KUDÜS…

Zakir Avşar

  • »

Yavuz Sultan Selim’in ordusunun Kudüs’e girişi 30 Aralık 1517 günü gerçekleşir. Türk milleti kitaplı dinlerin ve elbette İslam’ın tüm mübarek beldelerinin, emanetlerinin hakimi ve hadimi olarak yine bir soğuk Aralık gününe kadar yani 9 Aralık 1917’ye kadar kalır. 401 yıl, 3 ay, 6 gün süren bu dönem maalesef batılı ajanların kışkırtmaları ve satın almaları ile her biri birer Türk düşmanı haline gelen Arap toplumunun önde gelenlerinin, işbirlikçilerin desteği ile sona erer; Türkler Kudüs’ten ayrılır. Türklerle birlikte bu şehirden ve coğrafyadan huzur ve barış da ayrılır…

Ancak vefalı Türk, her şart altında tüm semavi dinlerin kutsal olarak gördüğü, İslam’ın ilk kıblesi olan bu şehre ilişkin olarak her zaman hassasiyetini korur.

Türkiye’de okumuşları da dahil, pek çok Filistinli tanıdım, diyebilirim ki hiç biri Türkiye’yi ve Türkleri sevmez. İçlerinde nefret edenleri de çoktur. Bu nefretlerinin temeline indiğimizde bilindik Birinci Dünya Savaşı öncesi batılı ajanların kışkırtmalarını içeren ipe sapa gelmez argümanlar hala yaşamaktadır. Ancak her sıkıştıklarında Türkiye, Arap ülkelerinden, milletinden ve yöneticilerinden önce yanlarında olur. Bu durum dahi Filistinlilerin Türklere dair duygularını değiştirmez…

Bir tarih daha vereyim, 12 Eylül askeri darbesi olmuş, Kudüs İsrail tarafından başkent ilan edilmiş, askeri yönetim 2 Aralık 1980 günü tepkisini en üst düzeyde koymuş, İsrail ile ilişkilerini derhal en düşük düzeye indirmiş ve kararı tanımadığını ilan etmiş…

Sonraki yıllarda da İsrail’in Filistin’e yönelik her türlü emrivakisine karşı aynı tutum ve davranışı sergilemiş…

Türkiye’nin Kudüs konusunda hakkaniyetli bir duruş içinde olması kuşkusuz ki son derece önemlidir, gereklidir.

İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığını yürüttüğü bir dönemde gerçekleştirilen acil ve olağanüstü toplantı çerçevesinde alınan kararlar da tarihe kayıt düşmek bakımından bir zarurettir.

Türkiye İsrail ve Araplar arasındaki her hadisede sürekli Araplarla birlikte hareket etmiştir ancak, Araplar Türkiye’nin hiçbir milli meselesinde Türklerle hareket etmemiştir.

Bunun dışında Araplar hiçbir meselelerinde kendi aralarında da birlik olamamışlardır.

Türkiye’nin bu günlerdeki tavrı da çabuk unutulacak, yine kardi kıymeti bilinmeyecektir. İçinde bulunduğumuz bu nazik günlerde, en üst seviyede gösterilen Filistin ve Kudüs hassasiyeti çok değil, birkaç ay içerisinde unutulacak; Arap aleminde yine Türkiye’nin önemli bir konusu olduğu zaman hiçbir şekilde namuslu ve haysiyetli bir duruş sergilenmeyecektir.

Öte yandan, konunun fanatiklerin islama zarar verecek şekilde kullanacakları bir iklimden uzak değerlendirilmesi gerekmektedir. Kesinlikle olayın bir yahudi düşmanlığına dönüşmemesi, İsrail ile olan siyasi ve diplomatik sıkıntıların İsrail halkına yönelik bir şiddete evrilmemesi gerekir.

Siyasilerce alınan her kararın tüm yahudilerce paylaşıldığını düşünmek ve yanlış bulunan her şeyden topyekün tüm yahudi halkını sorumlu tutmak akılla, ferasetle, ölçü ile, endaze ile bağdaşmaz…

Makuliyet ve diplomasinin dili sorunların çözümü için elzemdir. Her zamankinden fazla gereklidir. İsrail devletini yönetenlere karşı zaman zaman tepkilerimizi en yüksekte gösterebiliriz, ilişkilerimiz iyi olmayabilir. Ancak İsrail resmen tanıdığımız bir devlettir. İlişkilerimiz devletler hukuku çerçevesinde sürmelidir.

Türkiye’nin önemli ve hassas konularında İsrail, pek çok Arap ülkesinden daha fazla Türkiye’ye yakınlık göstermiştir. Özellikle Ermeni soykırım iddialarında yıllarca Türkiye’ye destek vermiştir. Şimdi birtakım fanatik, bağnaz İsrailli siyasetçi bu konuda Türkiye karşısında bir tutumu benimsetmek için çaba göstermektedir. Bunların da ekmeğine yağ sürülmemelidir.

Sloganların, kitlelerin alkışlarının aşırı cazibesi ile sürdürülemeyecek kadar önemli konular var gündemimizde. Kuşkusuz ki, söylediğimiz bazı Arap ülkelerinin yaptığı gibi ikiyüzlü, ilkesiz bir siyaset değil, tersine onların umurunda bile olmayan konuları samimiyetle savunmak ama bunu yaparken de Türkiye’nin büyük ve güçlü bir devlet olduğunu, attığı her adımın şuurunda bulunduğunu gösterir şekilde hareket edebilmektir.