Kur'an'ın yorumlanmasının hazin sonuçları -4- - Erdem Uygan
Erdem Uygan
Erdem Uygan

Kur'an'ın yorumlanmasının hazin sonuçları -4-

Yazarlar

Kur’an’ın Yoruma Açık Olmaması ve Kur’an’ı Anlama Metodu:

(Önceki yazıdan devam....)

Kur’an üzerinde dikkatsiz, özensiz ve keyfî çalışmalar yapıldığı ve adeta Kur’an’ı yorumlamanın ilahiyat çalışmalarının olmazssa olmazı olarak görüldüğü bir gerçektir. Bir diğer gerçek de hem incelediğimiz meal çalışmasının hem de sayıları birkaç yüzlere ulaşmış olan diğer meal ve tefsirlerin, daha pek çok keyfî yorum ve asılsız açıklamalarla dolu olduklarıdır. Oysa Yüce Allah gönderdiği Kitabın bir insan tarafından açıklanmasına ve yorumlanmasına izin vermemektedir:

Size ne oluyor? Nasıl karar veriyorsunuz? İçerdiği şeyleri sürekli okuduğunuz size ait bir kitap mı var ki içerisinde neyi seçip beğenirseniz sizin olacak? (Kalem 68/36-38)

Demek ki hüküm vermek için sadece Kitabın varlığı yeterli değildir, Kitaptan keyfî çıkarımlar da yapılamaz. Onun üzerinde nasıl çalışılması gerektiğinin bilinmesi gerekir. Bu da o kitabı gönderen Allah tarafından belirlenmiştir:

Gerçekleri içeren bu kitabı sana biz indirdik ki insanlar arasında Allah'ın gösterdiği şekilde hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma. (Nisa 4/105)

Ayette Kur’an’dan hüküm çıkarmanın nasıl olacağının Allah tarafından gösterildiği belirtilmektedir. Kur’an’ın bir metodu olduğu şu ayette de açıkça dile getirilir:

Onlara, bir ilme göre açıkladığımız Kitap getirdik. O, inanan ve güvenen bir topluluk için rehber ve bir ikramdır. (A’râf 7/52)

Açıklamanın (tafsilin) gelişigüzel değil, bir ilme, bir yönteme dayalı olduğu belirtildiğine göre bu yöntemin detaylarının da Kur’an’da açıklanmış olması gerekir. Rabbimiz açıklamayı kendisinin yaptığını açıkça söylediği bir başka ayetinde hüküm bildiren ayetlerin başka ayetlerle tafsil edildiğini bildirmekte ve metodunu detaylandırmaktadır:

Elif Lam Ra! Bu, her zaman doğru hükmü veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından, ayetleri, hem muhkem kılınmış hem de açıklanmış bir kitaptır. Böyle olması, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diyedir. (De ki:) Ben de Allah tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. (Hûd 11/1-2)

Rabbimizin kitabını açıklamayı başkalarına kul olmayalım diye yaptığını söylemesi konunun ne kadar önemli olduğunu, insanların yapacağı açıklama ve yorumlamanın ne anlama geldiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Açıklamayı (ayetteki ifadesiyle tafsil) Allah’ın yapması demek Kitap üzerinde derinlemesine çalışma yapmanın Allah tarafından belirlenmiş bir metodu olduğu anlamına gelir. Kur’an’ın 41. suresi “Fussilet” adını taşır. Anlamı “tafsil edildi” (açıklandı) demektir. Surenin üçüncü ayeti metodun önemli ayetlerindendir:

Bu bir kitaptır ki ayetleri, bilenler topluluğu için Arapça kur’ânlar (kümeler) halinde açıklanmıştır. (Fussilet 41/3)

Görüldüğü üzere ayetlerin açıklanması kur’an’lar, yani ayet kümeleri[1] ile yapılmıştır. Bu ayet kümelerinin oluşturulmasında “müteşâbihlik” (ayetler arası benzeşiklik) esas alınır. Ayetler arası “teşâbüh” (benzeşme) Allah tarafından oluşturulmuş ve böylece ilgili ayetlerin birlikte okunarak Allah’ın yaptığı açıklamanın tesbit edilmesi sağlanmıştır. Yukarıdaki ayette gördüğümüz gibi bu ayet kümeleri Kur’an’ın Arapça metni ile oluşturulabilir ve yine ayette görüldüğü gibi tek başına değil, ekipler oluşturularak çalışılması gerekir. Metodun en temel ayeti olan aşağıdaki ayette ise Rabbimiz ayetler arasındaki bağlantıyı (te’vîl) muhkem - müteşabih ilişkisini kurarak, yani ayetleri birbirlerine benzer hale getirerek kendisinin oluşturduğunu belirtmektedir:

Bu Kitab’ı sana indiren O’dur. Âyetlerinin bir kısmı muhkemdir; onlar Kitab’ın ana ayetleridir. Diğerleri müteşâbih (benzeşik) olanlardır. Kalplerinde eğrilik olanlar, istedikleri te’vîli (bağlantıyı) kurup istedikleri fitneyi çıkarmak için Kitap’tan, kendi eğrilikleriyle benzeşen şeye uyarlar. Oysa onun tevilini (ayetleri birbiri ile ilişkilendirmeyi) sadece Allah bilir. Bu ilimde sağlam duruş gösterenler de şöyle derler: “Biz, bu ilme inandık, hepsi (muhkem, müteşâbih ve tevil) Rabbimiz katındandır.” Bu zikre (doğru bilgiye) sadece sağlam duruşlu olanlar ulaşabilirler. (Âl-i İmrân 3/7)

Görülüğü gibi ayette yapılmaması gerekenin kafamızda önceden oluşturduğumuz kurguyu ayetlere söyletmek olduğu, onun yerine Allah’ın kurduğu bağlantıları (te’vîl) tesbit etmek üzere çalışmanın gerektiği ortaya konmaktadır. Kur’an üzerinde derinlemesine çalışma yapmanın metodu, ki Allah bu metodu “ilim” olarak adlandırmaktadır, çok sayıda ayetle detaylandırılmaktadır. Bu son derece teknik ve ayrıntılı konu ile ilgili daha detaylı bilgi isteyenler ilgili makalelerimizi, Süleymaniye Vakfı’nın internet sitelerini ve konuyla ilgili yayınlarını inceleyebilirler.

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi ayetlerin açıklanmasını (tafsili) Allah daima kendisi üstlenmekte ve kimseye bu konuda bir yetki vermemektedir. Bizzat kendisini gönderen tarafından detaylıca açıklanmış bir metodu olan Kitap için yorumlama faaliyetinden söz etmek nasıl mümkün olabilir? Bu özellikteki bir Kitap için üzerinde çalışma yapan her araştırmacının kendi kafasına göre belirlediği bir yöntem izlemesi de olacak iş değildir. O Kitap üzerinde doğru metotla çalışma yapıldığında ise araştırılan konuda inanılmaz detaylar olduğu görülecektir. Bu şekilde Kur’an’da geçen her kavram bizzat Allah tarafından detaylı bir şekilde açıklanarak tanımlanır. Mesela yazımızda örnek verdiğimiz nebî ve rasûl kavramları böyle bir çalışmayla irdelendiğinde Kur’an’ın en hayatî kavramları olduğu görülür. Bu görülmediği ve Kur’an kavramları bizzat Kur’an’dan öğrenilmediği takdirde ise ele aldığımız örnekte olduğu gibi Allah’ın kitabı bir çelişkiler yumağı olarak karşımıza çıkar. Böyle bir kitabı okuyan kişinin onun Allah’a ait olduğunu söylemesi de imkansızdır. Zaten Rabbimizin de çelişki barındıran bir kitabın Allah’a ait olamayacağını söylediğini Nisâ 82. ayette görmüştük. O halde çelişki barındıran bir meal de Allah’ın kitabının meali olamaz.

Özetle, açıklamayı bizzat Allah’ın yaptığı, içerisinde muhteşem bir metot barındıran bir kitap insanların açıklamasına muhtaç olmadığı gibi yorumuna da açık değildir. Yapılması gereken Allah’ın istediği şekilde, birbirlerine itiraz edebilecek ekipler oluşturmak ve Allah’ın yaptığı açıklamaya ulaşabilmek amacıyla çalışmak olmalıdır. Allah’ın gönderdiği kitapların böyle bir metodu olduğu, yorumlamanın konusu olamayacağı bilinmeyen bir şey değildir. Rabbimiz şöyle buyurur:

Âyetlerimiz, biri diğerini açıklayacak şekilde (küme halinde) yan yana getirilip okununca (tilavet), bizimle karşılaşmayı umursamayanlar derler ki “Bize başka bir kur’ân (ayet kümesi) getir ya da bunun içeriğini değiştir.” De ki; onu kendiliğimden değiştirmeye yetkim yoktur. Ben sadece bana bildirilen vahye uyarım. Eğer Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım. (Yunus 10/15)

Bu ayette, ayetlerin tilavet edilmesinden yani metoda uygun bir biçimde sıralanmasından bahsedilmektedir.[2] Böyle bir okuma muhatabı seçeneksiz bırakan, köşeye sıkıştıran okumadır. Bu sebeple dinleyenler onları istedikleri gibi yorumlayamayacaklarının farkındadırlar. Aksi halde işlerine gelmeyen ayetler için bunu değiştir demelerinin bir anlamı yoktur. Çünkü yoruma dayalı bir kitaba söyletebileceklerinizin sınırı yoktur ki işinize gelmeyen bir şey de olsun. Bir başka ayet şöyledir:

(Yahudiler dedi ki) Tevrat’ın indirilmesinden önce İsrail’in kendine haram kıldığı yiyecekler dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldir. De ki: İddianızda haklı iseniz Tevrat’ı getirin de okuyun bakalım. (Âl-i İmrân 3/93)

Yukarıdaki ayette Yahudiler, normalde helal olduğu halde, yaptıkları yanlışlar sebebiyle kendilerine haram kılınmış yiyecekler konusunda, bunun Allah tarafından bir haram kılınma olmadığını iddia ederek, kendilerinin İsrail dedikleri Yakup Aleyhisselamın bir uygulaması olduğunu ileri sürmektedirler. Ancak Rabbimiz bunu kabul etmemekte, bu söylediklerini Kitaptan göstermelerini istemektedir. Bu durum kitabın yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar net olduğunu gösterir. Zira yorumlama ve metotsuz bir açıklama faaliyeti ile kitaptan zihninizdeki her sonucu çıkarmanız işten bile değildir.

Allah’ın Kitabını yorumlayarak zihinde önceden belirlenen kurgunun Kitaba söyletilmesi faaliyeti bir mealci için tehlikelerin en büyüğüdür. Zira meali okuyan kişi mealcinin yaptığnın yorum olup olmadığına bakmaksızın söylediği her şeyi Allah’ın Kitabından sayacaktır. Okuyucu yorum olduğunu bilse bile bu mealciyi kurtarmaz çünkü o durumda da ayetin bu yoruma izin verdiği kanaati oluşur. Dolayısıyla yorum her hâlükârda Kitapta olmayan bir şeyin Kitaptan sanılmasına yol açma tehlikesi taşır. Diğer bir deyişle yorumunuzda hata payınız sıfır olmalıdır; ancak böyle bir ihtimal yoktur. Hatta örneğimizde de gördüğümüz gibi insan yanlış yorumda diretmeye yatkın bir varlıktır. Bu da ayetlerin yorumlara feda edilmesi sonucunu doğurur ve sonuçta terk edilen yorum değil, ayetin kendisi olur.

Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğu ilahiyatçıların büyük kısmı için dogmatik bir iman konusudur. Yani önce onun Allah’tan gelen vahiy ürünü bir kitap olduğuna iman edilir, ardından insanın yazdığı bir kitaba bile yapılamayacak yorumlama faaliyeti içerisine girilir. Oysa Kur’an’ın Allah’a ait bir kitap olduğu dogmatik bir imanın konusu olamaz. Kur’an’a göre iman ve dogma kelimeleri yanyana bile gelemez.[3] Bu anlayış bize Hristiyanlık, Yahudilik gibi inançlardan geçmiştir. Ancak ne yazık ki bugün bizim ilahiyatçılarımız da iman kavramını, Kur’an’dan öğrenmedikleri için dogmatik inanç olarak görmektedirler. Oysa Allah’ın yarattığı ayetler gibi indirdiği ayetler de kendilerinin Allah’a ait olduklarını kolayca ispatlayabilmelidirler. Nasıl ki Jüpiter’in Allah’ın bir ayeti olduğu dogmatik bir imana dayalı olmamasına rağmen bundan kimsenin bir şüphesi yoksa, indirilmiş ayetlerin de Allah’a aidiyeti dogmatik bir imana konu olamayacak derecede görülebilmelidir. Allah’ın kitabındaki muazzam sistem, ayetler arası inanılmaz anlam örgüsü ve sadece Allah’ın koyabileceği ilişkiler Kitabın Allah’tan geldiğinin en güzel göstergelerinden biridir.

Kur’an üzerinde çalışanların ilk görmeleri gereken şey onun asla bir insan tarafından yorumlanamayacağı olmalıdır. Çünkü öylesine detay verilmiş, kavramlar öylesine yerli yerinde ve boşluksuz kullanılmıştır ki böyle bir kitap için yorumdan bahsetmek hem kitaba hem de gönderene hakaret olacaktır. Bir örnek vermek gerekirse; Kur’an’da “insan topluluğu” anlamına gelen kelimelerden bazıları şunlardır: Kavim, ümmet, millet, taife, şirzime, raht, şîa, şuûb, fırka, nefer, kabîl… Sadece insan topluluğunu ifade etmek için bu kadar çok kelime kullanıp hepsini akıl almaz bir titizlik ve incelikle ayetlere yerleştiren, bu kelimelerin her birisiyle topluluğun o ayette konuyla alakalı olarak geçen farklı yönlerine vurgu yapan bir kitap nasıl olur da yoruma ihtiyaç duyan bir Kitap olabilir? Böyle bir kitapta nasıl olur da eş anlamlılıktan bahsedilebilir ve kavramlar birbirlerinin yerine kullanılabilir? Böyle bir kitapta nasıl olur da sanki Allah ne demek istediğini söyleyememiş gibi Allah’ın maksadını anlamaya yönelik okuma yapmaktan bahsedilebilir? İstediği şeyi söyleyemeyen, onu birilerinin açıklamasına muhtaç bırakan bir kitap nasıl olur da Allah’tan gelmiş olabilir? Oysa tüm bu kavramlar, ekipler oluşturularak doğru metotla Kur’an üzerinde çalışılarak öğrenildiğinde aslında insan grubu anlamındaki bu kelimelerin her birinin farklı bir inceliğe dikkat çektiği görülmektedir. Bunlar meale yansıtılmadığında ise bu incelikler kaybolup gitmektedir.

Rabbimiz Nisâ Suresi’nin son ayetinde ayetlerin kesinlikle yorulanamayacağına hatta böyle bir yetkinin Nebîmizde dahi olmadığına değinmekte, eğer insan açıklarsa yanılabileceğini bildirmektedir:

Senden fetva istiyorlar. De ki "Kelâle (ana-baba ve çocuğu olmadan ölen kişi) konusundaki fetvâyı size Allah veriyor." Bir kimse ölür, çocuğu olmaz, tek bir kız kardeşi bulunursa bıraktığı mirasın yarısı ona kalır. Kız kardeş ölür de çocuğu bulunmazsa erkek kardeş onun bütün mirasını alır. Kız kardeşler iki tane ise, mirasın üçte ikisi onlarındır. Mirasçılar; erkek ve kız kardeşler ise erkek, iki kıza eşit pay alır. Yanılırsınız diye açıklamayı size Allah yapıyor. Allah her şeyi bilir. (Nisa 4/176)

Nebîmizden fetva istenen bir konuda Rabbimiz “yanılırsınız diye” ifadesini kullanmaktadır. Yanılacak olanların içinde Nebîmiz de vardır. İşte o yüzden açıklamayı daima Allah yapmaktadır.

[1] Kur’an Kavramıyla ilgili detaylı bilgi için bkz: Erdem Uygan Kur’an’ın Öğrettiği Kavramlar Serisi 3, Kur’an Kavramı, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2017

[2]Tilavet kavramının ayrıntısı için ilgili KÖK programı izlenebilir: https://www.youtube.com/watch?v=K1bGvfPDP9A

[3] Kur’an’da imanın nasıl işlendiği ile ilgili yazılarımızı bu köşeden de çokça yazdık ve yazacağız inşaallah.

  • Yorumlar