Kalemine sağlık Orhan Özekinci! Senin payına düşen de şehidi böyle güzel anlatmakmış... - Gündem
20℃
İstanbul
24 Ağustos 2017
Bu yazıyı okumadan, 15 Temmuz'u anlayamazsınız!

Kalemine sağlık Orhan Özekinci! Senin payına düşen de şehidi böyle güzel anlatmakmış...

Kültür Gündemi Yayın Koordinatörü Orhan Özekinci, 15 Temmuz şehidi Halil Kantarcı'yı yazdı...

Gündem
Kalemine sağlık Orhan Özekinci! Senin payına düşen de şehidi böyle güzel anlatmakmış...

- Halil’le Benim Aramdaki Farklar

İki cihanda ağabeyimiz Halil Kantarcı için...

Halil’in melek gibi üç çocuğu vardı, benim bir tane bile arkadaşım yok.

Halil ölümden korkmazdı hiç, hem neden korksun ki güvenirdi kendine. Sabah namazlarını Mihrimah Sultan camiinde kılardı çoğu zaman, “masal gibi bir yer burası” derdi. Bense hâlâ seher vakti perdenin ardındaki dünyaya bakmakta üşengecim.

Halil o kokoreççinin önünde hainlerin tüfeğindeki ateşten korkmadı hiç. Ben her ateşte yere attım kendimi.

Halil hep kıskandığım bir semtte oturuyordu, şimdi tüm hatıraları da yerleşti oraya. Beni karşı komşum bile tanımaz.

Halil’i vurduklarında canı hiç acımadı, iki yüz metre kadar koştu. “Eşimi çok seviyorum.” dedi. “Çocuklarımı da.” Ümmete emanet etti onları. Bense seken bir kurşunun yanındaki o talihsiz adamım sadece. Zalimin attığı kurşunun bedenine gelmeyecek kadar küçük bir adamım. Bütün ihtiraslarımı, kaygılarımı şu dünyaya gömüp sıfırdan yeni bir âleme doğamayacak kadar talihsiz bir adam.

Halil o gece çocuklarını bile unuttu, şehadete dikti gözlerini. Ben ilk fırsatta whatsaptan Uğur’a yazdım. “Reis durumlar çok kötü, kurşunlar geçiyor yanımdan.” Sonra arttı silah sesleri, duvarın dibine atıp arabayı siper ettim kendime. Halil o kadar cengâverdi ki kendini kalkan yaptı vatana kurşun gelmesin diye.

Halil, “sizin o makinalarınızdan mı korkacağım, ölümden mi çekiniyorum sanıyorsunuz.” diyerek gümbür gümbür durdu meydanda. Ezanlar okundukça şehadete susadı iyice, aleyhine tüm söz ve davranışlar derdest, ihtirasları buhar, bütün kaygıları duman, her şey bir anda tamam oldu. Bense bir korkak gibi o duvarın dibinden ateş önüne çıkamayarak “hayvan herifler.” diye bağırabildim ancak. (Başka şeyler söyleyerek de bağırdım elbet.)

Halil’i şimdi kim görse tanır, dua eder, hayırla anar. Beni dünyada anca birine benzetirler, adres sorarlar.

Halil’i şuanda Firdevs-i Ala ahalisi karşıladı ve tüm Allah dostları tebessüm ederek hoş geldin dediler. Bense küçücük odamda sessizce bekliyorum. Adam, Resulullah’a komşu oldu resmen.

Halil'le Hz. Sıddık şimdi uzun bir sohbete koyulup çay içecekler. Hz. Sıddık ona Efendimizi anlatacak, belki ziyaret edecekler Uhud’u. Şimdi Halil aklına takılan her şeyi soruyordur, her şeyi en detayına kadar öğreniyordur illaki. Ben olsam Uhud Muharebesi’ni sorarım mesela. Okların sesine kadar anlatmasını isterdim her şeyi. Hz. Hamza ile şehit edilmeden önceki son sohbetlerini.

Bence Hz. Hamza korkusu olmayan herkesi çok sever, Halil’i de çok sever eminim. Gidip bulmuştur Halil’i, şöyle gururla yüzüne bakıp öpmüştür alnından omzunu sıvazlamıştır. Bende cesaret bile yok Hz. Hamza’nın karşısına çıkacak.

Halil orada Azrail’i gördüğünde, Azrail ona gülümsüyordu neşeyle. “Hadi Halil” diyordu, “tut aslanım elimden.” Halil’in boynuna değen o ateş hiç canını yakmamıştı, anlamamıştı bile. Ben Azrail’i görsem çok korkardım, “Dur” derdim “Şimdi almasan mı canımı, biraz daha vaktimiz var mı acaba?” derdim. Kazaya bıraktığım namazlar var daha, helallik alacağım adamlar, tutamadığım oruçlar... Yani ben Azrail’i görsem çok korkardım, ağlardım. Panik olurdum, tüm çaresizliğim yeryüzünün tüm mazlumlarına, şehitlerine dokunurdu, acırlardı halime.

Halil çok güzel bir koca ayıya benziyordu. Etrafına neşeler saçıyordu, ışıklar süzülüyordu çehresine, rahmet yağıyordu. Halil şimdi gitti ya, ne iyi etti aslında. Dünyanın cennete benzeyen en güzel yerinde oturmayı nasip etmişti Allah ona, her sabah Çengelköy’e uyanıyordu. Halil çok cefalar çekmişti hapse girmişti genç yaşında. Ben bir akşam karakolda kaldım da nasıl panik oldum içten içe.

Halil’in ninesi vardı 84 yaşında, su içmeye dermanı yoktu. “Halil” derdi. “Çiçeğin üstüne nur iner, ona su veren de nasiplenir evladım.” Halil o çiçeklere ne güzel ne tatlı sular vermişse artık nasibini hemen buldu. Bense akşamsefalarının tohumlarını sakladığım bezden çıkarmadım daha. Ortada tohum bile yokken açan çiçekleri gören gözlerim yok. Halil’in vardı ama.

Halil 80 darbesinde doğdu, 28 Şubat’la karardı hayatı, 15 Temmuz darbesiyle ruhu en yüce alâya ulaştı. Ben 1989’da doğdum, bir müddettir ölmüyorum sadece.

Halil’i dünyada çok az görme şerefine erdim, o hep bana gülümserdi. Ben insanları sevmem, hemen samimi olamam, sizli bizli konuşurum. O bana kardeşim derdi, iftarda tabağındaki yemeğinden teklif ederdi, ben istemezdim telefonuma bakardım. O beni çaya çağırmıştı ben gitmemiştim. Çünkü ben dünyanın en melun zamanlarında melun bir varlık olarak dünyaya adım atmıştım. O güzel insanlardan olamamıştım hiç. Yani şimdi olsa, “iyiyim abi sen nasılsın, gel çay içelim ama sen ısmarla” derdim. Senle kaç defadır söyleşi yapmayı istedik de hep yarım kaldı. Sen şimdi tamam oldun. Topluca bir fotoğraf çekinmiştik de, “abi şunu bana da gönderin hatıra olur dememiştim.” Gerçi iyi ki dememişim, öyle bir adamın yanında kendi halime tekrar tekrar acırdım.

Halil’in çocuklarının çok kahraman babaları var, tüm ümmet onların babasını tanıyor şimdi.

Halil’i şimdi dünyaya bir hafta izine gönderseler ve o gelip beni bulsa, “Ulan nasıl adamsın, neden korkuyorsun, niye yere atıyorsun kendini? Şimdi şahadete ermiş biri olacakken canını düşündüğün için hâlâ buradasın.” dese ben ne diyeceğim. Hem tek tabanca hem işe yaramamış bir insan olarak bu dünya üzerindeki ikametimi nasıl devam ettireceğim? O gece her şey en güzel şekilde tasarlanmışken, güzel günlerim beni orada bekliyorken, neden, neden, neden o kurşunların önüne kalkan olamadım? Allah tüm korkuları içimizden almıştı oysa. İçimize daha önce hiç gelmemiş bir ilham doğmuştu. Belki tarih boyunca genetik kodlarımızda gizli olan kahramanlık sadece o gecelik can buluvermişti ruhumuzda.

Halil evine dönmedi ama şarkıya döndü, kalbine döndü; ben eve döndüm.

Halil çok çalıştı kazandı, ben kaybettim.