Sen söyleneni türkü, söyleyeni türkücü mü sanırsın? - Ahmet Tezcan
17℃
İstanbul
28 Mayıs 2017
Ahmet Tezcan
Ahmet Tezcan

Söyleneni türkü, söyleyeni türkücü mü sanırsın?

Sen söyleneni türkü, söyleyeni türkücü mü sanırsın?

Yazarlar

Çıta yükseldi. Yeni sistemde Türkiye’nin yönetimine talip olan, yüzde 50 barajını aşmak zorunda. Referandum’da 51,5 nisbetine razı olmayanlar, 2019’dan sonra 50 artı 1 için havai fişek patlatmak zorunda kalacaklar.

Mevcut siyasi sistemden kimsenin memnun olmadığını söylüyordum, referandumda "Hayır" oranının yüzde 49’a yakın çıkması da bu kanaatimi değiştirmedi. Referandum sonrası yapılan bir ankette geleceğe dönük bir sorunun cevap oranı yanılmadığımı gösterdi. Referandumda "Hayır" oranının yüksekliğine rağmen ankete katılanların yüzde 52’si gelecek konusunda ümitli olduklarını söylüyor ve “her şey daha güzel olacak” diyorlar.

Ben de öyle diyorum; her şey daha güzel olacak.

Meselâ...

Başbakan yahut Cumhurbaşkanı ile uçakta yan yana poz verip bu fotoğrafı kartvizitine bastıran yahut kartvizitine “Bilmem nere il başkan yardımcısının eşi” ibaresini koyan asalaklar zümresi açıkta kalacak.

“Burada elemana ihtiyacım var, seni alabilirim ama il başkanlığından bir telefon açtırsan da rahatlasam” diyen aklı kıçında bürokratların yükselmek için parti il başkanlarını gebe bırakma formülleri de işe yaramaz hale gelecek.

Mesela bendeniz gibi resmi görevden ayrılalı 9 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ her gün “hâmil-i kart yakînimdir” referansı istenen sâbık devletlûler de telefon rehberlerinden düşürülecek ve rahat nefes almaları sağlanacak.

Gelecekte “Hâmil-i kart yakînimdir” notuyla iş arayanların, başvuru listesinden çıkartılacağı yahut en sona konulacağı günleri görebilecek miyiz bilmem ama bendeniz görmek istiyorum.

Cuma günleri imam efendinin hutbeden inmeden önce okuduğu Nahl Suresi 90. ayetinin yardımda öncelik sırasına koyduğu “akrabaya ihsanda bulunma” meselesinin tamamen kişisel olduğunu, kamusal ihsan meselesinde ise akrabanın daima ötelenmesi gerektiğini, bunu Hz. Peygamber ve ilk iki halife ile dördüncü halifenin titizlikle uyguladığını, üçüncü halifenin ise kamusal ihsanda akrabalarını öncelemesinin nelere mal olduğunu anlayacak, aklından çıkarmayacak ve bu inceliğin zedelenmemesi için gerekirse akrabasını ve koltuğunu kaybetmeyi göze alacak yöneticilerin de var olabileceğini görmek istiyorum.

Ve nihayet her iş ve oluşta, kurbiyet değil ehliyet, yakınlık değil yatkınlık aranarak, başvurduğu işe giremeyenlerin bile mahzun ve öfkeli değil, memnun ve razı dönecekleri bir geleceğin hayâli ile, hiç olmazsa bu hayâle yakın hadiselere şahit olarak ölmek istiyorum.

Çok şey mi istiyorum?

Kitap’ta bir âyet var, Fussilet 11, kâinatın ilk yaratılışını anlatıyor ve şöyle diyor:

“Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin’ dedi. İkisi de, ‘İsteyerek geldik’ dediler.”

Ne alâka diye sorma, doğrudan konumuzla ilgili, hatta diyebilirim ki bu âyet 2019 Başkanlık seçiminde seçilenle seçen arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini anlatıyor.

Allah niye durup dururken yeryüzüne ve gökyüzüne, üstelik henüz gaz kütlesi halinde iken, “isteyerek ya da istemeyerek gelin” diye sorar ki?

Fizikle, kozmoloji ile falan uğraşan bilim adamları, elementlerin birbiriyle uyumundan, mesela su meydana gelmesi için hidrojen ve oksijen nisbetlerinden, değerlerinden falan bahsedecektir bu metaforu izah için.

Bu onların işi, ben bilim adamı değilim, sıradan bir insanım, bu âyet beni niye ilgilendirsin?

İlgilendiriyor aslında... Ben şunu anlıyorum okurken;

“Bak Amedbaba, tıpkı kâinâtın yaratılışında olduğu gibi, her oluşumda başlangıç ilkesi rızâdır. Bir iş ve oluşta rızâ yoksa, ortaya çıkacak olandan hayır bekleme! O yüzden her işinde rızâyı ara, hem sen râzı ol, hem senden râzı olunması için çabala! Biz bunu yıllardır Neşet Ertaş’ın ağzından ‘Rızâsız bahçanın gülü derilmez’ diye anlatıyoruz ama sen anlamıyorsun!”

Evren yaratılırken yeryüzü ile gökyüzünün birbirinden râzı olmalarını isteyen, 2019 Başkanlık seçiminde seçen ile seçilenin birbirlerinden râzı olmalarını istemez mi?

Bu istek, bir emir değilse nedir?

Git Sinan Cânan’a sor, üşeniyorsan internetteki videosunu seyret, sana "Başlangıç İlkesi" nedir, ilkede en küçük sapma hangi sonuçlara yol açar, bir güzel anlatsın. Hem öğren, hem eğlen!

Ve kork!

Çünkü yaratırken bile elementlerin birbirlerinden râzı olmalarını isteyen naif kudret, bu isteğe uymayan toplumları ne hallere sokmuş aynı Kitap’tan öğrenebilirsin.

Meselâ, ölçüde ve tartıda hile yapanlar ile insanların emeğini değerinden ucuza satın alanlara neler olmuş?

Demem o ki; 2019 Başkanlık Seçimi’nde iş başına gelecekler, toplumun en az yüzde 50 artı 1’inin rızâsını aramak zorundadır.

Bu yeter bir oran mıdır?

Bence hayır!

Bu işe soyunurken, şunu akılda tutmakta fayda var;

Musâ’nın Mısır’dan çıkarıp Kızıldeniz’i yararak köleleştirilmiş kavmini özgürlüğe çıkartırken, peşine düşen Firavun ordusunu boğan su; görünürde bir büyük deniz olsa da, hakikatte bir mazlûmun tek damla gözyaşından ibâretti!

Şimdi buyur, hesabını yap ve kendi oranını kendin belirle!

Ölçü ve tartıyı da sadece meziro ve teraziden ibaret zannetme, yanılırsın!

Üzgünüm Leylâ!

İlk yorum yazan siz olun.
Yorum Yap