Burcu Çetinkaya Bucak, AK Parti'li Metin Külünk ile konuştu - Gündem
24℃
İstanbul
23 Ağustos 2017
Mücadele ile süren bir hayat...

Burcu Çetinkaya Bucak, AK Parti'li Metin Külünk ile konuştu

Burcu Çetinkaya Bucak'ın Türkiye Gazetesi'ndeki pazar röpörtajlarındaki bu haftaki konuğu AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk oldu. Milletvekilliğinin kendisi için amaç değil araç olduğunu belirten Külünk “Hurdaclık, pazarcılık yaptım. Çok mendil, maydanoz sattım. Utanç duymadım” dedi.

Gündem
Burcu Çetinkaya Bucak, AK Parti'li Metin Külünk ile konuştu

Her gün ortalama 100 telefonla konuşuyor. Bizim 45 dakikalık ropörtajımız esnasında 13 defa telefonu çaldı. Deli dolu bir siyasetçi. Davasına inanan ve ata memleketi Rize’yi her halinde hissettiren...

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk ile keyifli bir sohbet yaptık, biraz siyaset dışına çıkmaya çalıştık.

- Çocukluk yıllarınızdan biraz bahseder misiniz?

Babam astsubaydı. Ben Ankara doğumluyum. Memur bir ailenin çocuğu olmaktan kaynaklanan Kore’ye kadar uzanan bir seyahat zincirimiz var ve bu bize çok şey kazandırdı. 1960 darbesinin ardından Ankara, Yenimahalle, Subayevleri’nde doğdum. Ardından Erzincan’da bir 5 yıl geçirdim. İlk oruç tuttuğum yıllardı. Abilerimin beni sırtlarında taşıdığını çok iyi hatırlıyorum. Baba ve annemin evinden uzak olduğumuz için ev sahibimize babaanne derdim. Gece anne babamın yanından kaçıp, Nuriye babaannemin yanında yattığım zamanları da hatırlıyorum. Komşuluk hukukunun güzel olduğu zamanlardı. Ardından 3 sene Diyarbakır Bağlar semtinde oturduk. İlkokula orada okudum. Babam emekliliğe karar verip, abilerimin eğitim hayatlarımı sürdürmek amacıyla İstanbul’a gelince çok üzülerek Diyarbakır’dan ayrılmak zorunda kaldık. Anadolu’nun büyük yüreğini ayrılırken dahi yaşadık, kara tren bizi garda beklerken bütün mahalle bizi uğurlamak için oraya gelmişti. Annemi yolcu eden o Kürt analarının gözyaşlarını gördüm. Annem Kürtçe bilmiyordu, onlar Türkçe bilmiyordu ama gönülleriyle konuşuyorlardı.

- İstanbul’a ne zaman taşındınız?

1968’den sonrası ise hayatımın şekillendiği ve varlığımızın İstanbul duygusuyla bütünleştiği bir donemdi. Bana göre ruhumun başkenti İstanbul. İstanbul’a yaptığımız kötülüklere rağmen, beton lalelere rağmen İstanbul inanılmaz bir direniş gösteriyor. Ben bu şehrin en keyifli zamanlarını yaşayanlardanım. İstanbul nüfusunun 1 milyon civarı olduğu dönemi biliyorum. Ama ailem, atalarım Rize Güneysu Tepebaşı Köyü’nden. Bağımız da devam ediyor, senede en az 2 kere giderim.

- Ben anne ve babamdan hiç ayrılmadım.

Babam 1997’de rahmetli oldu, annemde 2002’de rahmetli olduğunda yanımızdalardı. Bu anlamda eşimin de katkısı çok. Anne ve babam eşimden inanılmaz razılardı. Eşim de ‘’anne sağ olsaydı da yanımızda olsaydı’’ derdi. Herkesin birbirini yabancı gördüğü bir süreçteyiz bu donemde bu değerleri ayağa kaldırmaya ihtiyacımız var. Kaynana-gelin ilişkilerinin yok olmaya yüz tuttuğu bir devirdeyiz.

- Siyasi ve fikir anlamında görüşleriniz nasıl şekillendi?

Şu anda Çamlıca Derneği’nin başında olan ve Çamlıca Camii’ne hizmet eden büyük abim, bizim fikri noktadaki şekillenişimizdeki kilometre taşıdır. İstanbul’a geliş sebeplerimizden biri abimin Işık Muhendislik Yüksekokulu’nda okuyor olmasıydı. Abim 11. Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül’ün dönem arkadaşıydı. Işık da kavganın yoğun olduğu bir yerdi. Abim o yapının içerisindeydi, bunun bize de yansımaları oluyordu ve onun ardından hemen Milli Selamet Partisi’yle tanıştık. Ortanca ağabeyim Fatih Gençlik Kolları’nda görev yaptı. O esnada da ben partiyle tanıştım. 1973 yılıydı. Derslerim iyiydi ama ele avuca sığmayan birisiydim. Takviye için 15 tatillerde eski milletvekilimiz Hüseyin Kansu Bey bana partide matematik dersleri verirdi. Oradan başlayan bir ünsiyetimiz başladı. 1973 seçimlerinde yaşım 13’tü ama seçimlerde bildiri dağıtıyordum. Babam yaz tatili sebebiyle çalıştırırdı beni. İyi ki de öyle yapmış. Çok maydanoz sattım, fındık, havlu, mendil sattım. Pazarcılık yaptım. O yaşlarda hayata tutunmak için ne gerekiyorsa yaptım. Bir müddet hurdacıda çalıştım. Bir gün hurdacı ‘’eksik’’ tartmamı istedi. Bunu danıştığım Hüseyin Yüksel ağabey ‘’Metin bu haram, fazla olanı eksik tartıyorsun’’ dedi. Bir daha oraya gitmedim. Mücadele hayatı insanın karakter hayatıdır. Karakteriniz nasıl şekillenirse hayatınız öyle devam eder.

- Sonra?

Vefa Lisesi’nde okurken 1975 yılında ise Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ile tanıştım. 16 yaşında oraya katıldım. Mücadele hayatımızın resmi başlangıcı da orasıdır. 1975 yılından sonra da hayatım hep yöneticilikte geçti. Yöneticilikle şekillenmiş bir hayat aslında. Ama biz hep siyaset yapıyorduk. 1976 yılında sayın Cumhurbaşkanımız’ın da içinde olduğu muhalif liste vardı. Meclis başkanımız sayın İsmail Kahraman, sayın Abdullah Gül, sayın Cumhurbaşkanımız’ın içinde olduğu daha dinamik bir strateji hedefleyen bir liste çalışması yapıldı. Yaşımız küçük olmasına rağmen o kongrede, 16 yaşındayken, o listeyi saklayıp, çoğaltmak görevi bana verilmişti.

- Sayın Cumhurbaşkanımız’la nasıl tanıştınız?

Bizim zaten ailece de bağımız var. Benim büyük dedemin ilk eşi sayın Cumhurbaşkanımız’ın halası. 1968’de biz İstanbul’a geldiğimizde zaten bir bağımız vardı ama ilk defa MTTB’de tanıştık. Ben Başkanlık Divanı tarafına geçerken, o da oradan kendi bölümüne geçmek üzereyken ‘’Sen Metin misin?’’ dedi. ‘’Sen misin Tayyip Ağabey?’’ dedim. ve o günden başlayan tanışıklığımız var. O günlerde ne konuştuğumuzu biliyoruz. O günden beri hep kardeşlik hukukuyla sevdiğim ve saydığım bir insan olarak var oldu. Yıllar öncesinde bir gün ’’İki ağabeyimden başka hayatımda 3 insan var, bu 3 insanın ikisi hayatımdan gitti, ikisi de siyasi kimlikli insanlardı. O insanlara güvenimi kaybettim üzgünüm, senden rica ediyorum bir ağabey olarak hayatımdan çıkma’’ dedim. O günden bu yana devam eden bir hukukumuz var.

- Siyasi kariyeriniz, dava aşkınız nasıl şekillenmeye devam etti?

Biz o kongreyi kaybettik ve MTTB’den kopunca Akıncılar Hareketi’nde yerimizi aldık. Ağabeylerle neler yapacağımızı konuşmaya başladık. Merhum Sedat Yenigün’u de anmadan geçemeyeceğim. 12 Eylül öncesindeki ‘Gladyo’nun işlediği çok kritik cinayetlerden birisidir. Sadece bir insanı değil bir nesli de ortadan kaldırma noktasında bir cinayetti. Akıncılar Derneği kapanana kadar ben İstanbul İl Başkanlığı yaptım. 18 yaşında ise İstanbul il başkanıydım.

- Milletvekili olmak ne zaman şekillendi kafanızda?

Hiçbir zaman bir şey olmak için bir şey yapmam. Ben mağlup coğrafyanın galibiyet arayan adamıyım. Hiçbir zaman amaç olmadı benim için milletvekilliği. Ümmetin 300 yıllık aklen mağlubiyetinin 1000 yıllık aklen galibiyete ve bu akıl galibiyetinin bir insan medeniyetine dönüşmesinin mücadelesini veriyorum. Makam mevki ancak bu iddiaya hizmet ediyorsa bir anlamı vardır.

- Sporla aranız nasıl?

5 yıl voleybol oynadım, karate yaptım. İyi futbolcuydum, çok iyi kaleciydim ama mücadele hayatımızı tercih ettiğim için bıraktım.

- Çokça okuduğunuz kitaplar?

İbn-i Arabi Fususu’l Hikem, fırsat buldukça Matüridi Akaid ve bolca makale.

- En son okudu unuz kitap?

Şu anda Mehmet Evkuran’ın “15 Temmuz Üzerine Düşünceler” ilgili kitabı var, tavsiye ediyorum.

- Tatil yapabiliyor musunuz?

Uzun süredir ilk defa torunlarım ve damadım sayesinde yaptım. Ama telefonlarım hep açıktı.

- Ya resim?

Mesela 35-40 tane tablom vardır. Resim yaparım. Ressam edasıyla değil ama çizerim. Şiir de yazarım. Kısa bir şiirimi bir Kültür Bakanlığı sanatçısı besteledi. “Hey Özgürlük” şiirin adı. Kızıma yazdığım bir şiiri bestelettim.

- Şanlıurfa sizin için ne ifade ediyor?

Bu coğrafyanın sır küpü. Büyük Anadolu aklının referans şehirlerinden bir tanesidir. Urfa bu durumunu devam ettirdiği sürece Türkiye’ye hiçbir birşey olmaz.