12℃
İstanbul
26 Mart 2017
"Haberci olmak isteyen yoğunluğu göze almalı!"

Pınar Erbaş Show Haber’in başarı sırlarını Sayım Çınar'a anlattı / ÖZEL RÖPORTAJ

Genç ve yetenekli bir isim hafta sonları televizyon ekranlarında izleyicilerle buluşuyor, reytingleri topluyor! Sayım Çınar, Pınar Erbaş ile medyayı ve Show Haber’in başarısını konuştu.

Röportaj
Pınar Erbaş Show Haber’in başarı sırlarını Sayım Çınar'a anlattı / ÖZEL RÖPORTAJ

Sayım Çınar / sayimcinar@gmail.com

- Show TV hafta sonu haberlerine nasıl hazırlanıyorsunuz?

Sabah haber toplantısıyla başlıyor günüm. Her haberi öncesinde izlemem, hakim olmam gerekli diye düşünüyorum. Aksi halde yayında kendimi iyi hissedemiyorum. Gün zaten kendi temposunda akıyor. Öğleden sonra yeni ajans görüntüleriyle haberleri tekrar gözden geçiriyoruz. Yavaş yavaş muhabir arkadaşlarımız haberden dönmeye başlıyor. Derken bülten saati geliyor zaten.

- Ekibinizden bahseder misiniz?

Baştan söyleyeyim; tüm ekip arkadaşlarımın haberciliğine kefilim. Genel Yayın Yönetmenimiz Ramazan Kurnaz önderliğinde işini canla başla yapan, yoku var eden bir ekibiz. Bir parçaları olmak benim için büyük gurur. Ekipteki herkes sokağı iyi bilen, derdi iyi habercilik yapmak olan insanlar. Sanırım Show Haber’in alamet-i farikası biraz da bu.

fwrfreg

- Gündem baş döndürücü, nasıl takip ediyorsunuz?

Haberci olmak isteyenlerin bu yoğunluğu zul gibi gördüğünü düşünmüyorum. Şahsen mesleğim bu olduğu için izlemiyorum haberleri. Zaten haberi sevdiğim için bu mesleği yapıyorum. Sabah haberlerle uyanıyorum, bir yere giderken radyoda yine haberler açık ve inanın akşam yatarken de kulaklığımdan internette yorum-analiz programlarının tekrarlarını dinleyerek uyuyorum. Kulağa garip gelebilir ama ben böyle çok mutluyum. Gündem takibi mesleğim icabı yapmak zorunda hissettiğim bir şey değil. Aksine, yapamazsam hayattan koparmışım gibi hissediyorum. Yalnız son zamanlarda şunu fark ettim; yakın arkadaş çevremde kimse haberci değil ve ben sohbet ederken her konuyu ille bir yerinden gündeme çekince sanırım sıkıcı oluyorum ama nezaketten olsa gerek kimse susturmuyor, beni idare ediyorlar. Kimseyi yormamak adına biraz o yönümü törpüledim.

“İŞE İLK BAŞLAYANLAR İÇİN HABER TOPLANTISINA GİRMEK ZOR BİR DENEYİMDİR.”

- Hayatınıza nasıl sirayet ediyor peki olan biten, etkilenmiyor musunuz?

İşe ilk başlayanlar için haber toplantısına girmek zor bir deneyimdir. O 3. sayfa diye tabir ettiğimiz haberlerin ajans görüntülerinde ham hallerini, yani olayı tüm çıplaklığıyla görünce afallayıp kalırsınız. Ben de öyleydim. Hafızamda hala o günlerden kalan çok görüntü var. Yıllar geçti ve görmeye alıştım gibi bir durum da yok aslında. Sadece olayları içselleştirmeden empati yapabilmeyi öğrendim. Acının üstünü örtmektense yüzleşmek en doğrusu. Ki biz haberciler olarak bunu bir adım daha ileri taşıyıp yüzleşmenin yanında o acıya sebep olan sistemi de sorguluyoruz. İşin bu kısmında; aman çok etkileniyorum, hayatıma sirayet ediyor, mutsuz oluyorum, gibi buhranlar yaşamaya lüksüm yok.

Ancak bu söylediğim bülten bitiyor ve ben her şeyi unutuyorum demek değil. Özellikle çocuk istismarı haberlerinde öfkeden nefesim kesiliyor. İçinde çocuk mağduriyeti olan haberlerin her birinin üstümde bıraktığı ağır bir yük var. Alışmam mümkün değil. Zaten alışmayayım, alışmayalım da. Kadına şiddet keza ülkemizin değişmez gündemi. Bazen öyle vahşetlerle karşılaşıyoruz ki haber toplantılarında birbirimize bakakalıyoruz. Ama içimizin acıması bir şey değiştirmez. Bu tür meselelerin daha çok haberini yapmalıyız, daha çok üstüne gitmeliyiz ki en azından bir çözüm için farkındalık yaratabilelim.

WhatsApp_Image_2017-03-07_at_14.45.15

- Önümüzdeki süreçte medya neye evrilecek, her şey değişiyor sonuçta?

Teknoloji her şeyi yakıp yıkacak, gazeteler televizyonlar kalmayacak her şey dijitalleşecek, bireyselleşecek diye en az 10 senedir bas bas bağıranlar var. Biraz sakin olmakta fayda var diye düşünüyorum. Galatasaray Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler yüksek lisansı yapıyorum ve üniversiteye gittiğimde kantinde hala gençlerin gazete okuduğunu görüyorum.

“İnternetten takip ediyorum gündemi varsa yoksa Twitter” diyen bir kitle de var tabii ama bu gazete okunmuyor demek değil. Televizyon haberciliği deseniz zaten etkisi tartışılmaz.

Teknoloji sayesinde ise şahane bir şey oldu; izleyiciyle aranızda interaktif bir bağ kurabiliyorsunuz artık. Tartışma programlarında sosyal medya üzerinden anlık izleyici soruları yönlendiriliyor, bire bir reaksiyonları görüyorsunuz.

Biz de Show Haber olarak Whatsapp ihbar hattımız sayesinde seyircimizle birebir etkileşim halindeyiz. Geçenlerde feribotta yaşanan bir olayda yolculardan biri olayı videoya çekerken şimdi bunu Show Haber Whatsapp ihbar hattına göndereceğim diyordu. Demek ki toplumda böyle bir refleks geliştirmeyi başarmışız.

fkrjfrg

“SOSYAL MEDYAYI GERİDEN TAKİP EDİYORUM.”

- Sosyal medya günümüzde çok önemli, kendi hayatınızda nasıl kullanıyorsunuz?

Çok çok geriden takip ediyorum maalesef. Düşünün; Instagram’a daha yeni girdim. O da mahalle baskısıyla. Arkadaşlarımın ısrarlarına dayanamadım. Twitter’da da öyle olmuştu. Herkes o mecraya ilişkin ilk heyecanlarını üstünden atmışken ve hatta sıkılmaya başlamışken siz yeni keşfetmiş oluyorsunuz. Biraz komik bir durum.

- Hafta sonu haber sunmak daha mı zor?

Her günün, her saat diliminin kendine göre bir zorluğu var. Hafta sonları genelde insanlar dışarıda olur, haberlere bakmaya pek hevesli olmazlar gibi bir kanı vardır. Ancak bunun doğru olmadığını bize aldığımız ratingler gösteriyor. İddialı dizilerden bile kat kat fazla izleniyoruz. Tabii bunda ülke gündeminin hafta içi hafta sonu dinlemeden her daim yoğun olmasının da etkisi var.

ferbreg

- Çok genç yaşta ciddi bir sorumluluk sahibisiniz…

Ana haber koltuğuna oturduğumda 26 yaşındaydım. Dediğiniz gibi çok ağır bir yük. Başlarda ‘Yapabilecek miyim acaba’ gibi tereddütler yaşadım. Hayatınıza yön veren bu tip önemli olaylarda genelde karşınızda iki seçenek oluyor; ya o tereddüt girdabına iyice teslim oluyorsunuz ve işler iyice sarpa sarıyor ya da yeni görevinizden başka her şeye, özellikle de kimin ne dediğine kulaklarınızı kapatıp elinizden gelenin en iyisini yapmaya odaklanıyorsunuz…

- Bilginin kutsal olduğu bir dünyada bilgiyi çok kötüye kullananlar var. Hem yazın hayatında var bu hem diğer alanlarda…

Aslında bu konuda söyleyecek o kadar çok sözüm var ki. Sanırım edindiğimiz bilginin kaynağına bakmadan onu doğru kabul etmek kolayımıza geliyor. Sosyal medyada bir anda patlak vermiş aslı astarı olmayan bir haber bile bazen kitleleri galeyana getirebiliyor.

Hatta iş öyle bir boyuta geliyor ki o asparagasları yayınlamadığı için bazen habercileri suçlayanlar bile olabiliyor. Buna; sosyal medyayı doğru kullanmaya çalışırken yaşadığımız bir geçiş süreci diyelim… Bilgi dediğiniz gibi çok kutsal ve emek sarf edilerek edinilebilen bir şey. Zamanla bu konuda da bir bilinç oluşacağına inanıyorum.

“BU ARADA BAŞKALARININ HAKKI YENİYOR GİBİ BİR MESELE DE VAR AMA MAALESEF O HAYATIN HER ALANINDA KARŞIMIZA ÇIKAN BİR DURUM.”

- 90’lı yıllara kadar televizyonculuk çok önemli bir meslekti. Devamında canı isteyen televizyoncu oldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

Şahsen pek öyle düşünmüyorum. Ekran yüzlerini aklıma getirdiğimde hemen hepsi muhabir kökenli. İşini hakkıyla yapan isimler… Canı isteyen de televizyoncu olmak isteyebilir. İletişim sektörü salt iletişim fakültesi çıkışlılarından oluşmuyor. Çünkü bizden doktorluk ya da avukatlıkta gerektiği gibi olmazsa olmaz teknik bilgilerle donanmış olmamız beklenmiyor. Teori de önemli tabii ama pratiğe dayalı bir sektör. Kabul edelim ki bir hayli albenisi de var. İsteklisi çok. Ancak kendi içinde şahane bir dinamiği var. Eğer gerçekten yetisizseniz ya da hak etmeden bir yerlere gelmişseniz çabuk eleniyorsunuz.

Dolayısıyla ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’. Bu arada başkalarının hakkı yeniyor gibi bir mesele de var ama maalesef o hayatın her alanında karşımıza çıkan bir durum.

- İyi bir televizyoncunun en önemli 5 özelliği nedir?

Televizyonculukla ilgili konuşacak kadar deneyimli değilim ancak televizyon haberciği için sanırım sokağı iyi tanımak, samimi, vicdanlı, dürüst ve bir hayli cesur olmak gerekli.

fehjrbreg

- Olmazsa olmaz şehriniz hangisi?

Direkt ikinciyle başlayayım çünkü listenin tepesinde tartışmasız İstanbul var. Avrupa’yı hep kara kışında, soğuğunda tanıdım maalesef. Bir kere güneşli dönemine denk geldim onda da çok küçüktüm. Afrika kıtası gördüğüm en güzel doğaya sahip ancak bir o kadar da zor yaşamlara şahit olduğum topraklardı… Hayattaki en büyük endişesi bir sonraki lokmanın ne olacağını ve o lokmayı ne zaman ağzına koyacağını bilmek olan insanlar tanıdım. ABD deseniz başkan değişimiyle beraber son dönem politikalarını biraz tedirginlikle takip ediyorum. Soruya dönersek; eğer bir gün dükkânı kapatıp gitmem gerekirse sanırım Arjantin’ uçarım. Buenos Aires, indikten 3 saat geçmeden bana “Ben burada yaşarım” dedirten şehirdi. Aniden bir sakinlik, rahatlık duygusuna kapılmıştım.