“İstediğim son bir türlü olmadı kitabı 9 kere bitirdim” - Röportaj
22℃
İstanbul
18 Ağustos 2017
Demet Cengiz yeni kitabı 'Aşk Seni Bulur'u Sayım Çınar'a anlattı...

Okuyanın aşkı bulduğu tılsımlı kitap!

Daha önceki kitaplarında iş dünyasının patronlarını mercek altına alarak farklı sektörlerden başarılı isimlerin hikayelerini okuyucularıyla paylaşan ekonomi gazetecisi ve yazar Demet Cengiz, son kitabında rotasını aşka çevirdi. Sayım Çınar, Demet Cengiz’le sıcak bir Bodrum akşamında Tokyo’dan Paris’e uzanan iş seyahatlerinden yaşadığı aşk macerasına kadar pek çok kişisel detayı samimiyetle anlattığı dördüncü kitabı ‘Aşk Seni Bulur’u konuştu. Demet Cengiz, ‘anlatı’ olarak nitelendirdiği kitabının çıkış öyküsünü, içsel sorgulamalarını, kapılarını araladığı edebiyat dünyasını ve yeni kitap projelerini Sayım Çınar’a anlattı.

Röportaj
Okuyanın aşkı bulduğu tılsımlı kitap!

Röportaj: Sayım Çınar / sayımcinar@gmail.com

Sen ekonomi dünyasında uzun yıllar gazetecilik yaptın. Aşk Seni Bulur, daha çok edebiyat dünyasının istediği türden bir kitap. Kendi iç çatışmalarını anlatan bir anlatı yazmayı ve yayınlamayı hiç hayal ediyor muydun? Şimdi kendini nasıl konumlandırıyorsun, ekonomi gazetecisi misin yoksa gerçekten artık edebiyat dünyasının…

Aslında edebiyat dünyası demek bana çok iddialı geliyor, çünkü bu kitapta herhangi bir yazarlık hüneri göstermiyorum. Anlatı deme nedenim de o. Roman değil, onu özellikle vurguluyorum, 2.5 yıllık otobiyografik bir kesit. Bankta otururken birine denk gelmiş ve çenemi tutamayıp ona anlatmışım gibi tamamen günlük hayattaki konuşma dilimle yazılmış bir kitap. Yazarlık hüneri gösteriyor olsam daha çok gayret ederdim. O yüzden haşa! Bu bir roman değil, edebi bir eser değil diyorum ama tabii okuyucuların takdiri.

Uzun bir süre kitabı rumuzla yazmayı düşündüm”

Bir taraftan da tamamı gerçek, herhangi bir kurgu yok. İsimler gerçek. Çok az kişinin ismi değişti ama tabii kimseyi üzmeden. Fakat benim açımdan çok fazla mahremin ortaya konduğu bir kitap oldu. Mahrem deyince genelde insanlar yataklı, seksi şeyleri anlıyorlar, oysa ki öyle değil. Herkesin mahremi kendine göre. Kitapta da dediğim gibi benim en mahremim gözyaşlarım. Çok üzgün olduğum zaman anlatamadığım için oturup yazdım. Bugüne kadar yaptığım işlere baktığımızda benim için bambaşka bir kulvar… Buna cesaret etmek hakikaten çok zordu. Uzun bir süre kitabı rumuzla yayımlamayı düşündüm. Arkadaşlarımın teşviki ve önerisiyle, sen de dahil kendi ismimle çıkardım ama gerçekten ödüm kopuyor hâlâ. Çünkü hem bir taraftan çok şahsi bir şey hem de benim bugüne kadar yaptığım işlerden çok farklı. Aslında çocukluğumdan beri gönlümde yatan buydu. Ekonomi yazarlığını da çok seviyorum ama öykü anlatıcılığı hep yapmak istediğim şeydi. Zaten ekonomiyi de biraz öyle kullandım, en sıkıcı ekonomi haberlerine bile hep öyküler katmaya çalıştım.

2017-06-13-PHOTO-00000064_2

İstediğim son bir türlü olmadı kitabı 9 kere bitirdim”

Batıda son dönemlerde chick lit türü yazarlar revaçta. Helen Fielding, Bridget Jones'un Günlüğü’nü yazıyor, Nick Hornby ise bir erkek hakkında yazıyor. Türkiye’de de chick lit türü çok gelişen bir tür ama böyle aydınlık chick lit dediğimiz örnekler çok az. Bu anlatıda Demet’in gerçekten gezen, gören, hisseden, sorgulayan bir insan olduğunu da görüyoruz. Sen bu kitapta kendi iç çatışmalarını sergiledin mi, kendini temize çektin mi, en önemlisi rahatladın mı?

Evet, rahatladım. Okuyanlar da söylüyor zaten, kitabın kendisi bir kitap yazma serüveni. Ve bu kitap bir türlü bitmedi. Dokuz kere bitirdim ama bir türlü sonu gelmedi. Çünkü hâlâ içimde ve yaşıyordum. Bilmiyorum daha önce böyle kitap yazan oldu mu? Genelde insanlar bir olay olur, giriş, gelişme ve sonuç olur, ondan sonra oturup yazarlar. Ben gelişmenin ortasındayken bu kitabı yazmaya başladım, dolayısıyla sonunun da ne olacağını bilemedim. Sonra istediğim son bir türlü olmadı ve kitap bitmedi. 9 kere bittiğine karar verdim, bitmemişti, dönüp dönüp tekrar yazdım.

Herkes sürekli çok seyahat ettiğimi söylüyor. Evet, ben deli gibi seyahat ediyorum, çok erken yaşlarda başladım seyahat etmeye. Bir taraftan fiziki olarak seyahat ediyorum, dünyada görmek istediğim pek çok yere gidiyorum, bunların içerisinde bazı dinlere göre kutsal atfedilen pek çok yer de var. Diğer taraftan görmeyi çok arzu ettiğim yerlere gidiyorum veya daha önce gittiğim yerlere tekrar, tekrar gidiyorum. Bir taraftan içsel yolculuklarım başladı. Bu bavul toplanıp gidilen türden bir yolculuk değil. Bir şeyleri topladığımız, çok yol aldığımız, derine indiğimiz, zirveye çıktığımız, dibi boyladığımız bir yolculuk… Sorgulayarak başlıyor asla bitmiyor ve cevapları bulup, soruları unuttuğunda bu yolculuğu fark ediyorsun.

2017-06-13-PHOTO-00000066_1

Çelişkilerimle barıştım”

Ben çok soru soran biriyim, mesleğim de bana bunu öğretti. Gazetecilik dediğimiz şey soru sormaktır aslında. Evet, ben sesli olarak çok soru soran biriyim ama sessiz olarak, içimden de çok soru sorarım. Çelişkilerimle de barıştım; 40 yaşındayım ve bir yığın çelişkilerle doluyum. Bize hep çelişkinin kötü bir şey olduğu öğretildi. Mesela, ben ölmekten korkmuyorum ama uçağın düşmesinden korkuyorum, bu bir çelişki. Suya düşmesinden daha çok korkuyorum. Aslında çelişki güzel bir şey, eğer onu dengeleyebilirsen olaylara tek bir açıdan bakmıyorsun, 180 derece bakabiliyorsun, bazen o genişleyip 360 derece de olabiliyor. Kitapta çelişkiler, sorgulamalar, hayatı anlama gayretleri var. Çünkü tam da gelişme bölümünde yazmaya başladığım için bu kesiti, aşka dair, ayrılığa dair, yaşama dair pek çok aforizma ve soru var.

Acele edip kendim kırdım kalbimi…”

Kitapta gerçekten bir ilişki yaşıyorsun. Evliliğini anlatıyorsun, sonra Bay C ile bir karşılaşmanız var, bir Fransız erkeği… Ve onunla yaşadığınız çok uzun soluklu, bitmeyen bir aşk var. Bu arada senin hayatla kurduğun o naif ilişkiyi de görüyoruz kitapta. Bay C bu kitabı okuduğunda neler hissedecek?

Kitapta evliliğime çok az değiniyorum. Sadece evliydim ve ayrıldım diyorum. İki yıl içinde aşk biriktirmiş platonik Fransız bir aşık, boşanmamı fırsat bilip soluğu İstanbul’da alıyor. Hakikaten çok güzel bir şey yaşadık. Hâlâ da onun hakkını teslim etmem gerektiğini düşünüyorum. Çok güzel bir şey yaşadık ama çok yükselmiştik. Düşüşümüz de çok sert oldu, ikimiz için de... Çehov demişti, ilk sahnede silah varsa o silah mutlaka patlar diye… Bizim hikayemizde daha ilk sahnede bir kalp vardı ve öyle veya böyle o kalp kırılacaktı. Ben bunu görünce acele edip kendim kırdım kalbimi, Bay C’den evvel davrandım.

Kendi kendini imha ettin yani…

Evet. Kırılacak bu kalp, hiç olmazsa ben kırayım dedim. Biraz tez canlıyım fakat aradan zaman geçtikten sonra gördüm ki onun da kalbi kırıldı. Bunları insan zamanla görebiliyor, anlayabiliyor. Kitap yayımlanmadan önce Bay C ile buluştum. Hâlâ Türkiye’deydi o esnada, ona kitaptan söz ettim. Amacım onu yaralamak, bir şey yapmak, birinden intikam almak falan değil. Bu tamamen benim uyuyamadığım gecelerde oturup yazmamla alakalı. Geçsin diye yazdığım bir şey. Kiminin uyursa geçiyor, kiminin yerse geçiyor, kiminin de dövüşerek geçiyor.

Bay C çok onore oldu”

Murathan Mungan, “Yaz geçer” demişti. Sen de bu kitapla bütün aşklarını temize çektin o zaman.

Evet, biraz öyle oldu. Yazdıkça geçer diye oturup yazdım, kitap yapmaya niyetim yoktu. Sonra ortaya çıkan şeyi kitap yapmak istedim ve ismini de geçirmiyor olmama rağmen Bay C’yi de haberdar ettim. Bu beni çok rahatlattı. O da çok onore oldu aslında. Hatta tüm dünyada satmasını istiyor, keşke başka dillere çevrilse de herkes okusa diyor.

Roland Barthes’ın “Bir Aşk Söyleminden Parçalar"ı okuduğunuz zaman çok etkileniyorsunuz. Çünkü aşkın bütün hallerini anlatıyor. Bu kitapta da senin bütün çatışmalarını görüyoruz, o heyecanı, kıskançlıkları… Her şeyi sorgulamışsın. Bunu içeriden ve içten yapıyorsun. Hayatla bir sorunun olduğunu, bir varoluş sorunu olduğunu ve hayatın ne kadar kaygan bir zemin olduğunu sürekli hatırlatıyorsun. Bu esasında çok hafif bir kitap gibi gözüküyor ama hiç de öyle değil, bir hayat sorgulaması… Sence aşk insanın kendini cezalandırması mıdır?

Hayat sorgulaması kesin olarak var. Bunu hepimiz yapıyoruz ama farkında olmadan yapıyoruz, sorguladığımızı bilmeden yapıyoruz. Kitabın üçüncü bölümünün adı da Yaşam ve Anlam zaten. Oradaki alt cümle şudur “Yaşamın anlamı ne?” Sonra ben “Senin yaşama kattığın mana ne?” diye o soruya başka bir soruyla karşılık veriyorum. Aslında hiçbirimiz cevabı bilmiyoruz, çözen çok az kişi var. Yaşam ne, niye geldik dünyaya, dünya bir imtihan mı, dünya bir imtihansa fal baktırmak kopya çekmek mi oluyor. (Gülüyor.) Hepimiz bir şeyleri anlamaya çalışıyoruz veya anlayamayacağımızı düşündüğümüz yerde de o konuyu düşünmemeye çalışıyoruz.

IMG_1091_1

Aşk bizde olan bir duygu karşı taraf sadece bunu ortaya çıkarıyor”

Ama aşk… Aşk da işte korku veya diğer pek çok duygu gibi… Duygu dediğimiz somut bir şey değil. Bazılarını beynimizdeki kimyasallarla, salgılanan hormonlarla ölçebiliyoruz. Mesela, korkunca göz bebeklerimiz küçülüyor, aşık olunca da bunları tespit edebileceğimiz çeşitli parametreler var ama o aşkın oranı, şiddeti, içeriği, neyi kapsadığı, ne kadar süreceği, genişliği vs. bu çok çok bireysel yaşanan bir şey. Dolayısıyla benim aşk diye anlattığım şey başka biri için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Veya onun aşk dediği şey belki benim aşk dediğim şeyin yüzde 1’ine denk geliyordur veya benimki başka birinin hissettiğinin binde birine denk geliyordur. Bunları mukayese edemeyiz. Ben benimkini anlattım ama şuna da çok inanırım. Aslında aşk veya başka bir insana karşı duyduğumuz herhangi bir duygu, birini sevmemek de aynı şekilde, bütün o duygu, her neyse o bizde olan bir şey. Karşı taraf sadece bunu ortaya çıkarmamıza vesile oluyor. Bu konuda pek çok bilimsel araştırma var, o kişiyle ilgili yarattığımız duyguların o kişiyle pek fazla ilgisi olmuyor. Şimdi bunu böyle konuştuğumuzda oturup bilimsel makale falan yazmamız gerekiyor ama öyle değil, gerçek hayatta bunu böyle tecrübe etmiyorsun. Bütün o duyguları karşındaki insana yüklüyorsun.

Bu kitapta bir taraftan da insanları ve olayları anlatıyorsun. Medyadan insan manzaraları da var. Çok yakın dostlarınla paylaşıyorsun. Pekala, o insanlar kitabını okudular mı, okuduktan sonra neler hissettiler?

Okuyanlar oldu. Kendi yaşamımdan bir kesit yazdığım için denk gelen olaylar, tesadüf ettiğim diyaloglar benim çevremde gerçekleşiyor. Çok dramatik bir şey olmamasına rağmen çoğunu zaten haberdar etmiştim. Bir kitabın içerisinde olmak onları mutlu etti. Arkadaşız, bir aradayız ama benle ilgili kitaptaki kadar bilgiye sahip olmayanlar vardı. Kitabı okuduktan sonra, keşke konuşsaymışız bunları, diyenler de oldu. Yan yana olduğun insanlarla bile birbirinden habersiz olabiliyorsun.

Bu kitap beni değiştirdi”

Bu dördüncü kitabın oldu. Diğer kitaplar ekonomi sektörüyle ilgiliydi. Şimdi farklı bir kulvara geçtin. Aradaki fark için neler söyleyebilirsin? Her kitap ayrı bir çocuk ama bu çocuğun farkı ne?

Bu çocuğun anası da benim, babası da… Diğer kitaplarımın iki tanesi iş dünyası odaklıydı. Aşk Seni Bulur, içinde patron olmayan ilk kitabım. İki kitabımda patronlarla söyleşiler var. Bu kitapları bazı insanlara faydalı olabileceğini düşündüğüm için yaptım. Çok başarılı işadamlarının, rol modellerin DNA’sını çıkaran kitaplar… Başarılarının sırlarını, kulağa küpe önerilerini yazdım ki, girişimci olmak isteyen veya profesyonel hayatta yükselmek isteyenler bunları rol model alabilirler. Böyle hazır paket, kompakt hale gelmiş bilgileri sundum o kitaplarda. Turuncu Yazılar kitabım ise üvey evlat gibi oldu. Daha çok denemelerden oluşuyor, kimsenin haberi yok o kitaptan. Kendi kendime çıkarmış gibi oldum. (Gülüyor.)

Dördüncü kitabım Aşk Seni Bulur’un kulvarı farklı. Çocukluğumdan beri gönlümden geçen şey öykü yazmak ve kafamda çok uzun yıllardır tasarladığım bir roman, bir kurgu var. Ama bir türlü cesaret edemedim. Böyle pek çok absürt bilim kurgu öykülerim var. Onları da ileride yayınlamayı düşünüyorum. Bu kitap bir şekilde kulvarımı değiştirmeme vesile oldu. Çocuk sahibi olunca insanlar değişir ya onun gibi beni değiştirdi. Diğer kitaplarım değiştirmedi, mevcut olan her şeyim, sistemim, ekosistemim devam etti. Fakat bu kitap beni yaşadığım ekosistem ve konfor alanımdan çıkardı ve yepyeni bir kulvar açtı. O yüzden beni büyüten, bir taraftan da yeniden doğuran bir kitap.

Hep yaptığım şeyleri biraz farklılaştırmaya çalıştım”

Hürriyet’te seninle ilgili hep iyi şeyler konuşulur. Sonra farklı gazetelerde çalıştın. Şu an bir başına bağımsız bir şekilde kitaplarınla ve kendi kurduğun ‘Kadinbu.com’ adlı internet sitenle var oluyorsun. Kurumsal hayattan bağımsızlığa geçiş sende yeni şeylere yol açtı mı?

Medya belki de kendi çalışanlarına en haşin, en hoyrat davranılan sektörlerden biri. Hem patron bazında hem yöneticiler bazında maalesef böyle. Pek çok kişinin bu sektörde kıymet görmediğini düşünüyorum. Gazeteciliğimle ilgili ben ne söylersem kendimi övmüş olurum, bu da hoş olmaz, o insanların teveccühü tabii ki. Bir şeyi farklı yaptığında fark ediliyorsun. Belki de ben sırf Kova burcu olduğum için hep yaptığım şeyleri biraz farklılaştırmaya çalıştım. Tamamen benim içimde duyduğum ister buna özen de, ister kompleks de, ister hırs de, ister işine kattığın kişisellik de her ne dersen de… Bir ekonomi söyleşisinin girişine Ahmet Arif’ten bir dize yazabildim mesela. Veya bir yazı dizisi yapıp, Victor Hugo’nun Sefiller’inden oraya geçişler yapabildim. Sanırım bazı şeyleri farklı yaptığım için de insanlar beni farklı gördü. Gazetecilik hayatımı şöyle özetleyebilirim; her zaman benim için insanlık veya iyilik gazetecilikten daha önce geldi.

Kimseye kazık atmadım”

İnsan her zaman kahraman olmaz ama insan olabilir “felsefesini savunuyorsun.

Biraz onu savunuyorum, biraz da insanları kırıp dökmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Yani kimseye kazık atmadım. Bu yüzden içim çok rahat. Bazen röportaj yaptığım insanlar kendilerini tehlikeye atabilecek ya da zor duruma düşürecek bir şey söylediklerinde ben onları onların adına da korudum. Röportaj yaptığım insanlarla aramda böyle bir güven ilişkisi oluştu.

Şimdi bu kitabı okuyan insanlar gerçekten kendi hayatlarından yeni perdeler görecekler, kendi geçmişini hatırlayacaklar, bazen de ‘de ja vu’ olacaklar.

Aslında o kadar yaygın bir şey yazıyorum ki aşk, ayrılık, evlilik, aşkı arama…

Ama samimi bir şekilde yazıyorsun, kendi farkını koyarak.

Ben benimkini yazdım. İnsanlar kitabımı çok kısa sürede okuyup, bitiriyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor. Herkes kendine ait bir şey mutlaka buluyor. Aslında hepimizin hayatları böyle, birer çemberiz ve herkesle kesişen kümelerimiz var. Bu herkes için geçerli diye düşünüyorum.

Aşk Seni Bulur’un sloganı da dikkat çekici. Bu kitabı okuyan insanlar belki de yeniden aşık olmaya doğru ilerleyebilecekler tezini savunuyorsun.

Tezden ziyade şöyle bir şey oldu. Bu kitabın ön okumasını üç ayrı kişi yaptı. Rica ettim, okudular ve okuyan üç kişi de bir ay içerisinde aşık oldu. İlişkileri hala devam ediyor. O yüzden bu kitabın herhalde bir tılsımı var, okuyan aşık oluyor dedim. Kendi aramızda bir şakayla çıktı bu. Fakat kitabı alıp, bitirdikleri tarihi takvime işaretleyenler var. Bir ayın sonunda gelip müdürü ziyaret edecekler. (Gülüyor.)

Peki bu kuş teması nedir? Kapakta aşk’ın ş noktasının yerinde kuş var. Sırtında kuş dövmeleri var. Sonra sen kuş olup uçuyorsun. Sonra bir kuşla göz göze geliyorsun. O kuş kim ve neler oluyor? Kitapta anlatmıyorsun. Merak edenler için burada söyle bari.

Sayım! Kuş teması özel olarak yok. Ama en baştan itibaren kuş teması varmış. Kitabı bitirmek üzereyken fark ettim. Kapak tasarımını yapan Berkcan Okar ilk çalışmalarını bitirdi. Bakıp dedim ki “Kapağa kuş kondurmanı istiyorum.” (Gülüyor) Kuş önemli. Bak kuş havada düşmez, balık suda boğulmaz!

Umarım okuyan herkes yeniden hayatına bir heyecan katar, yeniden aşık olur.