Kur’an’ın yorumlanmasının hazin sonuçları -1- - Erdem Uygan
Erdem Uygan
Erdem Uygan

Kur’an’ın yorumlanmasının hazin sonuçları -1-

Kur’an’ın yorumlanmasının hazin sonuçları -1-

Yazarlar

Günümüzde Kur’an üzerinde çalışma yapılan ya da en azından yapılması beklenen akademik kurumlar ilahiyat fakülteleridir. Bu kurumlar üniversitelerin sosyal bilimler adı verilen bilim dalları ile aynı kategorizasyonun içerisinde yer alırlar. Diğer bir deyişle İslam ilahiyat eğitimi bugünkü anlayışa göre bir sosyal bilimdir. Sosyal bilimler ise şu ifadelerle tanımlanmaktadır: “insan tarafından üretilen gerçekle kanıtlamaya dayalı bağ kurma süreci ve bu sürecin sonunda elde edilen dirik bilgiler. Sosyal Bilimler, çok geniş anlamda insanlar arası ilişkileri inceler ve genel olarak insan davranışlarıyla ilgilenen disiplinleri içerir.”[1] Sonuçta, sosyal bilimler için yapılabilecek tüm tanımların ortak noktası insan ilişkilerini ve davranışlarını inceleyen bilim dalları olduğu ve insan üretimi bilgilerden oluştukları olacaktır. Bu sebeple de insan zihninin ve düşüncesinin bir faaliyeti olan yorumlama, sosyal bilimlerin temel faaliyetlerinden biridir.

Kur’an ise Allah tarafından gönderilmiş bir kitaptır ve onun üzerinde çalışma yaparken varılacak sonuçların insan ürünü değil, Allah’ın hükmü olması gerekir. Burada gerçekler yukarıdaki tanımda yapıldığı gibi insan tarafından oluşturulmaz, Allah tarafından bildirilirler. Nitekim insan tarafından oluşturulan ve gerçek olarak kabul edilen bir sonucun evrensel, zamanüstü ve değişmez olması da beklenemez. Bu yüzden sosyal bilimler zamana, kültüre, mekana göre değişiklik gösterirler ve hatta bu değişimi incelerler. Ancak Allah’ın kitabı tüm zamanlara hitap edebilmeli, evrensel, yani kültürlere göre değişkenlik arz etmeyecek yapıda olmalı ve asla değiştirilemeyecek hükümler içermelidir. Zaten bir dinin Allah’a aidiyetinin koşulları da bunlardır. Bu şartlar karşılanmıyorsa o din veya kitap Allah’a ait olamaz. Çünkü Allah’tan bu şartları karşılayamayacak bir kitap göndermesi beklenemez.

Dolayısıyla adına İslami ilimler denilen branşları bünyesinde barındıran ilahiyat fakültelerinin sosyal bilimler çatısı altında yer alması ve Kur’an üzerinde çalışma yapan disiplinlerin sosyal bilimlere ait olarak kategorize edilmesi Kur’an’a ve Allah’ın dinine uygun olamaz. Ancak ne yazık ki vâkıa böyledir. Bunun doğal sonucu olarak da Kur’an’ın yorumlanmasının olmazsa olmaz bir gereklilik olduğu kendiliğinden kabul edilmiştir. Bu durum artık öylesine kanıksanmış ve genel bir kabul haline gelmiştir ki bugün Kur’an’ın yorumlanmasının Kur’an’a aykırı olduğu söylendiğinde görülmemiş bir tepkiyle karşılaşılmaktadır. Günümüzde kemikleşmiş anlayışa göre bir kişi Kur’an üzerinde çalışıyorsa zaten yorum yapmalıdır, o kişinin işi ayetleri yorumlamaktır. Bir hoca Kur’an’dan bir şeyler söylüyorsa bu elbette kendi yorumu olmalıdır. O halde başka bir hoca da kendi yorumunu söyleyecektir. Genel anlayış ne yazık ki bu şekilde yerleştirilmiştir. Bu anlayışın bir ürünü olarak, Kur’an üzerinde çalışan hocaların aynı konuda ortaya koydukları farklı yorumlar, birer “zenginlik” olarak algılanır olmuştur. Aynı konuda ulaşılan sonuçlar birbirinin taban tabana zıttı olsa da durum değişmemektedir. Durum böyle olunca bir tefsir profesörünün çıkıp Kur’an’ın tamamına yakınını indirildiği döneme has kılması, bir başka tefsircinin Allah’ın söylediğine bakarak “söylemek istediğini” anladığını iddia etmesi de günlük rutinlerden kabul edilir olmuştur. Bu anlayışın belki de en hazin sonucu artık bir ayetin sadece Türkçe mealinin okunmasının bile “o senin yorumun” karşılığını alıyor olmasıdır. Bunun tek sebebi de ilahiyat akademyası ve ilahiyatçı akademisyenler ve hocalardır.

Kur’an’ı yorumlamak bu kadar normal bir şey olunca kendilerinde Kur’an’ı tefsir etme yetkisi görecek kadar üstün cesaret sahibi hocalar ayetlere kendi zihinlerinde oluşturdukları kurguları rahatça söyletebilmektedirler. Yeter ki ne kadar gülünç olduğuna bakmaksızın yaptıkları yorumun sonuna “Allah en doğrusunu bilir” notunu düşsünler. Allah’ın kitabına karşı takınılmış bu pervasız genişlik ve rahatlık, çevrelerinde kendilerini modern olarak gören kişilerden oluşan bir cemaat oluşturmak isteyen hocalara, Allah’ın kitabından asla onay almayan bir kolaylık sağlamaktadır.

Oysa Kur’an Allah’ın kitabıdır ve onu açıklama, tefsir etme iddiası, Allah’ın apaçık olarak vasıflandırdığı kitabını açıklamaya muhtaç bıraktığını iddia etmek olacaktır. Böyle bir iddia Allah’ın kitabı için kullanılamamalıdır. Yorumlama ve açıklama insan ürünü bilgiler için yapılabilir. Bu sebeple hiç kimse dairenin alan formülünü, merkezkaç kuvvetinin formülünü, Dünya’nın üzerindeki cisimlere uyguladığı yerçekimi kuvvetini yorumlamaya, farklı şekilde anlamaya çalışmaz. Çünkü bunlar Allah tarafından belirlenmiştir. Evrensel ve zaman üstüdür. İnsanın görevi Allah’ın belirlediği bu evrensel kanunları bulmak, öğrenmek ve kullanmaktır. Kur’an da eğer Allah’ın kitabı ise böyle olmak zorundadır. Bu yüzden Allah’ın dinini ve kitabını araştıran bilimler, asıl faaliyetleri insan üretimi bilgileri yorumlamak olan sosyal bilimlerin bir kolu olarak görülemezler.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde yorum kelimesine şu anlamlar verilmiştir: “1. Bir yazının veya bir sözün, anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturma, tefsir. 2. Bir olayı belli bir görüşe göre açıklama, değerlendirme.” Bu tanıma göre Allah’ın kitabını yorumladığını söyleyen bir kişi, onun anlaşılması güç olan yönlerini aydınlığa kavuşturduğunu iddia etmektedir. Yine aynı kişi Kur’an’ı yorumlamakla kendi görüşüne göre açıklayıp değerlendirdiğini ileri sürmektedir. Ancak Rabbimiz Nebî’sine bile böyle bir yetki vermediğini açıkça bildirmektedir:

الر ۚ كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّـهَ ۚ إِنَّنِي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ

Elif Lam Ra! Bu, her zaman doğru hükmü veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından, ayetleri, hem muhkem kılınmış hem de açıklanmış bir kitaptır. Böyle olması, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diyedir. (De ki:) Ben de Allah tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. (Hûd 11/1-2)

Ayette görüldüğü gibi Allah, Kur’an’ı kendisinden başkasının açıklamasına izin vermemesinin sebebini “Allah’tan başkasına kulluk etmemizi önlemek” olarak ifade etmektedir. Diğer bir deyişle, bu ayete göre, Kur’an’ı açıkladığını söyleyen kişi bir tür ilahlık iddiasında bulunmaktadır. Kur’an üzerinde çalışanların görevi onu açıklamak değil, ekipler oluşturarak Allah’ın yaptığı açıklamaya ulaşmaktır. Bunun nasıl yapılacağı, birbirini açıklayan ayetlerin nasıl belirleneceği ve metodun tüm ayrıntıları da yine Kur’an’da Rabbimiz tarafından detaylı olarak açıklanmış, bu metoda “ilim”, ulaşılacak sonuca da “hikmet” adı verilmiştir.[2]

Kur’an’ı sadece Allah’ın açıklaması, ayetlerin yoruma açık olmadığını gösterir. Zaten hikmet doğru hüküm demektir ve her konudaki doğru hüküm yalnız bir tane olmak zorundadır. Bu da Kur’an’ın yoruma açık olmadığını gösterir. Hikmetten bahseden ve Allah tarafından açıklanmış bir kitap için yorumdan bahsetmek imkansızdır.

Kur’an’da geçen kavramların anlaşılması da yine aynı metodun uygulanması ile mümkündür. Bu da Kur’an üzerinde çalışanların sözlüklere ve Kur’an’ın indirildiği döneme mahkum olmalarını önler. Diğer bir deyişle Kur’an’da geçen her bir kavram yine bizzat Allah tarafından açıklanmış ve hatta örneklendirilmiştir. Kelimelerim anlamlarını ortaya koyan, sonra o kelimeleri kavramlaştırarak birer terim haline getiren, her bir terimi detaylı olarak tanımlayıp sarsılmaz bir incelik ve düzenle kullanan yine bizzat Rabbimizdir.

Bu durumda şu rahatlıkla söylenebilir; Kur’an’ın sadece açıklamasını değil, yeryüzündeki bütün dillere çevirisini de bizzat Allah yapmaktadır. Çünkü kavramlarını kendisi tanımlayıp hangi anlamda ve nasıl kullanıldığını bizzat Kur’an belirlemekte, herhangi bir insana söz hakkı tanımamaktadır.

İşte Kur’an’ın sadece Allah tarafından ortaya konabilecek bu muazzam yapısını bilmediğimiz ya da göz ardı ettiğimizde ayetlere kendi kafamızdan meal vermeye başlarız. Kelimeleri sözlükçüler, terimleri meal ve tefsirciler tanımlamaya ve yorumlamaya başlarlar. Sonuçta mealler Allah’ın kitabının meali olmaktan çıkar ve Kur’an, mealcilerin at koşturduğu uçsuz bucaksız bir yorum çiftliğine döner. Meal ve tefsirler bu durumun sayısız örnekleri ile doludur. Kur’an’ın böylesine özgürce yorumlanabilir bir kitap olarak algılanmasının nelere yol açtığına dair Hayat Kitabı Kur’an Gerekçeli Meal-Tefsir adlı mealden bir örnek vermeye çalışalım...

Devam edecek...

[1] https://www.nedir.com/sosyal-bilimler

[2] İlim ve Hikmet Kavramları ile ilgili olarak Süleymaniye Vakfı Yaınlarından çıkan çalışmalarımıza ve ilgili TV programlarımızın youtube kayıtlarına kolayca ulaşmak mümkündür.

  • Yorumlar