Aşıklar Şehri

Ayla İbar

La La Land - 2016
Tür: Müzikal; Romantik / Yapım: ABD

“Hayallere kavuşmak mümkün mü? “Keşkelerin” olmadığı bir hayat var mı? ”

Aşk hikayelerini, müziği, dansı sevmeyen var mı? Acaba sinemada en çok ilgi çeken konular bunlar mı? Geçmişe özlem duyuyor muyuz? 1950’li yıllardaki sinemayı özledik mi? Evet böyle birçok soruyu aklımıza getiren yeni bir müzikal aşk filmi karşımızda. Orijinal ismiyle “La La Land” ülkemizdeki adıyla “Aşıklar Şehri” filmi 30 Aralık 2016 günü vizyona girdi ve hemen 2016 yılının en iyi filmler listesinde yerini aldı. (Tabii ki benim listemde de)

Filme “Altın Küre” ödül bombardımanı ve 14 dalda Oscar Adaylığı…

7 Dalda Altın Küre’yi kucaklayan La La Land “pek de müzikal sevmem” diyenlerin bile keyifle izlediği bir film olarak ön plana çıktı. Bu da yetmedi; Oscar ödüllerinde 14 dalda aday gösterilerek bir rekoru paylaştı. Tabii ki bunlardan en önemlisi de “En İyi film” ödülüne aday olması. “La la Land” sıcak, samimi, biraz gerçek, biraz hayal, biraz da sorgulayıcı metinlerle bezenmiş bir film. Gençlik yıllarındaki aşkı, arzuları, hedefleri, çabaları müzik ve dansla yoğuruyor. Bu ödüllü filmin yönetmen ve senarist koltuğunda Damien Chazelle oturuyor ve ona başrolde Ryan Gosling (Sebastian) ile Emma Stone (Mia) eşlik ediyor.

Peki bu aşk filminde Mia ile Sebastian’ın yolları nasıl kesişiyor? Filmin konusunu biraz özetlersek: Hollywood’ta (rüyalar şehri) ilk olarak trafikte karşılaşıyorlar, daha sonra Sebastian’ın piyano çaldığı gece kulübünde. Sebastian kendi caz kulübünü açmak isteyen müzik tutkunu bir genç, Mia ise oyunculukta kariyer yapmak isteyen genç bir artist adayı. Sık sık yaşanan karşılaşmalar ile başlayan aşk hikayesi bizi filmin en ilgi çekici kısmı olan finale kadar taşıyor.

Hayatta tavizler ve fedakarlıklar yapılırsa bu hep akılda “keşke” olarak kalır mı?

Hayatlarını kurmak, hayallerine kavuşmak isteyen birbirine aşık iki genç; Mia ve Sebastian. Bu iki gencin ilk hayal ve büyü dünyasına geçişi Mia’nın Sebastian ile buluşmak için sinemaya gelmesiyle başlıyor. Yaşananlar ve yaşanamayanları izlerken bu iki genç üzerinden bizlerde kendi hayatlarımızı sorguluyoruz. Acaba çiftlerden birinin hayali, diğerinin hedefine uymazsa neler oluyor? Birlikteliklerde hep bir kişinin hayalleri için mi savaşılmalı acaba? Aşk için hayallerden taviz verilmeli mi? Yoksa aynı anda iki kişinin hayalleri de gerçekleşebilir mi? Eğer tavizler ve fedakarlıklar yapılırsa bu hep akılda “keşke” olarak kalır mı? Tüm bu soruları, gençlik yıllarında alınan kararları ve seçimleri sorgulayan film bunu müzik, dans eşliğinde yapıyor.

1950’li yıllara selam…

Filmi izlerken sanki 1950’li yıllara ait klasik müzikallerden sahneleri ardı ardına izliyoruz. Eski sinema, kafe, caz kulüp gibi mekanlarda dolaşıyoruz. Ama bunları biraz nostaljik biraz da günümüz modern dünyası içinde yaşıyoruz. Yani sevdiğimiz müzikalleri yeni bir yorumla izliyoruz; geçmişe özlem duyan yeni dünyanın gerçeklerini gözler önüne seren bir senaryo işleyişi ve tabii ki Emma Stone’un parıldayan oyunculuk performansıyla birlikte.

Özetle; senaryo çok mu sıra dışı, çok mu farklı? Hayır. Benzer konuları hiç görmedik mi? Gördük. Kağıt üzerinde bu senaryoyu okusak heyecanlanır mıyız? Bence hayır. Yılın en iyi filmi mi? Bence değil. Ama en iyi filmleri arasında olduğu kesin. Bu film; çok iyi işlenmiş bir senaryo; kurgu, müzik, mekan seçimleri, tasarımlarıyla birlikte geçmişe özlemi modern dünya ile harmanlayan bir film. Bütün klasik ve sevilen filmlere özlemi yansıtıyor ve sanki bu klasikleri yeni nesillere tanıtıyor. Sorgulayıcı ve düşündürücü satır altlarıyla, bazen de cevaplarıyla izleyicilerin karşısına çıkıyor. Yani akıllı seçimleri olan, sıcak, samimi bir film. Hele hele muhteşem finaliyle seyircide iz bırakıyor.

Estetik öğelerin hepsi; müzik, kamera detayları, ışık, mekan tasarım, kostüm, makyaj ve kurgu keyifli seyirler yaşatıyor. Biraz da Woody Allen’ın “Cafe Society” filmini anımsatan detaylarda var. Oyuncu seçimi ise gerçekten birbirine yakışan bir çiftin bir araya gelişi. Emma Stone performansıyla çok dikkat çekiyor. Genç yönetmen Damien Chazelle’in muhteşem yönetim başarısını gördüğümüz, su gibi akan filmi tavsiye ederim.