İnsanları sevmesini bilir yaşamayı sevdiği kadar...

İzzet Çapa

Rahmetli anneannem “İslam’ın şartı beş, altıncısı da haddini bilmektir” derdi. Ve ne zaman boyumuzdan büyük laflar ekmeye kalksak, nurlar içinde yatsın kulağımızı bir güzel çekerdi.

Hani büyük ozan Yaşar Kemal “O güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler” demiş ya; benim için de vaziyet biraz öyle artık galiba. Baksanıza hep bir eskilerden dem vurmalar, maziye methiyeler düzmeler...

İhtiyarlık alametleri diyeceğim, içimdeki uslanmaz çocuk atarlanacak. Şarap misali durdukça olgunlaşıyorum desem, e, o da hadsizlik olacak.

Edebiyat hocalarımın kulakları çınlasın, iyi bir yazının sırrı giriş, gelişme, sonuç bölümlerinin sağlam olmasındadır diye öğretmişlerdi. Giriş peşrevini bu kadar uzattığımı görseler, eminim hocalarım da anneannem gibi kulağımı bükerlerdi.

Neyse gelelim sadede… Bugün, Türk şiirinin çınarlarından Orhan Veli’nin ölüm yıldönümü efendim. Zaten bunca lacivert lafı da, şiirle ilgili bir yazı yazma hadsizliğine girişmenin ürkekliği ve ezikliğiyle sarf ettim.

Anlamam pek şiirden aslına bakarsanız ama Orhan Veli bir başka. Çünkü onun dilimizi kullanma şekli bambaşka. Bulabildiğim en afilli kelimelerle anacağım şairi ama edebiyatım yetmez. Hayatını anlatmaya kalksam e ona da tevellütüm müsaade etmez.

İşte bu yüzden Mevlana’nın “Pişkinin halinden ne anlasın ki ham... Öyleyse sözü kısa kesmek gerek vesselam” deyişiyle noktayı koyuyorum. Ve sizi Orhan Veli’nin hayatına girdiği kadınları anlattığı muhteşem ‘Aşk Resmi Geçidi’ şiirinin dizeleriyle baş başa bırakıp büyük ustaya da en derin saygılarımı sunuyorum…

Birincisi o incecik, o dal gibi kız,
Şimdi galiba bir tüccar karısı.
Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.
Ama yine de görmeyi çok isterim,
Kolay mı; ilk göz ağrısı.

İkincisi Münevver Abla, benden büyük
Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları
Gülmekten katılırdı, okudukça.
Bense bugünmüş gibi utanırım
O mektupları hatırladıkça.

.............. çıkar
.............. dururduk mahallede
......................... halde
............ yan yana yazılırdı duvarlara
................... yangın yerlerinde.

Dördüncüsü azgın bir kadın,
Açık saçık şeyler anlatırdı bana.
Bir gün de önümde soyunuverdi
Yıllar geçti aradan, unutamadım,
Kaç defa rüyama girdi.

Beşinciyi geçip altıncıya geldim.
Onun adı da Nurinnisa.
Ah güzelim
Ah esmerim
Ah
Canımın içi Nurinnisa.

Yedincisi Aliye, kibar bir kadın.
Ama ben pek varamadım tadına.
Bütün kibar kadınlar gibi
Küpe fiyatına, kürk fiyatına.

Sekizinci de o bokun soyu.
Elin karısında namus ara,
Kendinde arandı mı küplere bin.
Üstelik.......
Yalanın düzenin bini bir para.

Ayten'di dokuzuncunun adı.
İş başında şunun bunun esiri,
Ama bardan çıktı mı,
Kiminle isterse onunla yatar.

Onuncusu akıllı çıktı
....... gitti.........
Ama haksız da değildi hani.
Sevişmek zenginlerin harcıymış
İşsizlerin harcıymış.
İki gönül bir olunca
Samanlık seyranmış ama,
İki çıplak da, olsa olsa,
Bir hamama yakışırmış.

İşine bağlı bir kadındı on birinci,
Hoş, olmasın da ne yapsın,
Bir zalimin yanında gündelikçi.
.........leksandra
Geceleri odama gelir,
Sabahlara kadar kalır.
Konyak içer sarhoş olur,
Sabahı da işbaşı yapardı şafakla.

Gelelim sonuncuya.
Hiçbirine bağlanmadım
Ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil, insan.
Ne kibarlık budalası,
Ne malda mülkte gözü var.
Hür olsak der,
Eşit olsak der.
İnsanları sevmesini bilir
Yaşamayı sevdiği kadar…