AB’nin patronları kim? - Arzu Erdoğral

AB’nin patronları kim?

Yazarlar

Almanya’nın Türkiye düşmanlığı tüm hızı ile devam ederken Fransa’da aslında boş durmuyor. Her ne kadar geri planda kalsa da İngiltere’nin AB’den ayrılması ve Macron’un göreve gelmesinden sonra Almanya ve Fransa politikaları arasında su sızmadı.

Son olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin durdurulması ya da askıya alınması önerisine Fransa'dan "Müzakereler zaten fiilen donmuş durumda. Almanya'nın kaygılarını paylaşıyoruz" açıklaması geldi.

Yani Fransa, Almanya gibi çok ses çıkarmasa da kesinlikle Almanya kadar Türkiye’nin karşısında.

Çünkü Almanya ve Fransa ikilisi kendilerini AB’nin yeni patronu gibi görüyor ve AB içerisinde ekonomik ve siyasi açıdan hükmedemeyeceği bir Türkiye istemiyorlar.

Öte yandan Almanya, Suriye’den çok Ukrayna ile ilgileniyor. CDU ve CSU’nun ortak seçim programlarında Ukrayna'nın durumu Avrupa güvenliği kapsamında anlatılıyor.

Peki, dünya arenasında sesi birden çok çıkan Almanya ve Fransa gerçekten AB’nin yeni patronu mu?

Mayıs ayına geri dönelim.

Merkel, Avrupa'nın sırtını artık tamamen Donald Trump'ın başkanı olduğu ABD ve Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma sürecini başlatan İngiltere'ye dayamayı bırakmasını söyleyerek Avrupa'nın "artık kendi kaderini belirlemek için kendisinin savaşması" gerektiğini ifade etmişti. Almanya için önceliğin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile kurulacak ilişkiler olacağını belirten Merkel ayrıca "Biz, Avrupalıların kendi kaderimizi elimize almamız gerekiyor" demişti.

Açıklama oldukça net!

Ancak Almanya ve Fransa’nın AB’nin patronu olma çabaları debelenmeden başka bir şey değil. AB’yi gözden çıkarmış bir İngiltere ve ABD var karşılarında.

Tabi ki bu ikili asla İngiltere ve ABD’yi karşılarına almayacak. Ama ne var ki eskisi gibi NATO’da dahil arkalarında bir güç olmayacak.

Bununla birlikte AB içerisinden de farklı sesler çıkacak. AB Komisyon Başkanı Jean Claude Juncker'in sözcüsü, Türkiye ile ilgili olarak "Müzakerelerin askıya alınması üyelerin kararıdır" dese de Almanya’nın bu sert tutumundan çok da memnun oldukları söylenemez. En azından Türkiye’yi oyalama taktiğini kullanmak onlar için daha iyi bir seçenek.

Sonuç itibarıyla her ne kadar Almanya ve Fransa kendilerini AB’nin sahibi gibi hissetseler de gözden çıkan bir AB de işleri hayli zor. Bir yandan AB’nin yükünü kaldırıp diğer yandan kendine sürekli cepheler açmak hiç de geçer akçeli bir siyaset değil. Özellikle Almanya’nın karşısına Türkiye’yi alması baştan kaybedeceğinin habercisi adeta… Seçimlerde Merkel kazansa dahi ki bu büyük bir olasılık değişen bir şey olmayacak. Sorunlar yumağı haline gelecek AB’nin sonunu kendi elleri ile hazırlayacaklar.

Hal böyle olunca da sırtlarını dayamayı bırakmak zorunda kaldıkları İngiltere ve ABD yanlarında olmayacak. İşte o zaman ne kadar güçlü olduklarını hep birlikte göreceğiz!

  • Yorumlar