Avrupa "Türkofobik" dış politikasını sorgulamalı! - Gündem
16℃
İstanbul
27 Mayıs 2017
Doç. Dr. Selin Şenocak'tan referandum yorumu...

Avrupa "Türkofobik" dış politikasını sorgulamalı!

26-28 Nisan 2017 tarihinde dönem başkanlığını yürüten Malta’da Avrupa Birliği Komisyonu dış siyasetini masaya yatıracak. Türkiye, AB Komisyonu'nun yeni diplomasisini EL-CSID projesi kapsamında şekillendirecek.

Gündem
Avrupa "Türkofobik" dış politikasını sorgulamalı!

Müslüman ülkeleriyle diplomatik ilişkilerden sorumlu Doç. Dr. Naciye Selin Şenocak, etkinlikten önce Türkiye’deki referendum sonrası Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerini Eurasia Diary için değerlendirdi.

Doç. Dr. Şenocak, Türkiye’deki referendum sonucunun, Avrupa’nın dünyaya empoze etmeye çalıştığı ethnomerkezci evrensel temel değerlerini, Müslüman göçmenleriyle ayrılıkçı siyasetini ve çıkmaza giren Türkofobik dış politikasını sorgulaması gerektiğini gösterdiğini, bu durumu Malta’da da değerlendireceklerini ifade etti.

İşte o açıklamalar:

16 Nisan 2017 tarihinde gerçeklestirilen seçim sonucu gerek Türkiye, gerekse Avrupa Birliği açısından çıkmaz sokağa girildiğini göstermektedir. Avrupa tüm engellemelere ve Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı propogandalara rağmen Avrupa’nın kalbi Brüksel’de %75 oranında, sansasyonel şekilde seçim propagandasına yasak getiren ve diplomatik krize neden olan Hollanda’dan %73, Türkofobik söylemlerde bulunan Avusturya’dan %72, Almanya’dan %63 oranında refendumdan Evet oyu alıyorsa bu demektir ki Avrupa bir yerde yanlış yapıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdogan, kendini “Ben Mazlumların sesiyim“ diye tanımlamasını anlamaları gerekmektedir. Son yıllarda, özellikle 11 Eylül sonrası, İslamofobi'nin sonucu olarak Avrupa’da yaşayan Türkler ve dünyadaki müslümanlar kendilerini mazlum olarak nitelendirmektedir. Rakamsal olarak dünyada 1.7 milyar müslüman yaşamaktadır. Avrupa bugüne kadar İslamiyeti gericilik, kendi kültürünü evrensel bir medeniyet olarak gördü, bugün yaşadığı iç çatışmalar terör olayları da bu bakış açısı ve kültürel emperyalizminin sonucudur. İslamofobi yeni yüzyilin hastalığı olarak nitelendirilse de Avrupa halkının belleklerinde yüzyıllardır işlenmiş olan bir kavramdır. Hristiyan kiliselerinin hakimiyetini korumak için Avrupa halkının hafızasına müslüman ve Türk korkusunu işlemiştir. Papa Innocent III, Hz Muhammed’i “Beast of Apocalypse“, Kıyamet Yaratığı 666 sayısıyla özdeşleştirmiştir, Reformcu Protestan kilisesinin kurucusu Martin Luther, Türkleri “İlahi Ceza“ ve Türklerle savaşmayı ilahi kurtuluş olarak göstermiştir. Osmanlı’nın Viyana kuşatmaları sırasında Türkler insan eti ve kanıyla beslenen barbar, vahşi “Kurt-Adamlar“ korkusu olarak Avrupa halklarının hafizalarına işlenmiştir. Geçmişte Türklerle ilgili yapılan yanlış algı ve propogandayı bugün Avrupa’daki Irkçı siyasetçiler ve Avrupa medyası devam etmektedir.

54 senedir Türkiye AB kapısının önünde bekletilmektedir. Avrupa’nın tüm değerler sistematigini 94 senedir içselleştiren Avrupa’nın hukuksal, siyasi yapılanmasını özümseyen laik Türkiye Cumhuriyeti, AB tarafından hiçbir zaman kabul görmedi. Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili AB Komisyonu tarafından anketlerde öne çıkan unsur %63 oranında Türkiye’nin “kültürel farklılığı ve müslüman göçmen korkusu“ ve Avrupa halkının %68'i Türkiye'nin AB üyeliğine karşı. 15 Temmuz darbe girişiminden bugüne kadar, referandum süreci boyunca ve sonrasında AB-Türkiye ilişkileri geri dönüşü olmayan diplomatik çıkmaza girmiştir. Artık her iki tarafın da bir karar aşamasına girmesi gerekmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye’nin AB üyeliğini refenduma götürme isteği artık bu konuda somut bir adım atılması gerektiğini göstermektedir, son yapılan anketlerde Türkiye'de AB üyeliğine desteğin % 17 olması, aslında, sonucun ne olabileceğini gösteriyor.

Avrupa, tüm Dünya’ya empoze etmeye çalıştığı aydınlanma çağının 18. yüzyıldan kalma ethnomerkezci evrensel değerlerinin (insan Hakları,demokrasi, özgürlük, esitlik vb.) gibi değerler sistematiğinin kültürel karamsarlık içerisinde şekillenen 21.yüzyıl dünyasında kültürel görecelik, anlayış çerçevesinde yeniden ele alması gerektiğini ve müslüman göçmen entegrasyon politikasını ve İslamiyete bakışını gözden geçirmesi gerektiğini anlaması gerekiyor. Evrensel değerler uğruna kendi kültürel değerleri yok sayılan, değersizleştirilen ve ötekileştirilen müslüman gençler “varolmak“ için kendi müslüman değerlerinden uzak radikal grupların piyonları haline gelmektedir. Avrupa, müslüman coğrafya ile diplomatik ilişkilerini etkin hale getirmek istiyorsa, öncelikle, müslüman göçmenlerin entegrasyonunu başarması gerekiyor.

Bunun beraberinde Türkiye bu referendum sonucunu ve Anayasa değişikliğini ortak mutabakat çerçevesinde ülke içerisinde kutuplaşma olmadan yönetmesi gerekiyor. Toplumun çoğunluğunun içselleştirmediği yapısal değişiklikler dış güçlerin provokasyonuyla ülkeyi kaosa sürükler.

Artık gerek Türkiye, gerekse AB yol ayrımına girmiş durumda.