Superhaber.tv

Algı yönetmiyoruz... Sadece doğru bilgi, doğru haber

8℃
İstanbul
19 Şubat 2017
Rus uçağının düşürülmesi

'Pilotun FETÖ ile irtibatı bulunamadı' diyen kimdi? Davutoğlu açıkladı

Davutoğlu, Rus uçağının düşürülmesine ilişkin perde arkasında yaşananları anlattı

Gündem
'Pilotun FETÖ ile irtibatı bulunamadı' diyen kimdi? Davutoğlu açıkladı

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Rusya arasında uzun süre gerilime neden olan 'uçak' krizine 15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu'nun sorularına verdiği yanıtlarda açıklık getirdi.

Davutoğlu, Kasım 2015'te Rus uçağının düşürülmesiyle ilgili tartışma yaratan "Emri ben verdim" açıklamasına ilişkin olarak, "TSK hiyerarşisi dışında bir aidiyet taşıdığı ve yetkilendirildiği angajman kurallarının dışında başka bir merciden emir alarak hareket ettiği ortaya çıkarsa mutlaka cezayı alacaktır" dedi.

"Talimatını verdiğim angajman kuralları Rusya dâhil hiçbir ülkeyi hedef almamıştır, ancak aynı angajman kuralları hangi ülkeden olursa olsun savaş şartlarındaki bir ülkeden hava sahamızı ihlâl eden bütün hava araçlarını kapsamıştır" diyen Davutoğlu, "Nitekim Sayın Genelkurmay Başkanımız daha sonraki görüşmemizde pilotun geçmişini ve ilişkilerini araştırdıklarını ve somut bir irtibat tespit edilemediğini bildirmiştir" ifadesini kullandı.

Yanıtlarıyla, "tarihe bir not düşmeyi" ve Türkiye'nin içinden geçtiği günleri gelecek nesillerin daha iyi anlamasına yardımcı olmak için "zihni bir miras olarak bırakmayı" amaçladığını belirten Davutoğlu, Gülen cemaatiyle ilgili kanaatlerinin 4 aşamadan geçerek netleştiğini söyledi.

Gülen cemaatinin, 12 Eylül askeri darbesi dönemine kadar giden soru işaretlerinden "barbar bir ihanet çetesine" ulaştığını ifade etti.

"İslamofobik vesayetçiler"

Davutoğlu, Gülen örgütünün hangi zeminde yükseldiğini anlatırken "İslamofobik vesayetçiler" tanımlamasını kullandı.

"Esasen FETÖ/PDY mensuplarının kendilerini gizleyerek bürokrasiye sızma çabalarının gerçek mâhiyeti, toplumun dini inançlarının sosyal hayattaki tezahürlerini bir tehdit olarak tanımlayarak dindar kişilerin bürokraside yer almasını çeşitli yöntemlerle engelleyen, bu yolda hukuk dışı uygulamalara da başvurmaktan çekinmeyen vesayetçi/darbeci anlayış temsilcilerinin hastalıklı davranışları sebebiyle başlangıçta tam olarak teşhis edilememiştir. Devletin kurumsal yapısına tehdit oluşturabilecek örgütsel yapılarla rasyonel temeller düzleminde mücadele etmek yerine, irtica söylemi üzerinden İslâmi yaşantıyı tehdit olarak gören vesayetçi anlayış, gerektiğinde İslâmi yaşantıdan vazgeçebilen bu yapıyı filtreleyemeyerek örgütsel bağlantıları olmayan mütedeyyin bürokratlarla uğraşmıştır. Bireysel İslâmi yaşantıya sahip bürokratlarla paralel yapı gibi örgütsel bir yapıya mensup bürokratlar arasında ayırım yapamayan İslamofobik vesayetçiler, devlete sızmak için İslâmi yaşantıdan vazgeçme icazeti alan FETÖ mensuplarını fark edemeyerek bürokraside yükselmelerine zemin hazırlamıştır."

"Bu bakımdan vesayetçi/darbeci çizgi, hem İslâm dışına taşan uygulamalarına geniş halk kitleleri nezdinde meşruiyet sağlamak için bir gerekçe hem de kısa yolla tepeden iktidarı ele geçirmek bağlamında örnek aldığı bir model işlevi görmüştür."

"Vesayetçi/darbeci komitaların bu girişimleri FETÖ/PDY’nin kendinden menkûl bir demokrasiyi kurtarma iddiasıyla kendisine meşruiyet alanı açmasını kolaylaştırmıştır."

7 Şubat MİT krizi

Ahmet Davutoğlu Komisyon'a gönderdiği metinde, 7 Şubat 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın KCK soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmasıyla yaşanan "7 Şubat MİT krizi"ni de anlattı. Bu hamleyle, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ve hükümetin "millet adına meşru siyasal süreçler dâhilinde yürüttüğü politikaların" sorgulanmak istediğini belirten Davutoğlu, şunları söyledi:

"MİT Müsteşarı Sayın Fidan, savcılık çağrısının ardından Sayın Başbakanımıza bilgi vermek için aradığında hasbelkader Sayın Başbakanımız ile birlikte aynı arabada İstanbul’da muhterem vaizlerimizden İbrahim Subaşı’nın cenazesinden Ankara’ya dönmek üzere havaalanına gidiyorduk. Sayın Başbakanımız, bu hamleyi yargı bürokrasisinin iktidara siyaset dayatması olarak değerlendirerek, son derece kararlı bir tutumla kesinlikle ifade vermeye gitmemesi talimatını verdi."

"Pandoranın kutusu dersanelerin kapatılmasıyla açıldı"

Davutoğlu, 7 Şubat 2012'deki girişimden sonraki kritik eşiğin ise, dersanelerin kapatılması olduğunu ifade etti. Dersanelerin kapatılmasıyla da "pandoranın kutusunun açıldığını" belirtti.

2014'te Başbakanlığı devraldıktan sonra ilk haftalarda 6-7 Ekim olaylarının patlak verdiğine dikkaet çeken Ahmet Davutoğlu, bu olaylar sırasında cemaatin açık bir şekilde PKK yanlısı tavır sergilediğini ifade etti.

"Tam da bu esnada FETÖ’nün özellikle PKK ile Kuzey Irak’ta temas kurarak ülkemizi zaafa uğratmaya çalıştığı istihbarat raporlarına yansımış bir husustur. Terör örgütleri arasındaki bu iletişim yakından takip edilmiş ve uygun yöntemlerle uygun zamanlama içinde gerekli cevaplar verilmiştir."

Kürt sorununun çözümü için yürütülen Oslo görüşmelerinin de Gülen örgütü ve arkasındaki uluslararası odaklar tarafından PKK'nın yayın organlarına sızdırıldığını söyledi.

Erdoğan'ın 'One minute' çıkışına atıf

29 Ocak 2009'da, İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda "Gazze: Ortadoğu’da Barış Modeli" konulu oturuma katılan o dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, kendisine yeterince söz hakkı verilmediği gerekçesiyle oturumu terk etmiş, bir daha Davos toplantılarına katılmayacağını açıklamıştı.

Erdoğan'ın, eski İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e yaptığı "One minute" çıkışı tarihe geçmişti. Ahmet Davutoğlu kaleme aldığı metinde, yükselen Türk dış politikasının bazı çevreleri rahatsız ettiğini, Gülen örgütünün de bu rahatsızlığın üstüne gittiğini anlattı.

Davutoğlu, buradan 29 Ocak 2009'da yaşanan "One minute" olayını hatırlattı.

"Bahsi geçen uluslararası çevrelerdeki kaygıyı fark eden örgüt, bu kaygıların kimi zaman sözcüsü, kimi zaman takipçisi rolüne soyunmuş, kimi zaman da bu kaygılara cevap oluşturabilecek bir alternatif kimliği kazanmaya çalışmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin bu süreçte nihâi aşamayı oluşturduğu açıktır. İlk illegal telefon dinlemelerinin ve iç siyasete müdahale hazırlığı kapsamındaki çalışmaların ‘one minute’ çıkışından kısa bir süre sonra başlamış olması bu açıdan dikkat çekicidir."

İlk yorum yazan siz olun.
Yorum Yap