Güle güle TEOG...

Zakir Avşar

Hayatı sınavlar arasında koşturmaca içinde geçen insanlarız. Kendimiz girdik, girmek için çalıştık. Ailelerimiz kazanmamız, bu kıyasıya yarışta olabilmemiz için ellerinden gelen fedakarlığı yaptılar; sonrasında biz büyüdük, çocuklarımız için aynı zor ve zahmetli dönemler başladı…

Sınavların sürekli adı değişti. İlköğrenim, lise, üniversite her aşamada farklı sınavlar…

Bu sınavlar gerçekten ölçme ve değerlendirmeye elverişli mi? Amaca hizmet ediyor mu? En iyileri veya en verimli olacak iklimi belirliyor mu? Bunlar üzerine sürekli tartışıldı…

Yıllar süren hazırlıklar ve çoğu öğrenci için heyecan, uykusuzluk ve stres içinde geçen birkaç saatlik sınav süresi içinde hayatlarının akışını değiştirecek neticeler ortaya çıktı.

Durum, hem aileleri tam olarak mutlu etmekten, hem de öğrencilerimizin geleceğini istedikleri gibi belirlemelerine imkan vermekten hep uzak kaldı.

Aileler, ağır ekonomik yükler içinde, binbir fedakarlıkla çocuklarını o kurstan bu kursa taşırlarken, çocuklarımızın hep birer yarış atı gibi hayatlarının akıp gittiğine dair kaygı ve endişelerimizi de dile getirdik.

Çocuklarımız sanatla, sporla veya doğal yeteneklerinin olduğu pek çok alanla irtibatlarını kaybederek; sadece bu sınavlara yönelik hazırlık süreçleriyle meşgul olarak yetişti.

Çoktan seçmeli sorularla yüzyüze gelen ve soru çözmeyi seçenekler arasında dolaşarak başaran nesiller, gerçek hayatta kendi seçeneklerini bulamaz, ortaya koyamaz oldular.

Ezberci, formülcü, hazırcı, uzun metin okumalarına gidemeyen, okusa anlayamayan, anlasa uygulayamayan bir nesil ile denizin bitip karanın görüneceğini; ülkenin geleceğinin kararacağını defaatle hatırlattık.

Aklı başında eğitimcilerimiz ikide bir değişen ve çözüm olarak sadece yeni bir adla sınav dayatan ve bu sınavlar içinde yine çocuklarımızı bir öncekinden daha ağır şartlardaki bir hayata götüren sözde reformlara hep itiraz ettiler.

Ancak o kadar bakan değişti, o kadar bürokratik değişiklik gerçekleşti; zihniyet aynı kaldı…

Sınav da sınav…

Sayın Cumhurbaşkanı çıktı, bu sistemi istemediğini söyledi. Bir anda herkes kral çıplak demeye başladı…

Dershane meselesinde de böyle olmuştu. Dersaneciliğin eğitimin bir parçası değil, sömürünün, fırsat eşitsizliğinin ve suistimalin en büyük aracı olduğunu söyleyeduranlara karşı muazzam bir olumsuz yaklaşım vardı. Sonra yine Tayyip Erdoğan’ın da dershanelerin kaldırılması gerektiğini söylemesiyle bürokrasi ve siyaset uyandı. Buna rağmen kısa sürede çözülemedi, ayak diremeler, engellemeler, zamana yaymalar ile olay sürüncemede bırakıldı.

Dershane işi hala bitti denemez. Ad ve format değiştirdi, özünde aynı…

TEOG denilen sistemin nihayete ermesi makul olmuştur. Umarım yerine benzeri bir uygulama, başka adla ve yeni sistem diye dayatılmaz. Bu ülkenin çocuklarının fırsat eşitliği içinde gerçek cevherlerine uygun bir gelecek kurabilmelerinin yolu ve imkanları aralanır.

TEOG’un kaldırılmış olmasının yine yoğun bir torpil ve iltimas için fırsata dönüştürülmesinin önüne de inşallah geçilir.

Yoksa o kadar çok iyi niyetle ve hayırlı bir çalışma olsun diye atılmış adımlar olmuştur ki, gelen sistemle birlikte mumla aranır hale gelmiştir.

Lütfen bu kez olmasın…