15 Temmuz'un Kahraman Kadınları 1 - Rabia Gülen - Betül Yurtseven
30℃
İstanbul
25 Haziran 2017
Betül Yurtseven
Betül Yurtseven

15 Temmuz'un Kahraman Kadınları 1 - Rabia Gülen

15 Temmuz'un Kahraman Kadınları 1 - Rabia Gülen

Yazarlar

Ben, annem, babam, kardeşim, evdeyiz. Odamdayım, takılıyorum öyle. İçeride babam televizyon izliyor. Köprülerin kapatıldığını duyuyorum. Sinirli sinirli bir şeyler söylüyor babam. Sesi gittikçe yükselip, yorumları hayret nidalarına dönüşüyor. Gidiyorum yanına. Televizyonda ilginç şeyler oluyor. Kalkışma lafları dönüyor. Darbe bu diyor babam. Arkadaşlarıyla telefonda konuşuyor. Emekli polis benim babam. Pek çok yerde asker sokağa inmiş diyor. Televizyonda başbakanın sesini duyuyorum bu arada. Yayına bağlandı. Malum yapı diyor. Kalkışma diyor. Çılgınlık diyor. Çapulcular diyor. Güçleri yetmeyecek diyor.

Babam gitmem lazım benim diyor. Ses tonundan olayın ciddiyetini anlıyorum. Gittiği yerde belki çatışma olacak. Babamı öylecene nasıl gönderebilirim ki? Bensiz gidemez.

İçeri koşup giyinmeye başlıyorum. Dışarıdan uçak sesleri duyuluyor. Cumhurbaşkanı da yayına bağlandı. Tekrar salona koşuyorum. Halkımı sokaklara davet ediyorum diyor. Babam, eski polis montunu giyiyor. Dur hemen giyiniyorum diyorum. Babam evden çıkıyor. Giyindim, gidiyorum kapının önüne. Annem kapıyı kilitliyor. Çıkar mısın önümden, ben de gideceğim diyorum. Hiçbir yere gidemezsin diyor annem. Cama yöneliyorum. Camdan çıkacağım. Nereye çıkıyorsam, camda parmaklıklar var. Cama vuruyorum, babama sesleniyorum. Baba nolur beni de al diye bağırıyorum. Babam bırak hanım, gelmek istiyor kız diyor. Annem tereddüt ediyor. Kapıyorum elinden anahtarı, fırlıyorum sokağa. Arkamızdan bağırıyor annem. Dikkatli olun falan diyor sanırım.

Babamın motoru var. Kaskları takıyoruz. Yola koyuluyoruz. Buralar çok sessiz. Tokatköy burası. Benim ücra, güzel ve upuzak semtim. Mahalleden çıkarken babam bağırıyor. Hadi durmayın, sokaklara çıkın diyor. Vatanınıza sahip çıkın diye bağırıyor. Ortaçeşme’ye iniyoruz direkt. Buralarda hareketlilik var. Türk bayraklarını kapan gelmiş. Babam Çengelköy’e gidelim, orası büyük ihtimalle karışacak diyor. Tamam diyorum. Babam önde, ben arkada gidiyoruz öyle.

Anadolu Hisarı’na geldik. Bir şeyler oluyor burada. AVM’nin biraz aşağısındayız. Bir grup asker, karşılarında sivil bir kalabalık. İniyoruz motordan. Ne de olsa Çengelköy’e devam edeceğiz diye kaskımı çıkarmıyorum. Babam askerlerin yanına gidiyor. Yolu kapatmayın diyor onlara babam. Siz bizim evladımızsınız, yapmayın etmeyin diyor. Hepsi gencecik çocuklar. Yüzleri sapsarı. Kalabalıktan başkaları da bir şeyler bağırıyor. Askerler biraz geri çekiliyor.

Burada bir benzinlik var, kavşakta. Kalabalığın içinden birileri silahlarını alalım diyor. Askerleri benzinliğin arka tarafına yönlendiriyor babam. Taşkınlık yapan olmasın diye askerlerin önünde duruyoruz babamla. Birileri asıl komutanlar AVM'nin ordaymış, oraya gidelim diyor. Babamla o yöne doğru birkaç adım atıyoruz. Tam o anda kıyamet kopuyor.

Benzinliğin arkasından dört sıra halinde askerler geliyor. Komutanlar bunlar demek ki. Yere ateş ede ede geliyorlar. Babam yapmayın diye bağırıyor. Biri birine mi vuruyor, biri birini mi itiyor, bir şey oluyor o sırada. Babamın tam önünde sivil giyimli biri var. Gidin buradan, yoksa fena olacak diyor. Babama bir hamle yapıyor.

Kurşunlar yağmaya başlıyor üstümüze. Komutanlar direkt halkı taramaya başlıyor. Babamın kolundan çeken sivil giyimli tip babamı savuruyor. Tam savrulurken babam sırtından vuruluyor. Sendeliyor babam. Babama bakarken ben de bacağımda bir acı hissediyorum. Babam bir de bacağından kurşun yiyor gözümün önünde. Babam beni tutup çekiyor, yere düşüyoruz.

Hemen doğrulup babama bakıyorum. Yattığı yerden etrafa kan yayılmaya başlıyor. Babam şehadet getiriyor. Ayağa kalkıp askerlere dönüyorum. Asker dediysem, lafın gelişi işte.

Deli gibi bağırıyorum. Ne diyorum, ben de farkında değilim. Babamı vurdunuz diyorum. Napıyorsunuz siz ya, napıyorsunuz diyorum. Kafamdaki kaskı çıkarıp fırlatıyorum onlara. Pek etkili olmuyor tabii. Devam ediyorlar ateş etmeye. Babamın yanına eğiliyorum tekrar.

Hemen halktan birileri geliyor yanımıza. Gençler hemen gelip babama yardım etmeye çalışıyor, yarasına tampon yapıyor. Bir yaşlı amca beni çekip yere yatırıyor. Üstümüzdeki trafik levhasına kurşunlar çarpıyor patır patır. Bu nasıl bir gaddarlık Allah’ım. Rastgele ateş açıyorlar üstümüze.

23 yaşındayım ben. Darbenin ne olduğunu bilmiyorum. Deneyimlemediğim bir şey, biliyormuş gibi davranmayacağım. Kötü bir şey olduğunu biliyorum, siyasi bir şey olduğunu da biliyorum. Ama tam nasıl bir şey bilmiyorum. Bildiğim tek şey, böyle bir şey olmaması gerektiği. Savaş gibi darbe diye bir şey duymadım hiç. Askerin halkı kurşunladığını hiç duymadım.

Bir kadın geliyor yanımıza. Gazeteciyim ben diyor. Babanı hastaneye götürmek lazım, ben götüreyim diyor. Tamam diyorum. O ateş altından nasıl çıkıyoruz bilmiyorum ama bir şekilde ulaşıyoruz kadının arabasına. Paşabahçe Devlet Hastanesi'ne getiriyor bizi. Keşke adını sormayı akıl etseydim kadıncağızın.

Babamın girişini yaptım. Müşahedeye aldılar. Bekliyoruz. Babamın sırtı iyice şişti. Nefes almakta zorlanıyor. Bekliyoruz. Babamın yaraları kanamaya başladı. Bekliyoruz. Mikrop kapma ihtimali yok mu ki? Bekliyoruz. Saatler geçiyor.

Hemşirenin peşinden koşuyorum. Babamın yaraları kanıyor, bi bakmayacak mısınız diyorum. Hemşire bana sargı bezi gibi bir şey veriyor. Bunu babanın yaralarının üstüne koy diyor. Siz bakmayacak mısınız diyorum? Sırtı şişti, sırt üstü yatamıyor diyorum. Yanımda geliyor. Babama bakıyor. Tamam sırt üstü yatması iyi diyor. Sen sargı bezini yaralarının üstünde tut diyor. Babamı sırt üstü yatırıyoruz. Bezi tutmaya başladım. Hemşire şöyle bir dokunuyor babama, tamam sen öyle tut diyor. Gidiyor.

Birilerini buluyorum yine. Yoğunuz diyorlar. Üst kata çıkın diyorlar. Babamı çıkarıyorum üst kata. Babam kızım senin de bacağında kurşun yok mu diyor. Acımıyor benimki baba, boşver sen beni diyorum. En azından bilincimiz açık diye birbirimizi avutuyoruz. Daha ağır yaralılar geçip gidiyor yanımızdan, halimize şükrediyoruz.

İki kişi bacağından kanlar boşalan birini taşıyor. Adamın yarası açılmış galiba. Hemşire geliyor, niye buraya geldiniz diyor. Burada yer yok diyor. Aşağıdan gönderdiler bizi diyorlar. Hemşire götürün bunu diyor, aşağıya gönderiyor adamları. Arkalarında kandan bir iz bırakarak gidiyor adamlar.

Keşke en azından kan almayı bilseydim diye düşünüyorum. En azından acildeki yoğunluğa bir katkım olurdu. Her yerde ağır yaralılar. Babam yanımda, görünüşü gittikçe tuhaflaşıyor. Yüzü acıdan çarpılmış. Bembeyaz. Hiçbir şey yapamadan bekliyorum.

Hastanenin üstünden uçaklar geçiyor. Bina sallanıyor. Hemşireler bacak bacak üstüne atmış. Şakalaşıyorlar. Neşe içindeler. Biz herhalde öleceğiz burada. Bekle diyorlar bize. Burada bekle. Kenarda dur, bekle. İyice kan kaybet, bekle. Ölmeyi bekle.

Bu nasıl bir muamele? Kimin hastanesi bu? Sabah 8 olmuş. Hemşireler çıkmak için hazırlanıyor. Üzerlerini değiştiriyorlar. Mesaileri bitmiş. Sabah mesaisindeki hemşireler hastaneye varamamışlar. Malum gece darbe girişimi oldu hani. Doktorun yanına gidiyorlar, çıkıyoruz biz diyorlar. Doktor diğer grup gelsin öyle çıkın diyor. Mesaimiz bitti, bize ne diyorlar. Bu nasıl bir kafa, nasıl bir vicdan? Nasıl bir mantıkları var bu insanların? Kimin çalışanı bunlar?

Saatler sonra bir nöbetçi doktor geliyor. Bir beyaz kağıt istiyor. Hemşire aldı elimden diyorum. Getir onu diyor. Aşağı iniyorum, kağıdı arıyorum. Aşağıda biz yukarı gönderdik diyorlar. Yukarı çıkıyorum, beyaz kağıt nerde diyorum. Aşağıya gönderdik diyorlar. Aşağıya iniyorum, bir dosya dolabı gösteriyorlar bana. Bunun içinden bulun diyorlar. Ben bulamam, siz bulup bana vereceksiniz diyorum. Ben bakayım da, siz de vatandaş o gün tek başına iş yapmış burada, belgeler karışmış deyin değil mi?

Adımı söylüyorum, bakmaya başlıyor. Benim kağıdım bir yerden çıkıyor, babamınki apayrı bir yerden. Kağıtları kaptığım gibi acildeki nöbetçi doktorun peşine koşuyorum. Kağıtları alıyor, bakıyor. Siz benim hastam değilsiniz diyor. Başka hiçbir doktor yok, sizin bakmanız lazım diyorum. Benim hastam değilsiniz diyor. Ölelim mi diyorum. İyi peki, giriş kağıtlarınızı verin bir şeyler yapmaya çalışayım diyor. Lütfettiniz doktor bey. Giriş kağıtlarını almak için babamın yanına gidiyorum.

Babam çok sıkıldı artık. Hem devletin hastanesinde yaralılarla ilgilenmemelerinden, hem de yaralı halimle beni koşturmalarından. Eve gidelim diyor. Tamam dur, şu kağıtları vereyim, bir baksın en azından diyorum. Doktoru buluyorum tekrar. Tam kağıtları vereceğim, her yer insan doluyor birden. Normal hasta kabul saati gelmiş, kapılar açılmış. Doktora kağıtları uzatıyorum, bana arkasını dönüp gidiyor odasına.

Hasta bir çocuğu alıyor muayeneye, çocuğun kulağı ağrıyormuş. Muayene ediyor, çocukla şakalaşıyor falan. Çocuk çıkınca gidiyorum yanına. Bize bakmayacak mısınız diyorum. Kağıtları alıyor tekrar, şöyle bir bakıyor. Benim şu an yapabileceğim bir şey yok, Pazartesi gelin diyor. Pansuman yapmayacak mısınız diyorum, hani açık yara. Tamam bir pansuman yapalım o zaman diyor.

Bir gece düşünün, yıllarca devlete polis olarak hizmet etmiş babanız iki yerinden vuruluyor. Siz bacağınızdan vuruluyorsunuz. Devletin hastanesine geliyorsunuz. Tüm gece devletin memuru doktorlardan, devletin memuru hemşirelerden kimse sizinle ilgilenmiyor. Hastanenin bir köşesinde ölüme terk ediliyorsunuz. Devletten maaş alan insanlar yapıyor bunu. Üstünkörü bir pansumandan sonra, kurşunlarımız içimizde, kaçar gibi çıkıyoruz babamla hastaneden. Lanet okumamaya çalışarak.

Haftasonunu evde geçiriyoruz. Tam bizden sonra köprüden kaçan bir tank gelmiş Anadolu Hisarı’na. Epey bir insanı yaralamış. Paşabahçe’ye kadar gelmiş darbeciler diyorlar ama ne kadar doğru bilmiyorum. Bizi vuran komutanlar da, o Anadolu Hisarı’ndaki kavşakta, benzinliğin arkasında eski bir karakol varmış, oradan gelmişler. Öyle anlattılar yani. Bacağımda kurşun var, biraz ağrı da var ama babam için duyduğum endişeden pek yoğunlaşamıyorum kendime. Oturamıyor, kalkamıyor. Namaz kılıyor, eğilemiyor. Sağlık ocağına gidiyoruz bir ara. Kurşunlar yürürse tehlikeli olabilir diyorlar. İki gün boyunca cehennemi yaşıyoruz evin içinde. Pazartesi gidiyoruz tekrar o hastaneye.

Bizi sevk ettikleri doktorun görev günü değilmiş bugün. Hasta kayıt bölümüne söylüyoruz. Sizin üstünlüğünüz var, sıra beklemeden girin diyorlar. Yalnız başka bir doktor var diyorlar. Tamam diyoruz. Gidiyoruz doktorun yanına. Doktor bize ben Acil’den zaten hasta çektim, Acil meşgul olmasın diye diyor. Şu anda önüne gelene bakamam diyor. Size bakamam diyor. 150 tane hastam var, onlar ne olacak diyor. Babamın sırtında bir kurşun var diyorum. İki gündür içinde diyorum. Kimse bize ne yapacağımızı söylemiyor diyorum. Normal bir durum değil, bize bakmayacak mısınız diyorum. Tamam ben sizi anlıyorum ama benim de hastalarım var diyor. Bilgisayar ekranını bize çeviriyor. Bu kadar hastam var diyor. Babam sizi şikayet edeceğim diyor. Doktor istediğiniz yere şikayet edin diyor. Gayet rahat bir tavırla.

Aklımıza cerraha görünmek geliyor. Tesadüfen bir cerrah buluyoruz. Gidiyoruz yanına. Cerrah bize sorular soruyor. Kendi isteğinizle mi çıktınız o gün diyor. Yolda mı yakalandınız askerlere diyor. Bir yerden mi dönüyordunuz diyor. Babam tabii ki de kendi isteğimizle çıktık diyor. Napacaksınız, yarama baksanıza diyor. Doktor kardeşim size ne diyor. Siz mi kurtaracaksınız ülkeyi diyor. Ne işiniz var sizin orda diyor. Bırakın devlet büyüklerimiz halletsin diyor. Bana babamın pansuman bantlarını açtırtıyor. Hiç bakmıyor yarasına. Ben izne çıkacağım diyor. İzinden geldikten sonra operasyon yapabilirim diyor. 10-15 gün sonra diyor. Yerinden bile kalkmıyor tüm bunları söylerken. Tetanoz iğnesi vuruldunuz mu diyor. Yok diyoruz. Tamam, gidin acile iğne olun diyor. Gidiyoruz acile.

Hemşireye tetanoz iğnesi olmamız lazım diyoruz. Hemşire kağıtlarımıza bakıyor. Sizin doktorunuz bugün yok, onun imzası lazım diyor. İmza olmadan yapamam iğneyi diyor. Babamın tepesi atıyor. Biz sizin için çıktık o gece, devlet için, siz bize bakmıyorsunuz diyor. Hepinizi şikayet edeceğim diyor. Hepiniz şeref yoksunusunuz diyor. Hemşire kızıyor. Bana niye laf ediyorsunuz diyor. Ben de sabrımın sonuna geldim artık. Biz askerlerin karşısına çıkıyoruz diyorum. Geleceğimiz için çıkıyoruz diyorum. Siz askerlerin yapamadığını tamamlamaya çalışıyorsunuz diyorum. Bizi siz öldüreceksiniz diyorum. İğne de vurulmadan çıkıyoruz hastaneden. Bir daha ayak basmayacağız bu uğursuz hastaneye.

Ortaçeşme’de özel bir hastane var, oraya gidiyoruz. Giriş bile yapmadan direkt alıyorlar bizi. Doktor ellerini açıyor, siz bizim gazimizsiniz diyor. Siz canınızı ortaya koydunuz bizim için diyor. Hemen yaralarımıza bakıyor. Genelde vücut kurşunları kendisi dışarı atabiliyor, biraz bekleyelim diyor. Kurşun içeride yürüdüğü için almak daha tehlikeli olabilir diyor. Pansuman yapıyor. İlaç veriyor. Sürekli kontrole gelin diyor.

Kurşun kemiğe dayanırsa yeri tespit edilebiliyormuş. Benim diz kapağımın altında, arkada. Babamın sırtında. Babamda ara ara ağrı yapıyor. Benim birkaç hafta içinde yaram iyileşiyor, hiç etkilemiyor beni artık. Biraz kendimize gelince hemen o devlet hastanesindekileri şikayet etmeye başlıyoruz her yere. İki tane şehit verdik o hastanede. Acaba diye sormuyor değiliz şu an. Acaba hastanedeki ilgisizlikten mi öldüler? Her yere şikayet ettik, her yere. Pek çok kişi de şikayet etmiş. Etkili de oldu. 11 doktor açığa alınmış. Bir dolu da hemşire. Umarım hak ettikleri cezaları alırlar.

Darbeyi bastırdık. Vatanımızı kurtardık. Babam da iyileşiyor. Keyfimiz yerinde. Bir tek derdimiz var. Soyadımız. Babam kafasına koydu, değiştirecek. Bizim burada bir restoran var. Gülen Balık Restoranı diye. O bile değiştirdi adını. Gül Balık Restoranı yaptı. Hahaha. Belediye başkanı geliyor bize ziyarete. Babam soyadımızı nasıl değiştirebiliriz diye soruyor. Başkan çok kızıyor babama. Ne demek soyadı değiştirmek diyor. Siz o soyadının gerçek sahibisiniz diyor. Gururla taşıyacaksınız diyor. Asıl o şeref yoksunu değiştirsin soyadını diyor. Ben de öyle düşünüyorum açıkçası. Aynı soyadından birilerinin ona karşı çıktığını görmesi fikri hoşuma gidiyor. Bir Gülen vatana ihanet ederken, kaç Gülen’in vatanını savunmak için vurulduğunu görsün istiyorum.

Yorum Yap
Yorumlar
  • Ferhat...

    Emeğine sağlık. Çok güzel olmuş. Yazı dili iyi. tarz da güzel... Daha iyi olması noktasında olay esnasındaki psikoloji biraz daha işlenebilir. Özellikle iç dualar ve tekbirler mutlaka öne çıkarılmalı. O gecenin ruhu dua ve tekbirler ile en güzel şekilde anlatılabilir. Tarihe not düşmek adına verdiğiniz bu çabanın cennetinize vesile olması duası ile.