Recep Tayyip Erdoğan zerre miktar umurumda değil! - Ahmet Tezcan
Ahmet Tezcan
Ahmet Tezcan

Recep Tayyip Erdoğan zerre miktar umurumda değil!

Recep Tayyip Erdoğan zerre miktar umurumda değil!

Yazarlar

En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim de ne siz yorulun, ne de beni yorun!

16 Nisan’da yapılacak referandum meselesinde, şu an Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan zerre kadar umurumda değil! Gerçek bir samimiyetle söylüyorum bunu; kıl kadar umurumda değil!

Çünkü 16 Nisan’ın Recep Tayyip Erdoğan ile alakası yok!

Onun referandum ile alakası bana göre, benim gibi oy verecek seçmenlerden bir seçmen, vatandaşlardan bir vatandaş olmanın ötesinde bir şey değildir.

16 Nisan’da ben de sandığa gideceğim, o da sandığa gidecek!

Ben bir oy vereceğim, o da bir oy verecek!

Benim verdiğim oy da 1 yazılacak, onun vereceği oy da 1 yazılacak!

Bitti! O kadar!

Referandumun benimle ne kadar alâkası varsa, Recep Tayyip Erdoğan ile de o kadar alâkası var!

Referandum sonucunda bana bir pâye verilmeyeceği gibi, Recep Tayyip Erdoğan’a da bir pâye verilmeyecek! Sonuç; beni onun yerine Cumhurbaşkanı yapmayacağı gibi, onu da Cumhurbaşkanlığı makamından aşağı indirmeyecek! İkimiz de şu an neysek, o kalacağız!

16 Nisan günü sandık başındaki Ahmet Tezcan neyse Recep Tayyip Erdoğan da odur! Daha fazlası değil!

Hani son Ateşler Salıcı mahlûk; meşhur bedduasında “Bir şey olmalarına imkan verme!” diyordu ya? İşte o bedduanın isâbet edebileceği tek gerçeklik, 16 Nisan Referandum Sandığı’dır. Çünkü o referandum benim de, Tayyip Erdoğan’ın da “bir şey olmasına” imkan vermeyecektir!

Bu yüzden; sadece Türkiye’deki mevcut siyasi sistemi değiştirecek olan 16 Nisan Referandumu’nda tercihini Recep Tayyip Erdoğan’a göre yapacak olan Evetçiler de Hayırcılar da temelden büyük bir yanlış içindedir.

Başlangıç İlkeleri yanlıştır çünkü...

Bütün hesabını “2 yıl sonra Erdoğan aday olacak Başkan seçilecek” diye yaptın, referandumda Evet dedin, mesela.

Adam aday olmazsa, ne yapacaksın?

Bu iki yıl içinde Allah korusun; hastalandı, elden ayaktan düştü, aklını oynattı yahut öldü, ne yapacaksın?

“Tayyip gitti, dava bitti, hadi dönelim 2 yıl öncesine” mi diyeceksin?

Aynı sorular bütün hesabını “Tayyip’i Başkan Seçtirmeyeceğiz!” sloganıyla yapıp Hayır diyecek için de geçerli?

Ya sen?

Hayır dedin ama Evet çıktı; ama Tayyip yok, ya aday olmadı, ya hastalandı ya da öldü, sen ne yapacaksın?

Hayır dedin Hayır çıktı; ama Tayyip kaldı, hâlâ Cumhurbaşkanı ve “mâdem öyle işte böyle, ben de mevcut Anayasa’nın bana verdiği bütün yetkileri dibine kadar kullanırım, kimse de benden hesap soramaz, çünkü Anayasa yaptıklarımdan sorumlu tutulamayacağımı çok açık yazmış” dese, ne yapacaksın?

Şu ana kadar açıktan yaptığın gibi, “Ordu Göreve” deyip darbe davetiyesi mi bastıracaksın? Yahut dolaylı olarak yaptığın gibi Batı’dan birileri gelsin de bunu aşağı indirsin yahut finans krizi yaratsın da iflasa sürüklesin mi diyeceksin?

Bunlar dışında rahatını bozup hiç bir şey yapamayacağın zaten 15 Temmuz’da çıktı ortaya..

Ne yapacaksın hakikaten?

Diyelim ki artık neredeyse imkansız olanlar birleşti ve Tayyip de gitti!

Onun yerine kim olabilir, kim olursa uyar, kim olursa uymaz hiç düşündün mü?

Tayyip gitti ve 2 yıl sonra Kılıçtaroğlu bir şekilde Başkan oldu, diyelim!

Hani bütün kavga gürültü varsayımlar fasaryası üzerinden yürüyor ya, alın size bir fasarya da benden!

Kılıçtaroğlu Başkan!

Hem de senin izafe ettiğin yahut şimdiki Anayasa’nın tanıdığı yetkilerle Başkan!
Bu varsayımın gerçekleşme ihtimalinin lafzından bile ürküp “Allah korusun” diyecek kıyamet kadar Hayırcı tanıyorum ben!

Ne yapacaksın huuuu?

Onun için dolanıp duruyorum; yahu şunun adını doğru koyun, sorusunu doğru sorun;
“Kimi oylayacağız?” değil, “Neyi oylayacağız?”...

İki yıl sonra yapılacak Başkanlık seçimi için de “Kim olmalı?” değil, “Nasıl olmalı?”...
Gelin bunu tartışalım?

Neyi oylayacağını bilirsen, iki yıl sonra seçilecek Başkan nasıl olmalı, onu da bilirsin?

Fakat “Neyi oylayacağız?” tartışmasının treni, hadsiz Tayyip sevgisi ve nefreti yüzünden kaçtı gitti.

Bari 2 yıl sonrasına kalkacak trenin biletini kaçırmayalım!

Başkan’ın nasıl olması gerektiğini bilirsen, seçilecek adayın kim olduğunun öneminin kalmadığını da göreceksin!

Bunu konuşalım... Bütün derdim bu!

İşte bunun için 16 Nisan Referandumu’nda Tayyip Erdoğan beni zerre kadar ilgilendirmiyor!

Kemal Kılıçtaroğlu da ilgilendirmiyor, Devlet Bahçeli de...

Ben neyi oylayacağıma bakıyorum ve yıllardan beri “Kökten değiştirin şu lanet sistemi?” diye bağıran bir adam olarak, ilk defa mevcut sistemin kalbine ve köküne el atan bu değişiklik paketine, gönlümdekinin tam karşılığını bulamasam da Evet diyeceğimi beyan ediyorum.

Ne paparalar yiyorum bir bilseniz?

“Sen benim kahramanımdın, sisteme karşı duran adamdın, şimdi beni hayal kırıklığına uğrattın!” diyeni mi ararsın?

Ak Parti hükümetlerinin ve Tayyip Erdoğan’ın yanlışlarını yahut yanlış gördüklerini sıralayıp “sistemin ne kabahati var” diyeni mi ararsın?

“Evet dedin Tayyip’ten sonra bir Ateist ya da Müslüman olmayan biri seçilirse ne olacak?” diyeni mi ararsın?

Teee 1968’lerden beri sisteme başkaldırı üzerine koskoca bir hayat ve edebiyat bina etmiş olanların, şimdi mevcut sistemin yılmaz savunucusu olarak haykırışını mı ararsın?

Karşı çıkışların hepsine bakıyorsun, ismen zikredilmese bile zımnen mesele Tayyip Erdoğan etrafında dönüp duruyor!

Kendisi söylemeseydi bir hatırlatan mutlaka çıkardı gerçi ama o adamcağız kendi ağzıyla söyledi yahu; “Kişiler üstüne sistem bina edilmez, herkes ölümlüdür, hepimiz bir gün öleceğiz” diye!

Daha ne desin?

İki dakika sonrasını bilemezken iki yıl sonrasının rantına yatırım yapan Evetçi dangalağa yahut 1950’den bu yana kısım kısım elden kaçırdığı rantın ebediyyen gideceğini görüp feryat eden Hayırcı andavala, başlangıç ilkelerinin yanlış olduğunu kanıtlamak için ölsün mü yani, ne yapsın?

“Yeter ki ölsün, evet!” diyecekler var biliyorum.

Bu sorum; nefsinin şehvetiyle ruhunu, yani insanlığını kaybetmiş Yürüyen Ölüler’e değil zaten!

Zaten onlar hiç bir konunun, konumun, yazının, sözün, olayın ve olgunun muhatabı değil!

Olamaz da...

Üzgünüm Leylâ!