İzzet Çapa 15 Temmuz'da gazi olan NATO askerini buldu! O geceyi konuştu... - Röportaj
24℃
İstanbul
24 Temmuz 2017
SuperHaber Özel Röportaj

İzzet Çapa 15 Temmuz'da gazi olan NATO askerini buldu! O geceyi konuştu...

SuperHaber yazarı İzzet Çapa, 15 Temmuz kahramanı Serhat Maral ile hain darbe girişiminin yıl dönümünde konuştu

Röportaj
İzzet Çapa 15 Temmuz'da gazi olan NATO askerini buldu! O geceyi konuştu...

Adı Serhat Maral, 1978 Kahramanmaraş doğumlu.

Beşiktaş’ta ikamet ediyor.

Kendi ifadesine göre “Sağ görüşlü” bir ailede yetişmiş!

“Devletçiyim, milliyetçiyim ben ağabey. Milliyetçiliğim memleketimden, Kahramanmaraş’tan geliyor.”

O, 15 Temmuz’un kahramanlarından biri.

Elbette biz de sohbetimize o tarihi geceyi sorarak başladık…

“Akşamüstü İSTOÇ’daki işimden çıktım, evime geldim. Eşimle beraber televizyon izliyorduk. Bir ara kalkıp, banyoya gittim. Baktım bizimki içeriden; ‘Serhat çabuk gel, bir şeyler oluyor’ diye bağırıyor. Televizyonun karşısına geçtim ve o tankları Boğaz Köprüsü’nün üstünde gördüğümde beynimden vurulmuşa döndüm. Herkes terör saldırısı mı diye düşünürken ben tüm gelişmeleri yakından takip ettiğim için kısa sürede meselenin bambaşka bir şey olduğunu anlamıştım.

Apar topar üstümü giyindim. Yaşadığım mahallede aynı dünya görüşünü paylaştığım çok fazla insan olmadığı için, sadece üst komşum Ergun Abi’yi arayabildim. O da zaten çoktan hazırlanmış.

EĞER EŞİMİ EVDE KALMAYA İKNA ETMESEYDİM BELKİ O DA ŞEHİT OLACAKTI!

Tam evden çıkacakken hanım önüme geçti; “Ben de geliyorum Serhat!” Zar zor evde kalmaya ikna ettim onu ve Ergun Abi’yle fırladık sokağa. Abi biliyor musun iyi ki hanımı yanımda götürmemişim. Eğer hanımım benimle beraber olsaydı, büyük ihtimalle bütün gece sağ tarafımda duracaktı…. O gece sağ yanımda olan Fahrettin (Yavuz) Abi kafasından vurularak şehit oldu.

Screen_Shot_2017-07-15_at_18.40.22

Serhat, adeta yeniden yaşıyordu o anları anlatırken. Röportajlarda dilini tutmayı beceremeyen ben, belki de ilk defa bu kadar susmuş, sadece pür dikkat anlattıklarını dinliyordum.

Ergun Abi’yle birlikte Mecidiyeköy’e gidince tüm yolların TOMA’lar tarafından kapatılmış olduğunu gördük. 15-20 içinde 500-600 kişilik bir kalabalık olmuştuk bile.

Etraf polis doluydu; hepsinin silahlarının horozları çekili, mermiler namluya sürülmüş vaziyetteydi. Ve üzerlerinde de beyaz çelik yelekler vardı.

Meydanda tekbir getirip, darbe karşıtı sloganlar atarken E-5 tarafından bir polis koşarak yanımıza geldi; “Şerefsizler Radyo Evi binasını işgal ediyorlarmış, birlik olalım o tarafa doğru yürüyelim” dedi. Hep beraber Harbiye’ye doğru yürüyüşe geçtik. O sırada evlerinden inenler ve arabalarını park edip bize katılanlarla beraber yaklaşık 700-800 kişilik bir grup olduk.

Müthiş bir kabusun önsözüydü adeta anlattıkları, dayanamayıp sordum; korktun mu Serhat?

Abi inan en ufak bir korku bile hissetmedim. Neden olduğunu birazdan anlatacaklarımı duyunca çok daha iyi anlayacaksın. YKM’nin oraya geldiğimizde su almak için bir büfeye girdim. Eşimi aradım. Telefonla yaptığım son konuşma da oydu zaten; çünkü vurulduğum sırada kasıklarımdan giren mermi arka cebimdeki cep telefonumu paramparça etti.

IMG_3689

EŞİM “SERHAT, KÖPRÜDE İNSANLARA ATEŞ EDİYORLAR” DEYİNCE “HAKKINI HELAL ET, BEN BU YOLDAN DÖNMEM” DİYE CEVAP VERDİM

Eşim telefonda; “Serhat, köprüde insanlara ateş etmeye başladılar” diye bağırıyordu. O ana kadar bu hainlerin insanlara ateş edebilecekleri aklıma hiç gelmemişti. “Hanım hakkını helal et, ölümden öte köy yok. Ben bu yoldan dönmem” dedim. Ramada Otel’in önüne geldiğimiz sırada iki askeri otobüsün yolu kapattığını gördük.

Amaçları bizim radyo evine varmamızı engellemekti. İşte tam o anda telefonlardan Cumhurbaşkanımızın halkı sokaklara davet ettiği konuşmayı dinledik. Karşımızdaki askerlere “Arkadaşım siz ne yapıyorsunuz? Bu emri kimden aldınız?” diye sormak için öne atıldık.

IMG_3692

BİRİLERİ ASKERİ OTOBÜSLERİ YAKMAYA KALKINCA “DURUN!” DEDİM. ONLAR HAİNLERİN DEĞİL, DEVLETİN MALI!

Otobüslerin arkasında tankların, askerlerin olacağını düşünüyorduk ama oysa yol bomboş, Taksim’e kadar sokakta bir Allah’ın kulu yoktu. Arkamızdaki kalabalıktan birileri o hınçla otobüsleri yakmaya kalktı. “Durun” diye var gücümle bağırdım. “Onlar devletin otobüsü, teröristlerin değil. Yapmayın!” Bu arada içime bir kurt düştü. Acaba Mecidiyeköy’deki polis bize oyun mu oynamış, bir tuzağın içine mi çekiliyorduk. Gözüm çatılardaydı. Keskin nişancı arıyordum.

Yahu Serhat çok mu film seyrettin be kardeşim, o anda keskin nişancı aramak nereden geldi aklına?

Abi ben askerliğimi NATO’da yaptım. Bosna-Hersek iki, Hırvatistan Split’te ise 12 ay kaldım. Anlayacağın bu konularda özel askeri eğitim aldım.

O arada Taksim’e ilerlemeye devam ediyorduk. Arkamızdaki gruptan kopmuş halde önde üç-beş kişiydik.

Tam, Dame de Sion Fransız Lisesi’nin önüne gelmiştik ki, bir silah sesi duydum. Merminin şiddeti ile yere kapaklandım. İlk vurulan bendim. Hainler bizi grubun lideri zannedip, tek tek avlamaya karar vermişler. Nereden ateş edildiğinin farkında değildim. Sonradan öğrendim ki TRT binasının çatısında, elinde G3 piyade tüfeğiyle bir binbaşı bana ateş etmiş.

MERMİ KASIĞIMA SAPLANDIĞINDA, HİÇBİR ACI HİSSETMEDİM. SADECE BÜTÜN BACAĞIM UYUŞMUŞTU

Yerde yatarken ikinci bir silah sesi daha duydum. Fahrettin Abi, başından vurulmuştu. Sürünerek oradaki bir ağacın arkasına saklandım. Önceleri hiç acı hissetmiyordum, sadece bacağım komple uyuşmuştu. Onun da nedeni şuymuş; mermi silahın namlusundan 320 derece sıcaklıkla çıktığı için girdiği noktaya dağlayıp, uyuştururmuş!

O iki tek atıştan sonra büyük bir ihtimalle emir verildi; üzerimize bir anda kurşunlar yağmaya başladı. Her tarafımızdan mermiler ve kırılan cam parçaları geçiyordu.

Sonradan şöyle bir detay öğrendim; Feriköy Karakolu’ndan lazerle bize kurşun sıkılan mesafeyi ölçmüşler, yüz metre kadar çıkmış. O kurşunun mesafe arttıkça, yaptığı tahribat da büyüyormuş. Eğer iki yüz-iki yüz elli metre uzakta olsaydım; bacağım kopmuştu.

Belki de yaptığım en zor röportajdı. Hayatı hep eğlenceli tarafından tutmaya çalışan ben, bu kadar korkutucu bir gerçekle yüzleşmenin suskunluğu içindeydim. “Kan revan içinde yerdesin, tepende vızıldayan mermiler, ne yaptın o an?” Serhat dedim.

Belimden kemerimi çıkardım ve bacağıma kompres yapmaya çalıştım. Ama kurşun kasığımdan girip, bütün kalçamı parçalamıştı. Kemeri sıkmaya çalıştığımda kollarımın güçsüzleşmeye başladığını hissettim.

O sırada baktım ki hiç tanımadığım iki tane genç sürüne sürüne yanıma geliyor. Hani şu "Çılgın Türkler" lafı var ya abi işte bunun doğruluğunu o an bir kez daha anladım. Karşımızda gözleri dönmüş, elleri silahlı, ateş eden asker kılığındaki hain teröristler ve ölümü göze alıp beni kurtarmaya gelen iki arkadaş…

WhatsApp_Image_2017-07-15_at_6.41.31_PM

KENDİ MİLLETİNE KARŞI BÖYLE BİR VAHŞETİ VE GADDARLIĞI HAYAL DAHİ EDEMEZDİM!

Oysa biz "Peygamber ocağı" deriz askerlerimize, kınalı kuzular gibi uğurlarız onları. Bosna’da, Hırvatistan’da askerlik yapmış, çatışma görmüş biriyim ben. Ama inan kendi milletine karşı böylesi bir gaddarlığı ve vahşeti hayal dahi edemezdim.

O iki arkadaş beni sürükleyerek, ara sokağa çektiler. Üzerimize kurşunlar yağmaya devam ediyordu. O anda beyaz bir araba geldi ve gençler beni arka koltuğa yatırdılar. “Merak etme kardeşim, yetiştireceğim seni hastaneye” dedi hiç tanımadığım o kahraman.

Boşluk bulabildiğimiz tüm ters yollardan Şişli Etfal Hastanesi’ne doğru giderken sirenleri çalan bir ambulansın hızla bize doğru geldiğini gördük. Ambulansın durmayacağını anlayan bizim arabayı kullanan arkadaş direksiyonu kırdı ve yolu kesti.

Ambulans dediysem de öyle içinde cerrahi müdahale yapılacak ekipman var zannetme abi, sadece iki sedye… Birine beni yatırdılar. Arabayı kullanan arkadaş; “Ben de sizinle geleceğim” diye diretince hemşire gerek yok diye çıkıştı. O anda çocuğun refleksini unutmam mümkün değil; “Sizin o hainlerden olmadığınızı nereden bileceğim? Hastaneye kadar geliyorum ben de.”

İnşallah bu röportajı okur da kendisine bir teşekkür etme fırsatı yakalarım.

Filmlerde görsen inanamayacağın bir manzara. Kolu, bacağı kopanlar. Kan revan içinde her yer. Doktorlar da, hemşireler de ne yapacaklarını şaşırmışlar, herkes bir tarafa koşturuyor.

O sedyede bana müdahale edilmesini tam üç saat bekledim. Sürekli kan kaybediyorum, müthiş bir titremeye içerisindeyim. Allah’tan birileri bir battaniye bulup, üzerimi örttü de ısınabildim.

Aynı şey yaşansa yine çıkar mısın sokağa Serhat diye soracak oldum, “Bir saniye bile düşünmem, fırlarım. Benim dayım da Kıbrıs gazisi.” dedi.

Özel Röportaj: İzzet Çapa / SuperHaber

WhatsApp_Image_2017-07-15_at_6.43.13_PM_1