"İyilik için algı" veya "iyilik adına subliminal mesaj" iyiliğin doğasına ters! - Medya
23℃
İstanbul
26 Eylül 2017
Şenol Göka SuperHaber'e yazdı: Medya ve iyilik – 2

"İyilik için algı" veya "iyilik adına subliminal mesaj" iyiliğin doğasına ters!

Şenol Göka: Son zamanlarda sıkça dile getirilen 'iyilik için algı' veya 'iyilik adına subliminal mesaj' söylemleri iyiliğin ve olumluluğun doğasına ve dayanağına terstir.

Medya
"İyilik için algı" veya "iyilik adına subliminal mesaj"  iyiliğin doğasına ters!

Medeniyet; yapar, korur, yeniden üretir, geliştirir. Üzerinde komplekssizce hak iddia ettiği her türlü varlık ve değeri yaşatır. Soru sorar, cevap arar, cevaplar üzerine aleni bir dünya kurar, hayran olup öne çıkardıklarına hayran bırakır. Yıllara ve zihinlere hükmederek geniş coğrafyalara yayılan bir ruhu vardır. Bu ruh ve günlük hayata sirayet eden bir felsefeyle yaşama gailesi, aynı zamanda medeniyetin içerdiği bütün özelliklerin devamlılığını kollayıp gözeten bir güçtür. İnsanoğlu tarih boyunca sık sık yanlışa düşse de, çok çeşitli medeniyetler kurarak yeryüzündeki koruma ve kollama görevini sürdürebilecek bu gücü oluşturdu. Buna iyiliğin gücü, iyiliğin aklı da denilebilir. Zira 'kötü işe yarar' dense de, insanlığın iyiliği için 'bir yüzyıl daha insanları kötünün iyi, iyinin kötü olduğuna inandırmak zorundayız' dense de 'tanrılaştırılan kötülük, açgözlülük ve ihtiyatlılık' dolayısıyla hunharca saldırganlık düşüncesi üzerine geçici bir güçlülük sağlanabilir ama bir medeniyet kurulamaz.

Medeniyet tasavvuru karşısında, yüzeysel akıl marifetiyle yayılmaya çalışan kötülüğün hiçbir yansıması kök salıp derinlere inemez, mühürsüz kalplere nüfuz edemez. Üstünlük taslamaktan başka hiçbir şeyi göremeyecek hale gelen, yaratılışın derinliğine ve amacına karşı körleşen şeytan ve şeytanilik üstünlük iddiasını yıkıcılık ve bozgunculukla sürdürebilir.

Bu yüzden, kuruyor, yapıyor, gibi gösterdikleri de aslında sinsice ele geçirip yıkmak içindir. Her daim yıkmayı ve bozmayı hedeflediğinden, yaptığı şeyler birkaç 10 yıl etkisini sürdürse de sağlam ve kalıcı olamaz, insanlığa mal edilemez. Her zaman aslında olmadığı olumlu bir şeyi olmuş ve oymuş gibi göstermeye çalışması şeytaniliği medeniyetten uzaklaştırır. Subliminal mesajlar ve algı operasyonları bu derinliksiniz, medeniyet tasavvurundan uzaklaşmış yıkıcılığın ve bozgunculuğun işidir. Mesajın subliminal olması, yani bilinçaltına hitap etmesi onu derinlikli kılmaz. Tam tersine bilinçli olma halinden uzaklaştığı için bozucu bir nitelik kazanır. Ayrıca kastedilen bilinçaltı da, öyle bilincin çok altlarında olan anlaşılmaz derinlikte bir şey değil, sadece günlük hayatın akışı içinde farkedilmeyen sığ ve basit bir şeydir.

Düzenli tekrarlarla etkisi arttırılmaya çalışılan subliminal mesajların iyilikle anılmaması ve iyiliği çağrıştırmaması boşuna değildir. Bunun için çocuklar, gençler, huzur içinde günlük hayatlarını sürdürmeye çalışan büyük kitleler; medeniyet tasavvuru olan, aleniyetten yana insanlar tarafından subliminal mesajlara karşı sürekli uyarılırlar.
Algı operasyonları da işlevsel olarak subliminal mesajlardan farklı değildir. Nitekim, aynı uyarılar yine medeniyet adına aynı kaygıları taşıyan insanlar tarafından algı operasyonlarına karşı da yapılır. Çünkü medeniyet iyilik ve aleniyet düşüncesi üzerine kurulduğundan, subliminal mesajlara ve algı operasyonlarına meyletmez, aksine bunlara karşı bir tutum takınmayı ve tavır alışı zorunlu kılar.

Yeri gelmişken belirtmekte yarar var; son zamanlarda sıkça dile getirilen 'iyilik için algı' veya 'iyilik adına subliminal mesaj' söylemleri iyiliğin ve olumluluğun doğasına ve dayanağına terstir. İyilik ve olumluluk, gerçekte olduğundan farklı bir şey olarak takdim edilemeyeceğinden, subliminal ve algı uygulamalarının tersine doğrudan ' bilinme ve tanınma ' düşüncesiyle yayılmaya çalışılır, gizli ve dolaylı yöntemlere ihtiyaç duyulmaz. Bu yüzden iyi niyetle, iyilik adına algı ve subliminal mesaj dendiğinde bunu 'bilinme ve tanınma' çabası olarak anlamak ve tabii ki dikkatli olmak, sınırları iyi tayin etmek gerekir.

Algı operasyonları, subliminal mesajlar vb. medeniyet tasavvuru, iyilik ve kötülük mücadelesine kadar vardırarak değerlendirmek ilk bakışta biraz abartılı bulunabilir, ama biraz daha dikkatlice bakıldığında konuların birbirinden çok da uzak olmadığı farkedilecektir. Ayrıca, her şey için imkanların sersemletici hızla geliştiği bir ortamda kavramları, uygulamaları, tutumları ve eğilimleri netleştirmek adına bakış açısını genişletmek gerekir.

Bilişim, iletişim ve ulaşım teknolojisinin böylesine gelişmiş olması, subliminal mesaj ve algı operasyonlarıyla bilinme ve tanınma çabaları arasındaki mücadeleyi kaçınılmaz olarak ulusal ve uluslararası boyutlara taşır. Burada özellikle iletişimi diğerlerinden ayrı tutarak medya çerçevesinde değerlendirmek önemli. Önceleri iletişim; kaynak, mesaj, araç, hedef sırasıyla tanımlanırdı. Şimdilerde kaynaktan sonra kurgu, hedeften önce çözümleme tanıma eklenmiş durumda. Ağırlıklı olarak medyayla anlam kazanan subliminal ve algı operasyonu gibi kavramlar da bu tanımlamayla birlikte zihinlerde yer edindi. Kısacası, niyetlere ve amellere göre şekillenen medya cephesinde işler her geçen gün biraz daha karışıyor. Tecimsel ya da kamu yayıncılığında başarı kriterleri 'yerine göre' olgusu üzerinden hızlı değişiklikler gösteriyor. Hiç tartışılmayan herkes tarafından kabul edilen kamu yararı kavramı bile, ateşli tartışmaların konusu haline geldi. Bugün medyada kamuoyu önünde her şey tartışılıyor ve giderek kamuoyu her alanda şüpheciliğe ve tedirginliğe zorlanıyor. İnsanlar tedirginliğe düşürülüp tereddüte itildiğinde, hayatta kalabilme içgüdüsüyle güçlü olandan yana olma eğilimi gösterir veya bir gruba dahil olma mecburiyeti hisseder. Bundan sonrası her türlü manipülasyona açıktır. Galiba medya üzerinden gerçekleştirilen en önemli operasyon budur. Kamuoyunun gerçeği görüp anlaması lazım şiarıyla, medyadaki tartışmalar ve yapımlar üzerinden bilgi toplumu oluşturulamaz.

Yıkıcılığa ve bozgunculuğa karşı medeniyet tasavvuru olan insanların medya ve kitle iletişimi konusunda ölçülü ve dikkatli olması gerekir. Medya söz konusu olduğunda niyet ve akıbet arasında doğrudan bir ilişki kurulamayabilir.