Nasıl bir dünya? Bu dünyada nasıl bir Türkiye!!!

Sevda Noyan

Öncelikle Mekke'de Allah'ın, Medine'de Allahresulü Hz. Muhammed’in (ASVS) misafirliğinden yeni dönmüş bir mümine olarak en büyük cihâdın duruşunu sağlam tutmak olduğunu bir kez daha net bir şekilde anlamış olmanın feraseti ile ilk yazıma başlıyorum...

Sizlerle bu mecrada fikirlerimi paylaşmaya çalışacağım, inşallah hayırlara vesile olur...

Yazılacak konu sıkıntısı çekilmeyen nadir ülkelerden biri olduğumuzu sanıyorum… Her sabah yeni bir güne uyanırken aynı zamanda ülke olarak da kendimizi yeni olayların içinde buluyoruz...

Elli dört yaşımı bitirmenin kıyısında bu ülkenin evladı olarak geçmişe dönüp baktığımda yarım yüzyılda yaşadıklarımız gerçekten şaşkınlık verici.

Aslında kendi hayatım da hayret verici bir değişim ve gelişim hikayesi…

Lise yıllarım yaşıma-başıma bakmadan ülkeye "Sosyal Adaleti Getirmek" mücadelesi içinde geçerken, tepemize inen 12 Eylül Darbesi ile süt dökmüş kediye döndük hepimiz...

Daha sonraki dönemlerde hızımı alamayarak bu kez kadınlara yapılan haksızlıklara odaklandım ve hızlı bir feminist olarak hayat sahnesinde yerimi aldım… Buradaki yapının sanal bir hak arama operasyonu olduğunu gördükten sonra elhamdüllilah İslam'la tanıştım.

Gerçek hak ve adaletin nasıl olması gerektiğini ve bu hakların kimlere ve kimler tarafından verilmesi gerektiğini en doğru kaynaktan öğrenince artık gitmeye değer bir ideoloji ve dava kalmamıştı! Sonuç olarak Allah’ın istediği gibi bir kul olma derdiyle, düştüm değiştirdiğim hayat yoluna...

Gelelim yazımın başlığına...

Nasıl bir dünya?

Adaletsizliğin artık "zulm" aşamasının son noktasına geldiği, insanın değerinin yok sayıldığı, merhametin esamesinin okunmadığı, sapıklığın normalleştiği, kan dökücülükte İblis’e bile şapka çıkarır hale gelindiği, daha önce helak edilmiş toplulukların, helak edilme nedenlerinin kat ve kat katlandığı bir cehennem provası dünya!!!

Kiminle? Nerede? Ne şekilde mücadele edeceğiz? Nereden başlıyacağız zulme hayır demeye?

İç içe geçmiş her şeyin birbirine karıştığı, "Hak" ile "Batıl"ı ayırt etmenin ölçüsünün yok edildiği bir düzen...

O zaman Orhan Baba gibi "Batsın Bu Dünya" mı diyelim?

Eh, zaten batmış vaziyette de biz farkında değiliz!

İşte tam bu noktada besbelli planlanmadan, provası yapılmadan sadece fıtri bir ses yükseldi dünyaya: "ONE MINUTE!" dedi Recep Tayyip Erdoğan...

"Siz çocukları öldürmeyi iyi bilirsiniz!" dedi… Korkmadı! Sonucu sadece Allah tarafından belirlenmiş bir kadere iman eden bir mümin olarak "Yeter artık bu zulme!" dedi ve işte o andan itibaren zalimler bazen tek tek bazen hep birlikte, bazen içerden, bazen dışarıdan, akın akın geliyorlar...

Siz ey ülkemin devekuşu taklidi yapan insanları!

Ey hain zombi sürüsü!

Ey vefasız, kibirli, siyasetçiler!

Ey kendini ve haddini bilmeyen bilmem kaçıncı Cumhurbaşkanı!

Ey ikiyüzlü faşist Avrupa!

Ey dünyanın baş belâsı ABD!

Ey katiller ordusu PKK, PYD ve şürekası!

Ey görüntüsü Müslüman içi şeytan Arap ülkeleri!

Ey melun İsrail!

Bu dünyada daha kim varsa zulmden yana ve batıl için kötülüğü göze alan, yalnızca kendi çıkarlarını ilah edinmiş müşriklerden... Toplanın bir araya hep beraber ve bildiğiniz tüm silahlarla... Allahu Alem ki, başarılı olamayacaksınız!

Mekke'de Medine'de Kudüs'te dünyanın tüm mazlum insanları "TAYYİP ERDOĞAN" diye gözyaşları içinde dua ederken, inandığı Rabbine kendi canını alıp ona vermesi için yalvarırken, RECEP TAYYİP ERDOĞAN'ı Müminlerin Emiri ve Kurtarıcısı görüyorken, ne yapsanız boş, hangi silahlarla, hangi tuzaklarla gelseniz boş! RABBİM istemediği sürece RECEP TAYYİP ERDOĞAN'dan kurtulamayacaksınız! Bu böyle biline!

NOT: Bu arada Cumhurreisimizin etrafında konuşlanmış, köşeleri tutmuş, kendi çıkarlarını her şeyin önünde tutan "curuf"lar da temizlenecekleri güne hazır olsunlar... Bu memleketten kimler geldi kimler geçti… Hepimiz o "Hesap Günü"ne yürüyoruz… Kimsenin kimseye faydasının olmayacağı o güne... O gün bu "curuf"lar çoook ağır hesap verecekler! Bu da böyle biline...