birçok proje de çalışmış. 1995 yılında “To Die for” filmiyle sinema hayatına giren oyuncu “Ocean Eleven”, “Ocean Twelve”, “Gone Baby Gone” gibi filmlerle tanınmış. Bakalım 26 Şubat 2017 tarihinde Oscar heykelciğini evine götürebilecek mi?

Bu kadar çok adaylığı olan tartışılan, beğenilen, eleştirilen filmin senaryosu ve yönetimi aynı isme ait “Kenneth Lonergan”. Lonergan’ın 1999’da “Anlat Bakalım” filmiyle senarist olarak başladığı kariyerinde çok fazla film bulmak mümkün değil. 2000 yılında “You Can Count on Me” filmini yönetiyor ardından 2011 yılında “Margaret” filmi geliyor şimdi de Manchester by the Sea. Oscar’da hangi ödülleri kucaklayabilecek hep birlikte göreceğiz.

Film konusuna baktığımızda; Affleck kardeşlerin en sevdiği şehir olan Boston’da başlıyor. Lee Chandler (Casey Affleck) bir bina görevlisi, tesisat tamircisi; iletişim sorunları olan, hayata sarılmayan, durgun, sevgilisi, eşi olmayan, yalnız bir kişi. Önce onun bu şehirdeki yaşantısına tanık oluyoruz. Sonra gelen bir telefon ile her şey değişiyor. Doğup büyüdüğü, gençlik yıllarının geçtiği Amerika’nın kıyı şehri olan Manchester’a ağabeyi için dönüyor. Gelir gelmez de onun ölüm haberi ile karşılaşıyor ve hemen arkasından ağabeyinin vasiyeti ile yeğeninin vasisi olduğunu anlıyor.

Lee vasi görevini üstelenebilecek midir? Layıkıyla yapabilecek midir? Lee’nin kendi sorunları nelerdir, bunların üstesinden gelebilecek midir? Finale kadar bu soruları adım adım çözümleyerek ilerliyoruz. Lee’yi anlamaya çalışarak, kuşak çatışmalarını görerek ve geçmiş yıllara sık sık dönerek devam eden bir yolculukta.

Film tümüyle Lee’nin hayatı, hisleri, yaşadıkları üzerine kurulu bir yapıt. Lee’nin karamsar ruh halini, yaşamdan elini eteğini çekmesini sadece onun üzerinden değil tüm şehir manzaraları, hava koşulları, ışık kartelası ile birlikte yaşıyoruz. Film müzikleri de bu duygunun içine girmemizde bize yardımcı oluyor. Lee ile bazen empati kuruyoruz, onun gözüyle bakabiliyoruz, bazen ondan yabancılaşıyoruz, bazen ona üzülüyoruz ama inandırıcılığından hiç şüphe etmiyoruz. Bir insanın hayatında yaşanan olaylarla birlikte nasıl değişebileceğini bize Casey Affleck muhteşem oyuncuğu ile gösteriyor. Hem yan karakterler hem film kurgusu hem senaryo içeriği kalplerimize dokunuyor.

Çaresizlik, suçluluk, pişmanlık, kuşak çatışmaları, aile, ebeveynlik, sorumluluk, ölüm, yaşam kavramları tek tek senaryo işleyişinde yerlerini alırken, muhteşem kıyı kasabası manzaralarını donduran bir soğuk eşliğinde yaşıyoruz. Kemiklerinizin sızlaması bu olsa gerek dedirten soğuğu bizde sinema salonlarında hissediyoruz, mat ve soğuk renk kartelası ile birlikte. Oyunculuğu, diyalogları, müziği abartıdan uzak, durağan, ajitasyon yapmayan bir dram izliyoruz.

Sinema otoriteleri arasında çok beğenenler, pek başarılı görmeyenler olsa da film altı Oscar adaylığıyla favoriler arasında (En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu). Oscar dışındaki ödül törenlerinde de önemli bir film olarak boy gösterdi.

Altın Küre’de beş adaylık (En İyi Film-Dram, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En iyi Senaryo) alırken En İyi Erkek Oyuncu ödülünü evine götürdü.

SAG’da dört adaylık (En İyi Ekip Performansı, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu) alırken, ödüle sahip olamadı.

Bafta ödüllerinde ise altı adaylık (En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En iyi Kurgu) ve iki ödül (En İyi Erkek Oyuncu, En iyi Orijinal Senaryo) kazandı.

Özetle:
6 Oscar adaylığı,
5 Altın Küre adaylığı ve “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü,
4 SAG adaylığı,
6 Bafta adaylığı ve “En İyi Erkek Oyuncu” ve “En İyi Orijinal Senaryo” ödülleri
Ayrıca Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2016 yılının “En İyi İlk 10 Filmi” listesine yerleşen Yaşamın Kıyısında (Manchester by the Sea) filminin senaryosu, melodrama izin vermeyen, gerçekçi, inandırıcı bir hikâye. En önemlisi alışılagelmiş, beklenen, bilinen bakış açısı dışında ilerleyen bir film. İlk yarı tüm olayların henüz çözümlenmediği kısımlarda devinim biraz zorlasa da oyunculuk performansları ve hikâye merakla sizi finale kadar taşıyor. (Mutlaka yönetmen hikayede duyguyu bize geçirebilmek için devinimi böyle belirlemiştir.) Sorgulatan bir film “ben olsam ne yapardım” diyorsunuz. Bazen ona hak veriyor, anlıyor bazen de karşısında oluyorsunuz.

Hiç olmasaydı dedirten iki sahneyi söylemeden geçemeyeceğim. Bunlar (detaya girmeden anlatmaya çalışayım) “yaşanan bir trajedi gecesinin sabahında mekânın ve mekândan çıkanların detayları” ve daha sonraki yıllarda bir rüyada yine o “trajediyi yaşayan insanların görüntüleri”. Zaten duygu yeterince veriliyor, hissediliyor, bu iki sahne filmin ruhuna aykırı, melodram olmuş bence.

Mutlaka fark edilmesi gereken sahneler; “Lee’nin morgda abisinin cesedi ile karşılaşması anındaki, beden dili, ellerini koyacak yer bulamaması ve sonrası…”. Diğeri “Trajedi anındaki davranışları, eşyalarını yerden toparlaması…”. Bir sonraki ise “Polis karakolunda yaşanan olaydaki beden dili, yüzündeki ifade, beklentileri, şaşkınlığı…”. Atlanmaması gereken detaylar. Öyle bir oyunculuk ile karşılaşıyorsunuz ki, hiç abartı yok, çok inandırıcı, kusursuz. Sanki rol Casey Affleck için yazılmış, onu filmden çıkarırsanız aynı tadı yakalamak zor. Benim favori “En İyi Erkek Oyuncu” adayım. Tüm filmde oyuncu kadrosu senaryoya çok uygun seçilmiş, hepsi çok inandırıcı ve performansları da çok başarılı. Muhteşem şehir manzaralarıyla teknik olarak dramı çok iyi yansıtan bir film. Müzik ve kurgu ise filmde çok etkileyici. Görülmesi gereken filmlerden, keyifli seyirler.

  • Yorumlar