"Ne yazık ki kabalık, zarafetten yoksunluk, görgüsüzlük Türkiye’nin ortak dili haline getiriliyor" - Röportaj
23℃
İstanbul
20 Ağustos 2017
İzzet Çapa sordu, Fatih Altaylı yanıtladı... / ÖZEL RÖPORTAJ

"Ne yazık ki kabalık, zarafetten yoksunluk, görgüsüzlük Türkiye’nin ortak dili haline getiriliyor"

Fatih Altaylı ile yaptığımız mutad görüşmelerimizden sonuncusunu, geçen hafta bizim evde gerçekleştirdik. Yine her zamanki gibi medyadan siyasete magazinden futbola uzanan uzun bir sohbet yaptık! İşte bir öğleden sonrası muhabbetimden aklımda kalan notlar... Sürçü lisan ettikse beni değil Fatih Altaylı'yı bağlar :)

Röportaj
"Ne yazık ki kabalık, zarafetten yoksunluk, görgüsüzlük Türkiye’nin ortak dili haline getiriliyor"

Gidişiniz sessizdi ama dönüşünüz oldukça gürültülü oldu. Eskisine göre çok daha sert yazılar kaleme alıyorsunuz. Ne oldu da üslubunuz değişti?

Sana öyle gelmiş olmalı. Gürültülü değil sessiz sedasız döndüm ve öyle yazıyorum. Üslubumda da bir sertleşme yok. Tam aksine 10-15 yıl önceki halime göre çok daha yumuşak bir tavrım var. Ancak artık hiç kimse hiçbir şey yazmadığı için az biraz etkili yazınca sanki çok fazla bir şey yazmışsınız gibi duruyor. Anlayacağın bende bir değişiklik yok. Ortam değişmiş.

SPOR MEDYASI GERÇEKLERİ YAZMAKTAN KORKTUĞU İÇİN BENİM YAZIP, SÖYLEDİKLERİM SERT GİBİ ALGILANIYOR

Dursun Özbek ve Fatih Terim ile ilgili en sert ifadelerden sizden geldi. Yoksa Başkanlık koltuğunda gözünüz mü var? Galatasaray için değişmez başkan adayınız hala Faruk Süren mi?

Doğruları bütün çıplaklığı ile söylemek sert ifade ise evet benden geldi. Spor medyası da korkuyla gerçekleri yazmaktan çekindiği için, korkmayanlar da olan biteni bilmediği için benim yazdığım veya söylediklerim sert gibi algılanıyor. Ben gerçekleri yazıyorum. Zaman da haklılığımı gösteriyor. Faruk Süren benim çok eski dostum. Çok sevdiğim birisi. Ne onun, ne de benim Galatasaray’da yönetimle ilgili bir beklentimiz veya arzumuz var. Sadece Galatasaray’ı çok seviyoruz ve yıllarca işin içinde olduğumuz için doğru değerlendirmeler yapabiliyoruz. Benim bugün Galatasaray’ın Başkanlık makamında Faruk Süren’i görmek istemem için Faruk Süren’in dostu değil düşmanı olmam lazım. Ama Süren’in başkanlığı döneminde o koltuğa çok yakıştığını ve değer kattığını biliyorum.

dekfewf

Fotoğraf: Arşiv

SEKS YAPMAKTAN DEĞİL KULÜP YÖNETMEKTEN SÖZ EDİYORUZ

Faruk Bey’in tam bir İstanbul Beyefendisi ve büyük bir Galatasaray aşığı olduğunu biliyoruz ama bu yaştan sonra aynı performansı gösterebilir mi?

Bence bugün başkan olsa daha da iyi bir performans gösterebilir. 70’ini devirdi ama sonuç olarak seks yapmaktan değil kulübü yönetmekten söz ediyoruz. Artık iş hayatında eskisi gibi aktif değil ve olgunluğun zirvesinde. Şahane bir ekip kurar. Ama asla böyle bir görevi kabul etmemeli. Zaten Galatasaray camiası da Faruk Süren’i istemez. Çünkü çıtayı öyle bir yere koydu ki, ortalama herkes ondan nefret etti. Kendi adıma şunu da söylemeden geçmeyeyim. İnsan cinsiyetini, ırkını, dilini, dinini seçemiyor. Ama takımını seçiyor. Ben çocuk yaşımda Galatasaray’ı seçtim. Çünkü benim inandığım değerleri, benim kendimi mutlu hissettiğim sosyal ortamı temsil ediyordu. Bugün artık o noktadan hızla uzaklaşan bir Galatasaray görüyorum ve çok sıkı olan bağımın da gevşediğini hissediyorum.

GAZETİCİLİK SON 20 YILDA BİR SINIF ATLAMA ARACI OLARAK GÖRÜLMEYE BAŞLANDI. DURUM MESLEK ADINA UTANÇ VERİCİ

Hürriyet'te yıllardır konuşulan ama bir türlü uygulamaya geçilemeyen operasyonunun düğmesine basıldı. Önce Sibel Arna, sonra Muhsin Akgün, en son da Gökhan Kimsesizcan gönderildi. Sizce bu “Temiz Eller” operasyonu devam eder mi?

Hürriyet’in iç meseleleri beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Ben sadece gazetecilerle ilgili böyle iddialar olmasından rahatsızlık duyuyor ve üzülüyorum. Mesleğin bu kadar kirlenmemesi lazım. Ne yazık ki, gazetecilik son 20 yılda bir sınıf atlama aracı olarak görülmeye başlandı. Bazı gazeteciler haberini yaptıkları kişilerle aynı hayat tarzında, aynı zenginlikte yaşamak istiyorlar anladığım kadarıyla. Gazeteler zarar ederken, gazetecilerin bu isteklerini karşılayacak kadar gelir elde etmeleri imkansız. Bunu başka yollarla yapmaya kalkışmak ise ahlaksızlık. Hürriyet mürriyet bilmem. Ama durum meslek adına utanç verici.

GAZETECİLERİN SOSYAL MEDYA HESAPLARINI GELİRLERİNİ ARTTIRMAK İÇİN KULLANMASINI KABUL EDEMİYORUM

Habertürk’te yanınızda çalışırken, köşe yazarlarının sosyal medya hesaplarını kullanırken çok dikkatli olmasını salık veren bir mail’inizi okumuştum. Peki bugün ünlü gazetecilerin sosyal medya hesaplarını ticarethaneye dönüştürmesini nasıl buluyorsunuz?

Konuyla ilgili bir yazı yazdım zaten. Bu dünyada da tartışılıyor ve özellikle Anglosakson basını buna bir çözüm bulmuş. Gazetecinin sosyal medya etkinliği, gazetedeki varlığının bir devamı olarak kabul ediliyor ve bu etkinlik gazeteye de gelir sağlayacak şekilde değerlendiriliyor. Tabii gazeteci bunu kabul ederse. Ben kendi adıma böyle bir şeyin içinde değilim. Yapmam. Sosyal medya hesaplarını sadece kendi maddi gelirlerini attırmak için kullanılmasını kabul edemiyorum. Ayrıca gazetecinin sosyal medya kullanımı, gazetenin kurumsal kimliği ile çelişecek noktaya gelemez. Bir köşe yazarı gazetesine maaş karşılığı kullandırdığı fikirlerini, gazeteden önce sosyal medya üzerinden yayarsa gazetesine haksızlık etmiş olur. Kabul edilemez. Gazetenin editoryal tavrından 180 derece farklı görüşlerini de sosyal medya üzerinden yayınlayamaz. O zaman gazeteyle yollarını ayırması gerekir.

PATRONLARIN MARKALARININ KİRLETİLMESİNE GÖZ YUMMALARI TAM ANLAMIYLA AYMAZLIK

Hep Hürriyet, Hürriyet… Peki Sabah’ta, Demirören Grubu’nda ve sizde de bir “Temiz Eller Operasyonu” bekliyor musunuz?

Sana ne Hürriyet’ten. Benim anlayışıma göre kokuşma var ise bu bir bütündür. Bir yeri sarmışsa, aynı oranda olmasa bile her yere bulaşır. Ben bunu bir operasyon olarak ele almak istemem. Gazete ve gazeteci temiz olmalıdır. Elbette insani defolar olabilir ama mesleğin sunduğu avantajları yan gelir kapısı haline getirmek ve bazı durumlarda yan gelirin asıl gelirin de önüne geçmesini sağlayacak kadar bu işi ticarete dökmek hiçbir yerde kabul edilemez. Patronların milyonlarca dolarlık markalarına saygı bekleme hakkı var. Markalarının kirletilmesine göz yummaları ise tam anlamıyla aymazlık.

HERAKLİTOS’U SEVERİM: AYNI SUDA İKİ KERE YIKANILMAZ!

Yıllarca Hürriyet’te çalıştınız. Her yerinden su alsa da hala Türk basınının amiral gemisidir. Hürriyet’i okurken rahmetli Harun Kolçak’ın “Geri dönmek inan işten değil" şarkısını dinliyor musunuz?

Türk pop müziği, çok dinlediğim bir müzik türü değil ne yazık ki! Söylediğin şarkıyı ise hiç bilmiyorum. Ama Heraklitos’u severim. Aynı suda iki kere yıkanılmaz! Onun da şarkısı var mı bilmem...

fwehbfewfwe

Fotoğraf: Arşiv

GAZETE ÇIKARACAK OLSAM SINIF ATLAMA DERDİ OLMAYAN, BİLGİLİ, NAMUSUNA SAHİP 11 KİŞİ BULMAYA ÇALIŞIRDIM

Sizce yazılı basın son demlerini mi yaşıyor? Yeni bir gazete kuracak olsanız, sahaya nasıl bir yazarlar on biri sürerdiniz?

Hayır. Konunun yazılı veya yazısız olmakla ilgisi yok. Bugün Türkiye’de senin de değindiğin nedenlerle ve gazetecilerin rahatça yazamıyor olmalarının etkisiyle medyaya güven azaldı. Bizim sorunumuz bu. Teknolojiden dolayı böyle bir son beklentisi içindeysen bu geçerli değil. Bak ABD bizden teknolojik olarak epey ilerde ama orada yazılı basın tiraj kaybetmiyor, tam aksine arttırıyor. Bizdeki sorun güvensizlik ve gazete fiyatlarının çok düşük olması nedeniyle gazetelerin sıkıntıda olması. Çünkü her yerde gazetelerin reklam gelirleri geriliyor. İsim vermem, veremem de. Ahlaklı, sınıf atlama derdi olmayan, bilgili, ayrıca namusuna sahip 11 kişi bulmaya çalışırım diyeyim. Ama şunu da ekleyeyim; bir daha bir gazete çıkarmak gibi bir arzum asla yok.

BARZANİ’NİN REFERANDUMUNDAN BİR HALT ÇIKMAZ

Sizinle konuşurken sözün dönüp, dolaşıp Ortadoğu'ya gelmemesi mümkün değil. Barzani’nin referandumu bizim açımızdan ne gibi sonuçlar doğurur? Ufukta bağımsız bir Kürt devleti projesi olduğunu düşünüyor musunuz?

Barzani’nin referandumundan bir halt çıkmaz. Türkiye’nin bir yana bırak, herkes buna karşı. Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek için çabalayan ABD bile “şimdilik” kaydıyla karşı. Şimdilik bence önemli. Çünkü değişken bir coğrafyada ilerde oyun çok farklı kurulabilir. Ama ben yine de kendi adıma bugünkü dünya konjonktüründe bir Kürt devletinin alt yapısının kurulmakta olduğunu ve kaçınılmaz hale gelmeye başladığını görüyorum.

ERKEĞİN AYAĞINA TERLİK GETİRME MESELESİNİN KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ MEŞRULAŞTIRDIĞINI DÜŞÜNÜYORUM

Magazin, hayatımıza yeni bir ilişki konsepti soktu. Evde durumlar ne, eşiniz Hande de terliğinizi ayaklarınıza getirip, çayınızı elinize veriyor mu?

Bir kadından böyle bir şey beklemek en hafif tabiriyle eşekliktir. İlle de böyle bir ilişki kurulacaksa terliği ve çayı getirenin erkek olması gerekir. Ben ailemden böyle gördüm, öyle de yaparım. Bu davranış tarzı, yani sevdiği kadına hizmet etmek bir erkeği daha fazla mutlu eder diye düşünüyorum. Ben bahsettiğin söylemlerin bir anlamda kadına yönelik şiddeti de meşrulaştırdığını düşünüyorum. Ne yazık ki, kabalık, zarafetten yoksunluk, görgüsüzlük Türkiye’nin ortak dili haline getiriliyor. Bunda medyanın da payı büyük.

70’ini deviren ve Alzheimer teşhisi konulduğu iddia edilen Lucescu’nun Milli Takım'ın başına gelmesine ne diyorsunuz?

Vallahi Luce’nin Alzheimer olduğu iddiası Federasyon Başkanı Demirören’in medyasındaki bir yazar tarafından ortaya atıldı. Demirören ya yazarına güvenmiyor, ya da Alzheimerlı birini Milli Takım'ın başına getirmekte sakınca görmüyor olmalı. Lucescu’yu iyi tanırım, 2. Başkanlığım döneminde Galatasaray’da beraber çalışmıştık, çok iyi bir teknik adamdır. Canaydın onu takımdan yollamasaydı bugün Galatasaray çok farklı bir yerde olurdu.

KÖŞK’TEKİ RESEPSİYONDA CUMHURBAŞKANI’NA EN YAKIN OLMAK İSTEYEN MEDYA PATRONU AYDIN DOĞAN’DI

Yıllar sonra Cumhurbaşkanı'nın bir resepsiyonuna katıldınız. Diğer gazetecilerle ilgili izlenimlerinizi anlatır mısınız? Huber’de hava nasıldı? Sizin için bundan sonra sıra uçakta mı? Davet bekliyor musunuz?

Benim ait olduğum kültürde davet beklenmez, davet talep edilmez. İzlenimlerimi zaten yazdım. Galiba da bir tek ben yazdım. Kim bilir belki de yazmamak gerekiyordu ama ben hala eski kafalı bir gazeteci olduğum için yazdım. Gayet iyiydi. Yemekler lezzetliydi. Gazeteciler biraz şaşkın, biraz mesafeliydi. Organizasyon son anda yağan yağmura rağmen on numaraydı. En şen ve Cumhurbaşkanı’na en yakın olmak isteyen medya patronu Aydın Doğan’dı. Hakan Çelik biraz fazla ortalıktaydı sanki. Gizlice sigara içen epey bir gazeteci vardı. Cumhurbaşkanı’na en yakın isimler bile sigarayı bırakmamışlar onu gördüm. Cumhurbaşkanı’nın gazetecilerden sakal veya bıyık bırakmalarını istediğini öğrendim. Uçağa da davet edilir miyim, edilmez miyim fikrim yok. Edilirsem giderim, edilmezsem gidenlerin yazılarını okurum. Ahmet Necdet Sezer’in veya Abdullah Gül’ün de uçaklarına hiç binmedim.

qwjhdqwff

Fotoğraf: Arşiv

FİKİRLERİMİ BİRİNE BEĞENDİRMEK İÇİN DEĞİL YANLIŞ OLDUĞUNU ANLADIĞIM ZAMAN DEĞİŞTİRİRİM

Hem yandaş, hem muhalif yazarlarla sürekli kavga halindesiniz köşenizde... Yok mu sizin bir tarafınız?

Kimseyle bir kavga halinde değilim. Ben düşündüklerimi yazıyorum. Beğenmiyorlar diye de fikirlerimi değiştirecek değilim. Fikirlerimi; birine beğendirmek için değil, yanlış olduğunu anladığım zaman değiştiririm. Ama bakıyorum da, ben olduğum yerde dururken, çevremdekiler sürekli dönüyor. Zaten FETÖ meselesinde bu çok net görülebilir.

AMBER HEARD, ELON MUSK’I DA BİTİRİR

Otomotiv dünyası Tesla model 3 ile birlikte tamamen değişiyor! Elon Musk, bu modelin 1.6 milyon kilometreye kadar bakım gerekmeyeceğini söylüyor. Sizce bu teknolojik gelişimin gittiği yönde bizi neler bekliyor?

Bak şimdi! Nerden nereye atladın.

Bizim muhabbet hızlandırılmış dil kursu misali… Laf sokmak yerine, cevap verseniz diyorum.

Ben kendi penceremden Elon Musk’ın geleceğini çok parlak görmüyorum. Çünkü Amber Heard’le beraber olmaya başladı. Amber Hanım daha önce Johnny Depp’le beraberdi ve adamı bitirdi. Musk’a da aynısını yapacaktır diye beklenti içindeyim. Ama otomobil dünyasının değişeceği kesin. Gelecek önce elektrikli sonra da elektrikli otonom araçların. Elektrikli araçların çok uzun süre bakım gerektirmeyeceği de zaten aşikar. Çünkü hareketle ve birbirine sürtünen parça sayısı çok azalıyor. Malzeme kalitesine bağlı olarak da dayanıklılık çok artacak. Patlama, vuruntu, sürtünme, yüksek ısı ve kontrolü yok. Asıl sorun bataryalar. Musk onların ömründen bahsetse daha iyi ederdi.

SELİM, RAHMETLİ ORHAN OLCAY İLE EKİP OLARAK STAR’A GİTMİŞTİ. GERİ DÖNMELERİNDE BENİM DE KATKIM OLMUŞTU

Beni herhalde o karşınızda ezilip, büzülen röportajcılarla karıştırdınız. Ben her telden bahsetmek istiyorum. Şimdi sıra tekrar basında:) Hürriyet Magazin’i yöneten iki isim Selim Akçin ve Cengiz Semercioğlu’nu iyi tanıyan bir isim olarak haklarındaki dedikodulara ne diyeceksiniz?

Sen o noktaya takıntılı olduğun için söz hep oraya geliyor.

Kişilere takıntım olamaz. “Seviyor musun?” diye sorarsanız, pek hazzettiğim de söylenemez. Beni değil de, hanut ve hanutçuları eleştirseniz?

Bir kere Cengiz ve Selim’i iyi tanıdığım doğru değil. Benim kendileriyle ilgili son izlenimim 12 yıl önceye dayanıyor. Selim’i severim. Bir ara tüm ekip olarak yanlış hatırlamıyorsam Uzan’ın Star’ına gitmişlerdi. Rahmetli Orhan Olcay’la birlikte. Geri gelmek istedikleri zaman Hürriyet’e dönmelerinde benim de katkım olmuştu.

O YILLARDA CENGİZ SEMERCİOĞLU’NUN YAZI YAZMASI HALİNDE HÜRRİYET’TE YAZMAYACAĞIMI SÖYLEMİŞTİM

“İyi tanımıyorum” diyorsunuz ama sizin Hürriyet’te çalıştığınız yıllarda Cengiz Semercioğlu’nun yazı yazmasını yasaklattığınız konuşulur. Ne ilginçtir ki, siz gazeteden ayrıldığınız hafta, o yazılarına tekrar başlamış. Tabii bunların hepsi dedikodu…

Aynen doğru. Hürriyet’te çalıştığım dönemde Cengiz Semercioğlu’nun yazı yazması halinde Hürriyet’te yazmayacağımı söylemiştim. Birkaç kez Fikret Ercan aracı oldu ama benim fikrim değişmedi. Cengiz Semercioğlu’nun bir yandan MedyaTava, bir yandan Hürriyet’te olmasını doğru bulmuyordum. Dediğin gibi ben Hürriyet’ten ayrıldıktan kısa bir süre sonra da o yazmaya başladı.

HÜRRİYET’İN OMBUDSMAN’I FARUK BİLDİRİCİ’NİN İDDİALARI DOĞRU İSE, Kİ BEN BUNU BİLEMEM, DURUM VAHİMDİR

Bu konuyla ilgili daha fazla yorum yapmayacağım, sinirlenebilirsiniz. Peki sizce Hürriyet’in Ombudsman’ı ve köşe yazarları arasındaki kavgayı kim kazanır?

Ben merkez hakem komitesi başkanı ya da iddia tahmincisi değilim. Bunu Ombudsman ile yazarlar arasında kişisel bir kavga olarak da görmüyorum. Faruk ilkesel bazı şeyler söylüyor. İddiaları doğru ise, ki ben bunu bilemem, durum vahimdir. Umarım gazetecilik kazanır, çünkü bu iddialar doğru ise kabul edilebilir gibi değil. Ama şunu da söylemem lazım; Faruk Bildirici’nin bazı görüşlerine katılmıyorum. Gazeteler yeni gelir kaynakları bulmak, yaratmak zorunda. Yoksa batacaklar. Faruk bu anlamda bazen hatalı şeyler savunuyor gibime geliyor.

FARUK BİLDİRİCİ İLE KÖŞE YAZARLARI ARASINDAKİ KAVGADA SAVAŞI HAKLI OLAN DEĞİL GÜÇLÜ OLAN KAZANACAKTIR

Faruk Bildirici bazı köşe yazarlarının gazeteyi küçük düşürdüğünü yazılarında iddia etti... Kulislerde ise Ombudsman'ın bunları isim isim dile getirerek markayı küçük düşürdüğünü söylediği konuşuluyor! Bu savaşın kaybedeni kim olur?

İzzetciğim Hürriyet’le ilgili konuşmak istemiyorum. Hürriyet’te olan bitenle emin ol çok ilgilenmiyorum. Şunu söyleyebilirim. Savaşları haklı olan değil güçlü olan kazanır. O kimse artık. Faruk Bildirici’nin yazdıkları sonuna kadar doğru bile olsa, bence bunların gazete içinde halledilmesi Hürriyet için daha iyi olurdu.

HAYATI BOYUNCA OKUDUĞU TEK ŞEY POS MAKİNASININ EKRANI OLAN TİPLERİN OLDUĞU YERDE BEN OLMAK İSTEMEM

Tek haneli maaşı olan birçok yazarın tatillerini Çeşme, Bodrum ve hatta Mikonos’un en pahalı ‘beach’lerinde geçirdiğine tanık oluyoruz. Sizi oralarda göremiyoruz. Paranız mı yetmiyor? Onlarla aynı havayı mı solumak istemiyorsunuz. Yoksa…

Tek haneli maaş yoktur herhalde. 10 liranın altında bir paraya kim çalışır. Zannederim 10 bin TL’nin altında maaşlı demek istiyorsun.

Ee herhalde. Açık bulunca hemen avını yakalamış bir aslana dönüşüyorsunuz. Tamam 10 bin liranın altı demek istemiştim. Özür dilerim.

Sen de gayet iyi biliyorsun ki, benim pek gazeteci dostum yoktur. Özel hayatıma meslektaşlarımı çok sokmam. Hatta kimseyi pek sokmam. Dostlarımın büyük bölümü 30-40 yıllıktır. En yeni sensin ki sen bile 10 yıl oldun. Pahalı beach’ler benim mutlu olduğum yerler değil. Pahalı oldukları için değil, görgüsüzlüğe sahne oldukları için. 17 yaşında çocukların 50 bin TL hesap ödediği, şampanyaları birbirinin üzerine sıktığı yerlerde olmaktan hoşlanmıyorum. 50 bin lira hesap da ödenir, ödenmez demiyorum ama bu hesabı ödeyenin tek sermayesi kredi kartı ise ben orada olmak istemem. Hayatı boyunca okuduğu tek şey, POS makinasının ekranı olan tiplerin olduğu yerde ben olmak istemem. Para harcamanın bile bir adabı, bir klası vardır. Para kazanmak için bir kültür gerekmez ama para harcamak için bir kültür gerekir. O kültürün olmadığı yerde benim işim olmaz. Çok mecbur olmadıysam oralardan geçmem bile. Bu hayatlara özenen gazeteciler varsa onlarla da aynı yerde bulunmak istemem. Şampanyayı da çok severim onu da söyleyeyim. Ama içmek için, onun bunun üzerine dökmek için değil.

HANUT KONUSUNDA ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ DİYECEĞİM AMA BURADAN ALEVLER YÜKSELİYOR BAZEN

Bunca yıldır bu işin içindesiniz Fatih Bey, etrafta konuşulan para indirme ve hanut işlerinin aslı astarı var mıdır gerçekten? Siz hiç böyle bir teklifle karşılaştınız mı?

Vardır herhalde. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyeceğim ama burada alevler yükseliyor bazen. Bu yeni de değil. Gazetecilikte mesleğin ilk günlerinden beri böyle tipler varolmuştur. Ama şunu da bil ki, bunlar bu meslekte azınlığın da azınlığı olmuştur her zaman. Ayrıca mesele sadece para değil ki, siyasi güç elde etmek için yapılan gazetecilik de ayıptır, iktidar imkanlarından faydalanmak için yapılan gazetecilik de rezilliktir. Bu dönemde değil, her dönemde. Sorunun son bölümünü ise hakaret olarak algıladığımı söylemeliyim.

Vücudunuzdaki kırık kemik sayısında bir değişiklik var mı? Yoksa hala 37 mi?

Güldürme beni. Geçenlerde yine ayağımı kırdım. Artık saymıyorum. Cam çocuklar gibi oldum.

- Röportaj: İzzet Çapa / SuperHaber