Türkiye’nin askeri bir operasyon yapması kaçınılmaz! AK Parti Mv. Talip Küçükcan SuperHaber’e konuştu / Özel Röportaj - Röportaj
23℃
İstanbul
20 Ağustos 2017
Türkiye'ye yönelik tehdit olursa askeri müdahale kaçınılmaz olur!

AK Parti Mv. Talip Küçükcan SuperHaber’e konuştu / Özel Röportaj

SuperHaber’den Arzu Erdoğral’ın sorularını yanıtlayan AK Parti Mv. Talip Küçükcan “ABD artık dünyanın polisi değil” dedi.

Röportaj
AK Parti Mv. Talip Küçükcan SuperHaber’e konuştu / Özel Röportaj

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türk Heyeti Başkanı AK Parti Milletvekili Talip Küçükcan ile ABD’nin dış politikasından PYD, YPG’nin olası saldırısına kadar birçok konuyu konuştuk. Küçükcan, ABD’nin çıkarlarını önceleyen ve odağına alan bir dış politika yürüttüğünü söyledi. Talip Küçükcan, “PYD-YPG, Türkiye’nin çıkarlarına yönelik herhangi bir tehdit oluşturursa buna karşılık Türkiye’nin askeri bir operasyon yapması kaçınılmaz” ifadelerini de kullandı.

ABD KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA MAŞALAR KULLANIYOR

-ABD’nin dış politikası ve YPG’ye verilen silahlardan başlayacak olursak neler söylersiniz?

Amerika’nın dış politikası, ABD çıkarlarını önceleyen ve odağına alan bir dış politika. ABD’nin daha önce NATO ve AB gibi farklı ittifaklar ile beraber çalıştığını görüyoruz. Ortak bir zeminde dış politika yürütme girişimleri vardı belirli ölçülerde ama Obama’nın son döneminde ve Trump’ın gelişi ile beraber ABD’nin dış politikası tamamen Amerika first, Amerika’nın çıkarları bağlamında gündeme gelmeye başladı. Amerika müttefiklerinin çıkarlarını artık öncelemiyor, düşünmüyor. Amerika’nın dış politikasını özelikle Ortadoğu’da takip ettiğimizde şunu görüyoruz, Kendisi çekiliyor ama maşalar kullanarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Ekonomide biliyorsunuz şahinler ekolü denen ekol Amerika’nın dış politikasında biraz daha ağırlıklı. Müdahalecilik konusu her zaman Amerika’nın gündeminde. Birerde bir sorun çıktığında Amerika geçmişte liberal müdahalecilikten biraz kaçınmıştı kayıplarından dolayı ancak Trump döneminde biraz daha Amerika’daki şahin kanatların dış politikada belirleyici bir noktaya geldiğini söylememiz mümkün. Ortadoğu’dan başlayacak olursak daha önce de belirttiğimiz gibi ABD’nin YPG’ye destek vermesi ismini değiştirerek dünyada bu terör hareketini DAEŞ ile mücadele ediyor adı altında meşrulaştırması son derece sıkıntılı.

ABD DIŞ POLİTİKASININ GÜÇLÜ BİR ZEMİNİ YOK

-Biliyorsunuz Trump gelmeden önce şu anki tutumunun tam tersi bir tutum izliyordu. Şimdi ise çok farklı söylemler içinde. Ne düşünüyorsunuz?

Trump’ın siyaset tecrübesi yoktu. Aslında siyaset değil iş dünyasından gelen birisi. Kendi ekibi çok zorluklar çekti. Trump, başkanlığı devraldığında bir taraftan Pentagon bir taraftan ulusal güvenlik konseyi, Amerika’nın derin güçleri diyebileceğimiz güçler Trump’ın etrafını sarmaya başladılar. Kim Trump’a daha fazla erişimi varsa karar mekanizmalarında onlar etkili oldular. Bu başarıldı. Şahinler grubu şu anda Trump’ın etrafında daha fazla. Yine de danışmanlarına bakarsanız büyük çoğunluğu eski generaller, eski askerler, istihbaratçılar. Bunların bakış açısı elbette yumuşak bir bakış açısı izlemeye elverişli değil. Daha müdahaleci, daha askeri müdahaleleri gerektiren, silahlanmaya daha fazla pay veren bir duruş var. Dikkat ederseniz bunların izlerini de gördük. Normalde İran ile bir anlaşma yaptılar ama şimdi İran’a tehditkar bir takım ifadeleri var. Onun için Amerika’nın dış politikasında derin devletin olduğunu söylemememiz mümkün. Burada Türkiye’ye veya diğerlerine mavi boncuk dağıtılmış olabilir. ABD dış politikasının güçlü bir zemini olmadığını belirtmekte yarar var.

TRUMP KENDİ EKİBİNİ KURAMADI

-Yani Clinton (Neocon’lar) gelseydi ancak bu kadarını yapardı desek doğru olur sanırım!

Aynen evet değişen hiçbir şey olmadı. Ne neocon’ların ne de Hristiyan sağın ABD’de sayıları az olmaklar beraber siyasi ağırlıklarının çok fazla olduğunu karar mekanizmalarında ciddi etkilerini görmek mümkün. Burada Trupm’ın bir sıkıntısı var hala. Trump kendi ekibini kendi tercihleriyle oluşturma ve kurma imkanını elde edemedi. Bir taraftan seçimler ile ilgili Rusya ile olan polemikler diğer taraftan Trump’ın İslam ülkelerinden gelenlere vize uygulaması pek çok konu Trump’ın başını ağrıttı. Trump’ın sakin kararlar vermesine engel oldu. Bu durumdan yararlananlar Trump’ın çevresinde elbette daha güvenlikçi bakış açısıyla dış politikayı tercih edebilir.

DAMADININ ETKİSİNİ GÖRÜYORUZ

-Tabi ki kimsenin kimliğine vurgu yapmak açısından söylemiyorum. Trump’ın damadı bir Yahudi ve Ortadoğu politikaları danışmanı. Damadının ne kadar etkisi olabilir size göre?

Damadının açık ve net bir etkisi olduğunu görüyoruz. Damadının bir takım görüşmelerde bulunduğunu ve Amerika’daki Yahudi lobisiyle yakın ilişkilerinin olduğunu, Filistin meselesi konusunda İsrail’in çıkarlarını önceleyen bir tercihte bulunduğunu görüyoruz. Bu bakımdan damadının ve kendi yakın aile çevresinin Trump’ın kararları üzerinde etkili olmadığını söyleyemeyiz. Bu çok iyimserlik olur. Ciddi de etkileri olduğunu varsaymalıyız. Trump duygusal da bir adam biliyorsunuz. Onları yanından ayırmadı baştan beri. Amerikan geleneğinde de benzeri yok aslında. Geçmişteki başkanların, aile yakınlarının bu kadar Beyaz Saray’ın içerisinde olduğunu görmüyoruz bilmiyoruz, bu ilk. Dolayısıyla Amerikan dış politikasında da inişli çıkışlı kararlar alınmasında İsrail’in güvenliğini önceleyen bir politikanın takip edilmesini sağlıyor zaten.

ABD DUVARLAR ÖRÜYOR

Amerika’nın İsrail için savaşa bile girmesini isteyenler arasında sayabiliriz Neconları. Amerika İsrail adına savaşa girsin, İran’ı sıkıştırsın gerektiğinde Ortadoğu’yu dizayn etsin. Geliyorlar da zaten biliyorsunuz Suudi Arabistan görüşmelerinde bunu gördük, Katar meselesinde bunu gördük. İran nükleer anlaşmasında da her an sanki bu anlaşmadan vazgeçin dermiş gibi yaptırımları uygulamaya yönelik anlaşmalar var. Ayrıca tabi Suriye konusunda çok ciddi bir şekilde Türkiye’nin aleyhine bir siyaset izleniyor burada. Bunları üst üste koyduğumuz da Amerika’nın dış politikasının müttefiklik çıkarlarından uzaklaştığını Amerikan çıkarlarını kendi merkezine koyduğunu görebiliyoruz. Bu şu demek aslında. ABD uzun yıllardır müttefik olduğu ülkeler ile de arasına bir takım duvarlar örüyor. Almanya ile bu duvarları gördük. Türkiye ile örüyor. Tüm bunlara baktığımızda bir anlamda ABD’nin kendi kendisini de yalnızlaştırdığını görüyoruz. Büyük bir güçtü ama ABD artık alternatif değil bir tarafta Hindistan diğer tarafta Çin yükseliyor, Rusya var. Farklı ittifaklar bulunuyor.

TÜRKİYE’NİN ASKERİ BİR OPERASYON YAPMASI KAÇINILMAZ

-Az önce de kısmen değinmiştik YPG’ye silah verilmesine. Burada olası bir saldırıda Fırat Kalkanı benzeri bir operasyondan söz edilebilir mi?

Türkiye açık ve net bir şekilde şunu ortaya koydu; Eğer ABD’nin kendilerine müttefik olarak seçtikleri PYD-YPG, Türkiye’nin çıkarlarına yönelik herhangi bir tehdit oluşturursa buna karşılık Türkiye’nin askeri bir operasyon yapması kaçınılmaz. Zaten biz bunu yapmazsak Türkiye’nin güvenliğine zarar vermiş oluruz. Türkiye gerektiğinde Kuzey Irak’a gerektiğinde Kuzey Suriye’ye operasyon kabiliyetlerine ve gücüne sahip bir ülke. Bunu da gösterdi. Az önce bahsettiğim şey şuydu; Türkiye hep müttefiklerine danışarak hareket etti. Ama müttefikler Türkiye’nin çıkarlarını gözetmediği için Türkiye’de madem siz kendi çıkarlarınıza bakıyorsunuz, küresel istikrarı gözetmiyorsunuz, özen göstermiyorsunuz o zaman bizde Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaparız. ABD, Avrupa Birliği ne derse desin Türkiye kendi çıkarlarını korumak için gerekirse tek başına hareket etmek zorunda.

ABD ARTIK DÜNYANIN POLİSİ DEĞİL

-ABD ve Kuzey Kore arasındaki gerilim ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Tabi şunu ifade etmekte yarar var. Kuzey Kore’nin nükleer silah ve füzeler geliştirmesi bütün dünya için tehdit. Herhangi bir istikrarsızlığın bütün dünya ekonomilerine etkisi olduğu gibi Türkiye’ye de etkisi olacaktır. O neden ile Türkiye olarak nükleer free bir dünyadan yanayız. Nükleer füzelerin olmadığı kimyasal silahların olmadığı bir dünya tabi ki daha iyi. Ancak Kuzey Kore’nin ABD ile olan ağız dalaşı yeni değil. Askeri bir müdahalenin hem ABD açısından hem de Kuzey Kore açısından neler götüreceğini ve neler getireceğini çok iyi hesapladıklarını düşünüyorum ben. Bir savaşın başlaması demek uzun menzilli silahları olan ülkeler için bitmeyen bir savaştır. Bu 3. dünya savaşını kilitleyebilecek bir savaş olabilir. O neden ile ABD ve Kuzey Kore kendi ve dünya kamuoylarına yönelik mesajlar vererek bir birbirlerini tehdit ederler. Ama silahların düğmelerine basılması o kadar da kolay değil. Dolayısı ile bunu ne ABD göze alır ne de Kuzey Kore göze alabilir. Ben yakın dönemde böyle sıcak bir çatışma olacağını düşünmüyorum. Muhtemelen yine aracı ülkeler diplomatik yollar ile bu tansiyonu azaltmaya çalışacaklar çünkü ne yapılırsa yapılsın Kuzey Kore bu maceracılığından vazgeçmiyor. Ama artık ABD’de dünyanın polisi değil. Bunu da ifade etmekte yarar var.

SuperHaber- Özel röportaj/ Arzu Erdoğral