Afrin gerçeği (6): Rusya ne yapmak istiyor?

İlhami Işık

  • »

Dayanıklı ve iyi dokunmuş dış görünüşüne rağmen, bildiğimiz dünyanın büyük kısmı, yakın dönemin ürünüdür. Bugünkü dünya, ilk olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yer kürenin her tarafına yayılan iki büyük askeri gücün –ABD ile SSCB- ideolojik, politik ve ekonomik mücadelesinden arta kalan mirasıdır. Soğuk savaş döneminin sona ermesi bu sonucu değiştirmiyor. 1989’da SSCB’nin yıkılıp buharlaşması da yeni bir konjonktür yaratamadı. Çünkü Doğu Avrupa hariç, yer kürenin diğer sorunlu bölgelerinde statüko, olduğu gibi varlığını korudu. Özellikle de Ortadoğu coğrafyası, deyim uygunsa Arap Baharı tecrübesine kadar neredeyse tek çivisi sökülmeden ayakta kalan ahşap ev gibi, tartışmalı statüsüne rağmen varlığını sürdürdü.

Bu bir sır filan değildi. İki kutuplu dünyanın tarihsel olarak oluşturduğu bağlar ve bağımlılıklar, kılık değiştirse bile, bir gelenek olarak varlığını sürdürebildi. ABD enerji havzalarını kontrol ederken, yıkılmış SSCB’nin mirasçısı yeni Rusya, tıpkı eskiden olduğu gibi Baas Rejimlerini silah pazarı olarak kullanmaya devam etti. Üstelik SSCB’nin hibe politikası yerine bu işi karlı bir ticarete dönüştürmeyi de başarabildi.

Klasik bir ifadedir; denilir ki, ‘’her dünya savaşı aslında bir paylaşım savaşıdır’’. Bu çok doğru bir laftır. Eğer bu doğruysa o zaman bölgesel savaşların da, yerel savaşların da bu amaç etrafında kurgulanması gerekir. 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaşın, kısa sürede yerel dinamiklere dayalı klasik bir iç savaş olmaktan çıkması, sadece yerel rakiplerin zayıflığı ile açıklanamaz. Bu da bir sebeptir, ama asıl belirleyici sebep, Suriye’deki pazar paylarını korumaya çalışan yerel ve küresel güçlerin hızla savaşa müdahil olmalarıdır.

Rusya’nın Suriye’de varlığını açıklayan yegane argüman ya da Rusya’nın Suriye’de aradığını izah eden en önemli neden şudur; 1960 yılından bu yana Suriye, Rusya için çok ciddi bir silah pazarıdır. Bir kalemde milyar dolarlık sözleşmelerin altına imza atan Hafız Esad, Rus silah sanayinin en yağlı müşterisiydi. Oğul Beşşar Esad da tıpkı babası gibi silahlanma yarışına Rus mallarına yatırım yaparak başladı.

Savaş demek, her şeyden önce silah sanayiinin açık fuarı demek. Savaş demek, silah sanayiinin en karlı dönemleri demek. Tam da yeri gelmişken, Arap Baharı’nın kaderiyle ilgili bir iki laf etmek isterim. Bilindiği gibi Arap Baharı aslında küresel düzeyde laptop sanayii ile petrol ve silah sanayiinin Ortadoğu ölçeğinde kapışmasıdır. Petrol ve silah sanayii, laptop sanayiinden daha tecrübeli ve daha örgütlü olduğu için Ortadoğu ölçeğinde bu savaşı kazanmak üzere. Mısır’dan Irak’a uzanan hat üzerinde petrol ve silah sanayii kesin zaferini ilan etmek üzere. Aslında bu kesin zafer ilanı Esad’ın Suriye’de iktidarda kalmasıyla duyurulacak.

İran, Esad’ın doğal müttefiki olduğu için Esad’ın kalmasından yana. Rusya, Suriye’deki Pazar payını ancak Esad’lı bir yönetimle koruyacağına inanıyor ve dolayısıyla Esad’ı destekliyor. Şu an itibariyle ABD’nin de Esad’lı çözümden yana olduğunu biliyoruz. Bunun anlamı şudur; Esad karşıtlarına karşı olan cephe giderek genişliyor. Esad kime karşıysa İran, Rusya ve ABD de ona karşıdır.

Aslında bu tablo Suriye savaşının nasıl sonuçlanacağını açıkça gösteriyor. Aslında bu tablo yeni Suriye rejiminin dinamiklerini de açıklıyor. Tam bu noktada şu kestirimi yapmak bana çok rasyonel geliyor. Suriye’nin geleceğini belirleyecek olan dinamikler ABD, İran ve Rusya’nın desteklediği dinamiklerdir. Son tahlilde bu dinamiklerin adı mevcut Esad rejimi ve PYD/YPG güçleridir.

Dikkatli okuyucu bu yazı dizisinin başlangıcında İran ve Esad rejiminin kararı ile Kürt bölgelerinin alan hakimiyetinin bir gecede ve tek kurşun sıkılmadan PYD/YPG güçlerine bırakıldığını anımsayacaktır. Esad rejimi ve PYD/YPG arasında de-facto olarak kurulan müttefiklik ilişkisi fiilen 2011’de başlamıştı. Nihayet 2014 yılından sonra ABD’nin PYD/YPG ile ilişkilenmesi bu ittifakı güçlendiren ve resmileştiren bir gelişmedir. ABD’nin bu ittifaka bir tür garantör olduğunu söylemek bile kesinlikle abartı sayılmaz.

Rusya’nın gerek sahada YPG/PYD güçleriyle kurduğu ilişkiler, gerek bizzat Moskova’da PYD’ye açılan diplomatik alan ve gerekse de hem Astana süreci hem de Soçi görüşmelerinde Rusya’nın sergilediği tavırlar, Rusya’nın da tıpkı ABD gibi yeni Suriye’nin Esad ve PYD/YPG egemenliğinde inşa edilmesinden yana olduğunu açıkça kanıtlıyor.

İran, Rusya ve ABD’nin ortak derdi, cihatçı/selefi güçlerin yeni Suriye şekillenirken mümkün olan en yüksek oranda etkisiz ve işlevsiz hale getirilmeleridir. Sekiz yıllık savaş deneyiminden çıkardıkları askeri ders de şudur; her işi vekalet güçlerle yap. Çünkü maliyeti çok düşük! Rusya’nın Afrin meselesinde Türkiye’ye yaktığı yeşil ışığın mantığı da budur.

Türkiye’nin Suriye iç savaşına askeri varlığı ile müdahil edilmesi her şeyden önce cihatçı ve selefi güçlerin daha kısa sürede ve daha az maliyetle etkisiz hale geleceği, usta bir strateji ile hem hesaplanmış hem de planlanmıştır. İdlip, Afrin dengesine baktığımız zaman Rusya’nın neden bu kadar iştahlandığını anlamak zor olmasa gerek. Çünkü İdlip’in düşürülmesi esas meseledir. Afrin ise bir gece de Esad rejimine teslim edilecek olan oltanın ucundaki yemdir.